Cüzler 16

۞ قَالَ أَلَمۡ أَقُل لَّكَ إِنَّكَ لَن تَسۡتَطِیعَ مَعِیَ صَبۡرࣰا
İngilizce

He answered: "Did I not tell thee that thou canst have no patience with me

turkish

O: "Ben sana, yaptığım işlere dayanamazsın demedim mi?" dedi

18 (Al-Kahf) Sure
75 Ayet
302 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ إِن سَأَلۡتُكَ عَن شَیۡءِۭ بَعۡدَهَا فَلَا تُصَـٰحِبۡنِیۖ قَدۡ بَلَغۡتَ مِن لَّدُنِّی عُذۡرࣰا
İngilizce

(Moses) said: "If ever I ask thee about anything after this, keep me not in thy company: then wouldst thou have received (full) excuse from my side

turkish

Musa: "Bundan sonra sana bir şey sorarsam bana arkadaş olma, o zaman benim tarafımdan mazur sayılırsın" dedi

18 (Al-Kahf) Sure
76 Ayet
302 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱنطَلَقَا حَتَّىٰۤ إِذَاۤ أَتَیَاۤ أَهۡلَ قَرۡیَةٍ ٱسۡتَطۡعَمَاۤ أَهۡلَهَا فَأَبَوۡا۟ أَن یُضَیِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِیهَا جِدَارࣰا یُرِیدُ أَن یَنقَضَّ فَأَقَامَهُۥۖ قَالَ لَوۡ شِئۡتَ لَتَّخَذۡتَ عَلَیۡهِ أَجۡرࣰا
İngilizce

Then they proceeded: until, when they came to the inhabitants of a town, they asked them for food, but they refused them hospitality. They found there a wall on the point of falling down, but he set it up straight. (Moses) said: "If thou hadst wished, surely thou couldst have exacted some recompense for it

turkish

Yine yola koyuldular; sonunda vardıkları bir kasaba halkından yiyecek istediler. Kasaba halkı, bu ikisini misafir etmek istemedi. İkisi, şehrin içinde yıkılmağa yüz tutan bir duvar gördüler, Musa'nın arkadaşı onu doğrultuverdi; Musa: "Dileseydin buna karşı bir ücret alabilirdin" dedi

18 (Al-Kahf) Sure
77 Ayet
302 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ هَـٰذَا فِرَاقُ بَیۡنِی وَبَیۡنِكَۚ سَأُنَبِّئُكَ بِتَأۡوِیلِ مَا لَمۡ تَسۡتَطِع عَّلَیۡهِ صَبۡرًا
İngilizce

He answered: "This is the parting between me and thee: now will I tell thee the interpretation of (those things) over which thou wast unable to hold patience

turkish

O şöyle söyledi: "İşte bu, seninle benim ayrılmamızı gerektiriyor; dayanamadığın işlerin yorumunu sana anlatacağım

18 (Al-Kahf) Sure
78 Ayet
302 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَمَّا ٱلسَّفِینَةُ فَكَانَتۡ لِمَسَـٰكِینَ یَعۡمَلُونَ فِی ٱلۡبَحۡرِ فَأَرَدتُّ أَنۡ أَعِیبَهَا وَكَانَ وَرَاۤءَهُم مَّلِكࣱ یَأۡخُذُ كُلَّ سَفِینَةٍ غَصۡبࣰا
İngilizce

As for the boat, it belonged to certain men in dire want: they plied on the water: I but wished to render it unserviceable, for there was after them a certain king who seized on every boat by force

turkish

Gemi, denizde çalışan birkaç yoksula aitti; onu kusurlu kılmak istedim, çünkü peşlerinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı

18 (Al-Kahf) Sure
79 Ayet
302 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَمَّا ٱلۡغُلَـٰمُ فَكَانَ أَبَوَاهُ مُؤۡمِنَیۡنِ فَخَشِینَاۤ أَن یُرۡهِقَهُمَا طُغۡیَـٰنࣰا وَكُفۡرࣰا
İngilizce

As for the youth, his parents were people of Faith, and we feared that he would grieve them by obstinate rebellion and ingratitude (to Allah and man)

turkish

Oğlana gelince; onun ana babası inanmış kimselerdi. Çocuğun onları azdırmasından ve inkara sürüklemesinden korkmuştuk

18 (Al-Kahf) Sure
80 Ayet
302 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَرَدۡنَاۤ أَن یُبۡدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَیۡرࣰا مِّنۡهُ زَكَوٰةࣰ وَأَقۡرَبَ رُحۡمࣰا
İngilizce

So we desired that their Lord would give them in exchange (a son) better in purity (of conduct) and closer in affection

turkish

Rablerinin o çocuktan daha temiz ve onlara daha çok merhamet eden birini vermesini istedik

18 (Al-Kahf) Sure
81 Ayet
302 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَمَّا ٱلۡجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَـٰمَیۡنِ یَتِیمَیۡنِ فِی ٱلۡمَدِینَةِ وَكَانَ تَحۡتَهُۥ كَنزࣱ لَّهُمَا وَكَانَ أَبُوهُمَا صَـٰلِحࣰا فَأَرَادَ رَبُّكَ أَن یَبۡلُغَاۤ أَشُدَّهُمَا وَیَسۡتَخۡرِجَا كَنزَهُمَا رَحۡمَةࣰ مِّن رَّبِّكَۚ وَمَا فَعَلۡتُهُۥ عَنۡ أَمۡرِیۚ ذَ ٰلِكَ تَأۡوِیلُ مَا لَمۡ تَسۡطِع عَّلَیۡهِ صَبۡرࣰا
İngilizce

As for the wall, it belonged to two youths, orphans, in the Town; there was, beneath it, a buried treasure, to which they were entitled: their father had been a righteous man: So thy Lord desired that they should attain their age of full strength and get out their treasure - a mercy (and favour) from thy Lord. I did it not of my own accord. Such is the interpretation of (those things) over which thou wast unable to hold patience

turkish

Duvar ise, şehirde iki yetim erkek çocuğa aitti. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı; babaları da iyi bir kimseydi. Rabbin onların erginlik çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın işlerin içyüzleri budur

18 (Al-Kahf) Sure
82 Ayet
302 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَیَسۡءَلُونَكَ عَن ذِی ٱلۡقَرۡنَیۡنِۖ قُلۡ سَأَتۡلُوا۟ عَلَیۡكُم مِّنۡهُ ذِكۡرًا
İngilizce

They ask thee concerning Zul-qarnain. Say, "I will rehearse to you something of his story

turkish

Sana Zülkarneyn'i sorarlar, "Onu size anlatacağım" de

18 (Al-Kahf) Sure
83 Ayet
302 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّا مَكَّنَّا لَهُۥ فِی ٱلۡأَرۡضِ وَءَاتَیۡنَـٰهُ مِن كُلِّ شَیۡءࣲ سَبَبࣰا
İngilizce

Verily We established his power on earth, and We gave him the ways and the means to all ends

turkish

Doğrusu biz onu yeryüzüne yerleştirmiş ve her şeyin yolunu ona öğretmiştik

18 (Al-Kahf) Sure
84 Ayet
303 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَتۡبَعَ سَبَبًا
İngilizce

One (such) way he followed

turkish

O da bir yol tuttu

18 (Al-Kahf) Sure
85 Ayet
303 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
حَتَّىٰۤ إِذَا بَلَغَ مَغۡرِبَ ٱلشَّمۡسِ وَجَدَهَا تَغۡرُبُ فِی عَیۡنٍ حَمِئَةࣲ وَوَجَدَ عِندَهَا قَوۡمࣰاۖ قُلۡنَا یَـٰذَا ٱلۡقَرۡنَیۡنِ إِمَّاۤ أَن تُعَذِّبَ وَإِمَّاۤ أَن تَتَّخِذَ فِیهِمۡ حُسۡنࣰا
İngilizce

Until, when he reached the setting of the sun, he found it set in a spring of murky water: Near it he found a People: We said: "O Zul-qarnain! (thou hast authority,) either to punish them, or to treat them with kindness

turkish

Sonunda güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir suda batıyor gördü. Orada bir millete rastladı. "Zülkarneyn! Onlara azap da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin" dedik

18 (Al-Kahf) Sure
86 Ayet
303 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ أَمَّا مَن ظَلَمَ فَسَوۡفَ نُعَذِّبُهُۥ ثُمَّ یُرَدُّ إِلَىٰ رَبِّهِۦ فَیُعَذِّبُهُۥ عَذَابࣰا نُّكۡرࣰا
İngilizce

He said: "Whoever doth wrong, him shall we punish; then shall he be sent back to his Lord; and He will punish him with a punishment unheard-of (before)

turkish

Haksızlık yapana azap edeceğiz, sonra Rabbine döndürülür, onu görülmemiş bir azaba uğratır; ama inanıp yararlı iş işleyene, mükafat olarak güzel şeyler vardır, ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz" dedi

18 (Al-Kahf) Sure
87 Ayet
303 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَمَّا مَنۡ ءَامَنَ وَعَمِلَ صَـٰلِحࣰا فَلَهُۥ جَزَاۤءً ٱلۡحُسۡنَىٰۖ وَسَنَقُولُ لَهُۥ مِنۡ أَمۡرِنَا یُسۡرࣰا
İngilizce

But whoever believes, and works righteousness,- he shall have a goodly reward, and easy will be his task as We order it by our Command

turkish

Haksızlık yapana azap edeceğiz, sonra Rabbine döndürülür, onu görülmemiş bir azaba uğratır; ama inanıp yararlı iş işleyene, mükafat olarak güzel şeyler vardır, ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz" dedi

18 (Al-Kahf) Sure
88 Ayet
303 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ثُمَّ أَتۡبَعَ سَبَبًا
İngilizce

Then followed he (another) way

turkish

Sonra yine bir yol tuttu

18 (Al-Kahf) Sure
89 Ayet
303 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
حَتَّىٰۤ إِذَا بَلَغَ مَطۡلِعَ ٱلشَّمۡسِ وَجَدَهَا تَطۡلُعُ عَلَىٰ قَوۡمࣲ لَّمۡ نَجۡعَل لَّهُم مِّن دُونِهَا سِتۡرࣰا
İngilizce

Until, when he came to the rising of the sun, he found it rising on a people for whom We had provided no covering protection against the sun

turkish

Sonunda güneşin doğduğu yere ulaşınca, güneşi, kendilerini elbise, bina gibi şeylerle örtmediğimiz bir millet üzerine doğuyor buldu

18 (Al-Kahf) Sure
90 Ayet
303 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَذَ ٰلِكَۖ وَقَدۡ أَحَطۡنَا بِمَا لَدَیۡهِ خُبۡرࣰا
İngilizce

(He left them) as they were: We completely understood what was before him

turkish

İşte bunun gibi, onun yaptıklarının hepsini baştanbaşa biliyorduk

18 (Al-Kahf) Sure
91 Ayet
303 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ثُمَّ أَتۡبَعَ سَبَبًا
İngilizce

Then followed he (another) way

turkish

Sonra yine bir yol tuttu

18 (Al-Kahf) Sure
92 Ayet
303 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
حَتَّىٰۤ إِذَا بَلَغَ بَیۡنَ ٱلسَّدَّیۡنِ وَجَدَ مِن دُونِهِمَا قَوۡمࣰا لَّا یَكَادُونَ یَفۡقَهُونَ قَوۡلࣰا
İngilizce

Until, when he reached (a tract) between two mountains, he found, beneath them, a people who scarcely understood a word

turkish

Sonunda, iki dağın arasına varınca, orada nerdeyse hiç laf anlamayan bir millete rastladı

18 (Al-Kahf) Sure
93 Ayet
303 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوا۟ یَـٰذَا ٱلۡقَرۡنَیۡنِ إِنَّ یَأۡجُوجَ وَمَأۡجُوجَ مُفۡسِدُونَ فِی ٱلۡأَرۡضِ فَهَلۡ نَجۡعَلُ لَكَ خَرۡجًا عَلَىٰۤ أَن تَجۡعَلَ بَیۡنَنَا وَبَیۡنَهُمۡ سَدࣰّا
İngilizce

They said: "O Zul-qarnain! the Gog and Magog (People) do great mischief on earth: shall we then render thee tribute in order that thou mightest erect a barrier between us and them

turkish

Dediler ki: Zülkarneyn! Doğrusu Yecüc ve Mecüc bu ülkede bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi

18 (Al-Kahf) Sure
94 Ayet
303 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ مَا مَكَّنِّی فِیهِ رَبِّی خَیۡرࣱ فَأَعِینُونِی بِقُوَّةٍ أَجۡعَلۡ بَیۡنَكُمۡ وَبَیۡنَهُمۡ رَدۡمًا
İngilizce

He said: "(The power) in which my Lord has established me is better (than tribute): Help me therefore with strength (and labour): I will erect a strong barrier between you and them

turkish

Rabbimin bana verdikleri sizinkinden daha iyidir. Bana gücünüzle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir sed yapayım. Bana demir kütleleri getirin" dedi. Bunlar iki dağın arasını doldurunca: "Körükleyin" dedi. Demirler akkor haline gelince; "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim" dedi

18 (Al-Kahf) Sure
95 Ayet
303 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ءَاتُونِی زُبَرَ ٱلۡحَدِیدِۖ حَتَّىٰۤ إِذَا سَاوَىٰ بَیۡنَ ٱلصَّدَفَیۡنِ قَالَ ٱنفُخُوا۟ۖ حَتَّىٰۤ إِذَا جَعَلَهُۥ نَارࣰا قَالَ ءَاتُونِیۤ أُفۡرِغۡ عَلَیۡهِ قِطۡرࣰا
İngilizce

Bring me blocks of iron." At length, when he had filled up the space between the two steep mountain-sides, He said, "Blow (with your bellows)" Then, when he had made it (red) as fire, he said: "Bring me, that I may pour over it, molten lead

turkish

Rabbimin bana verdikleri sizinkinden daha iyidir. Bana gücünüzle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir sed yapayım. Bana demir kütleleri getirin" dedi. Bunlar iki dağın arasını doldurunca: "Körükleyin" dedi. Demirler akkor haline gelince; "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim" dedi

18 (Al-Kahf) Sure
96 Ayet
303 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَمَا ٱسۡطَـٰعُوۤا۟ أَن یَظۡهَرُوهُ وَمَا ٱسۡتَطَـٰعُوا۟ لَهُۥ نَقۡبࣰا
İngilizce

Thus were they made powerless to scale it or to dig through it

turkish

Artık Yecüc ve Mecüc onu ne aşabildiler ve ne de delip geçebildiler

18 (Al-Kahf) Sure
97 Ayet
303 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ هَـٰذَا رَحۡمَةࣱ مِّن رَّبِّیۖ فَإِذَا جَاۤءَ وَعۡدُ رَبِّی جَعَلَهُۥ دَكَّاۤءَۖ وَكَانَ وَعۡدُ رَبِّی حَقࣰّا
İngilizce

He said: "This is a mercy from my Lord: But when the promise of my Lord comes to pass, He will make it into dust; and the promise of my Lord is true

turkish

Zülkarneyn: "İşte bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin tayin ettiği zaman gelince onu yerle bir eder; Rabbimin verdiği söz gerçektir" dedi

18 (Al-Kahf) Sure
98 Ayet
304 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ وَتَرَكۡنَا بَعۡضَهُمۡ یَوۡمَئِذࣲ یَمُوجُ فِی بَعۡضࣲۖ وَنُفِخَ فِی ٱلصُّورِ فَجَمَعۡنَـٰهُمۡ جَمۡعࣰا
İngilizce

On that day We shall leave them to surge like waves on one another: the trumpet will be blown, and We shall collect them all together

turkish

Biz o gün onları bırakırız, dalgalar halinde birbirlerine girerler. Sura üflenince hepsini bir araya toplarız

18 (Al-Kahf) Sure
99 Ayet
304 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَعَرَضۡنَا جَهَنَّمَ یَوۡمَئِذࣲ لِّلۡكَـٰفِرِینَ عَرۡضًا
İngilizce

And We shall present Hell that day for Unbelievers to see, all spread out

turkish

Gözleri bizim öğüdümüze karşı kapalı olan ve öfkelerinden onu dinlemeye tahammül edemeyen kafirlere o gün cehennemi öyle bir gösteririz ki

18 (Al-Kahf) Sure
100 Ayet
304 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱلَّذِینَ كَانَتۡ أَعۡیُنُهُمۡ فِی غِطَاۤءٍ عَن ذِكۡرِی وَكَانُوا۟ لَا یَسۡتَطِیعُونَ سَمۡعًا
İngilizce

(Unbelievers) whose eyes had been under a veil from remembrance of Me, and who had been unable even to hear

turkish

Gözleri bizim öğüdümüze karşı kapalı olan ve öfkelerinden onu dinlemeye tahammül edemeyen kafirlere o gün cehennemi öyle bir gösteririz ki

18 (Al-Kahf) Sure
101 Ayet
304 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَفَحَسِبَ ٱلَّذِینَ كَفَرُوۤا۟ أَن یَتَّخِذُوا۟ عِبَادِی مِن دُونِیۤ أَوۡلِیَاۤءَۚ إِنَّاۤ أَعۡتَدۡنَا جَهَنَّمَ لِلۡكَـٰفِرِینَ نُزُلࣰا
İngilizce

Do the Unbelievers think that they can take My servants as protectors besides Me? Verily We have prepared Hell for the Unbelievers for (their) entertainment

turkish

İnkar edenler, Beni bırakıp da kullarımı dost edinmelerini yeterli mi sandılar? Doğrusu biz cehennemi inkarcılara konak olarak hazırladık

18 (Al-Kahf) Sure
102 Ayet
304 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قُلۡ هَلۡ نُنَبِّئُكُم بِٱلۡأَخۡسَرِینَ أَعۡمَـٰلًا
İngilizce

Say: "Shall we tell you of those who lose most in respect of their deeds

turkish

Size, amelce en çok kayıpta bulunanları haber verelim mi?" de

18 (Al-Kahf) Sure
103 Ayet
304 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱلَّذِینَ ضَلَّ سَعۡیُهُمۡ فِی ٱلۡحَیَوٰةِ ٱلدُّنۡیَا وَهُمۡ یَحۡسَبُونَ أَنَّهُمۡ یُحۡسِنُونَ صُنۡعًا
İngilizce

Those whose efforts have been wasted in this life, while they thought that they were acquiring good by their works

turkish

Dünya hayatında, çalışmaları boşa gitmiştir, oysa onlar güzel iş yaptıklarını sanıyorlardı

18 (Al-Kahf) Sure
104 Ayet
304 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أُو۟لَـٰۤئِكَ ٱلَّذِینَ كَفَرُوا۟ بِءَایَـٰتِ رَبِّهِمۡ وَلِقَاۤئِهِۦ فَحَبِطَتۡ أَعۡمَـٰلُهُمۡ فَلَا نُقِیمُ لَهُمۡ یَوۡمَ ٱلۡقِیَـٰمَةِ وَزۡنࣰا
İngilizce

They are those who deny the Signs of their Lord and the fact of their having to meet Him (in the Hereafter): vain will be their works, nor shall We, on the Day of Judgment, give them any weight

turkish

Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Bu yüzden işleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü Biz onlara değer vermeyeceğiz

18 (Al-Kahf) Sure
105 Ayet
304 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ذَ ٰلِكَ جَزَاۤؤُهُمۡ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُوا۟ وَٱتَّخَذُوۤا۟ ءَایَـٰتِی وَرُسُلِی هُزُوًا
İngilizce

That is their reward, Hell, because they rejected Faith, and took My Signs and My Messengers by way of jest

turkish

İşte onların cezası; inkarlarına, peygamberlerimi ve ayetlerimi alaya almalarına karşılık olarak, cehennemdir

18 (Al-Kahf) Sure
106 Ayet
304 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ ٱلَّذِینَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ كَانَتۡ لَهُمۡ جَنَّـٰتُ ٱلۡفِرۡدَوۡسِ نُزُلًا
İngilizce

As to those who believe and work righteous deeds, they have, for their entertainment, the Gardens of Paradise

turkish

Ama inanıp yararlı iş işleyenlerin konakları Firdevs cennetleridir

18 (Al-Kahf) Sure
107 Ayet
304 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
خَـٰلِدِینَ فِیهَا لَا یَبۡغُونَ عَنۡهَا حِوَلࣰا
İngilizce

Wherein they shall dwell (for aye): no change will they wish for from them

turkish

Orada temelli kalırlar, başka bir yere gitmek istemezler

18 (Al-Kahf) Sure
108 Ayet
304 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قُل لَّوۡ كَانَ ٱلۡبَحۡرُ مِدَادࣰا لِّكَلِمَـٰتِ رَبِّی لَنَفِدَ ٱلۡبَحۡرُ قَبۡلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَـٰتُ رَبِّی وَلَوۡ جِئۡنَا بِمِثۡلِهِۦ مَدَدࣰا
İngilizce

Say: "If the ocean were ink (wherewith to write out) the words of my Lord, sooner would the ocean be exhausted than would the words of my Lord, even if we added another ocean like it, for its aid

turkish

De ki: "Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadarını da katsak, Rabbimin sözleri tükenmeden denizler tükenirdi

18 (Al-Kahf) Sure
109 Ayet
304 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قُلۡ إِنَّمَاۤ أَنَا۠ بَشَرࣱ مِّثۡلُكُمۡ یُوحَىٰۤ إِلَیَّ أَنَّمَاۤ إِلَـٰهُكُمۡ إِلَـٰهࣱ وَ ٰحِدࣱۖ فَمَن كَانَ یَرۡجُوا۟ لِقَاۤءَ رَبِّهِۦ فَلۡیَعۡمَلۡ عَمَلࣰا صَـٰلِحࣰا وَلَا یُشۡرِكۡ بِعِبَادَةِ رَبِّهِۦۤ أَحَدَۢا
İngilizce

Say: "I am but a man like yourselves, (but) the inspiration has come to me, that your Allah is one Allah: whoever expects to meet his Lord, let him work righteousness, and, in the worship of his Lord, admit no one as partner

turkish

De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım; ancak bana tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Rabbine kavuşmayı uman kimse yararlı iş işleşin ve Rabbine kullukta hiç ortak koşmasın

18 (Al-Kahf) Sure
110 Ayet
304 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كۤهیعۤصۤ
İngilizce

Kaf. Ha. Ya. 'Ain. Sad

turkish

Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad

19 (Maryam) Sure
1 Ayet
305 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ذِكۡرُ رَحۡمَتِ رَبِّكَ عَبۡدَهُۥ زَكَرِیَّاۤ
İngilizce

(This is) a recital of the Mercy of thy Lord to His servant Zakariya

turkish

Bu, Rabbinin kulu Zekeriya'ya olan rahmetini anmadır

19 (Maryam) Sure
2 Ayet
305 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِذۡ نَادَىٰ رَبَّهُۥ نِدَاۤءً خَفِیࣰّا
İngilizce

Behold! he cried to his Lord in secret

turkish

O Rabbine içinden yalvarmıştı

19 (Maryam) Sure
3 Ayet
305 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ رَبِّ إِنِّی وَهَنَ ٱلۡعَظۡمُ مِنِّی وَٱشۡتَعَلَ ٱلرَّأۡسُ شَیۡبࣰا وَلَمۡ أَكُنۢ بِدُعَاۤئِكَ رَبِّ شَقِیࣰّا
İngilizce

Praying: "O my Lord! infirm indeed are my bones, and the hair of my head doth glisten with grey: but never am I unblest, O my Lord, in my prayer to Thee

turkish

Şöyle demişti: "Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Rabbim! Sana yalvarmakla şimdiye kadar bedbaht olup bir şeyden mahrum kalmadım

19 (Maryam) Sure
4 Ayet
305 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنِّی خِفۡتُ ٱلۡمَوَ ٰلِیَ مِن وَرَاۤءِی وَكَانَتِ ٱمۡرَأَتِی عَاقِرࣰا فَهَبۡ لِی مِن لَّدُنكَ وَلِیࣰّا
İngilizce

Now I fear (what) my relatives (and colleagues) (will do) after me: but my wife is barren: so give me an heir as from Thyself

turkish

Doğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla

19 (Maryam) Sure
5 Ayet
305 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَرِثُنِی وَیَرِثُ مِنۡ ءَالِ یَعۡقُوبَۖ وَٱجۡعَلۡهُ رَبِّ رَضِیࣰّا
İngilizce

(One that) will (truly) represent me, and represent the posterity of Jacob; and make him, O my Lord! one with whom Thou art well-pleased

turkish

Doğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla

19 (Maryam) Sure
6 Ayet
305 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَـٰزَكَرِیَّاۤ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَـٰمٍ ٱسۡمُهُۥ یَحۡیَىٰ لَمۡ نَجۡعَل لَّهُۥ مِن قَبۡلُ سَمِیࣰّا
İngilizce

(His prayer was answered): "O Zakariya! We give thee good news of a son: His name shall be Yahya: on none by that name have We conferred distinction before

turkish

Allah: "Ey Zekeriya! Sana, Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik" buyurdu

19 (Maryam) Sure
7 Ayet
305 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ یَكُونُ لِی غُلَـٰمࣱ وَكَانَتِ ٱمۡرَأَتِی عَاقِرࣰا وَقَدۡ بَلَغۡتُ مِنَ ٱلۡكِبَرِ عِتِیࣰّا
İngilizce

He said: "O my Lord! How shall I have a son, when my wife is barren and I have grown quite decrepit from old age

turkish

Zekeriya: "Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?" dedi

19 (Maryam) Sure
8 Ayet
305 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ كَذَ ٰلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَیَّ هَیِّنࣱ وَقَدۡ خَلَقۡتُكَ مِن قَبۡلُ وَلَمۡ تَكُ شَیۡءࣰا
İngilizce

He said: "So (it will be) thy Lord saith, 'that is easy for Me: I did indeed create thee before, when thou hadst been nothing

turkish

Allah: "Rabbin böyle buyurdu; Çünkü bu bana kolaydır, nitekim sen yokken daha önce seni yaratmıştım" dedi

19 (Maryam) Sure
9 Ayet
305 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ رَبِّ ٱجۡعَل لِّیۤ ءَایَةࣰۖ قَالَ ءَایَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ ٱلنَّاسَ ثَلَـٰثَ لَیَالࣲ سَوِیࣰّا
İngilizce

(Zakariya) said: "O my Lord! give me a Sign." "Thy Sign," was the answer, "Shall be that thou shalt speak to no man for three nights, although thou art not dumb

turkish

Zekeriya "Rabbim! Öyleyse bana bir alamet ver" dedi. Allah: "Senin alametin, sağlam ve sıhhatli olduğun halde üç gün üç gece insanlarla konuşamamandır" buyurdu

19 (Maryam) Sure
10 Ayet
305 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَخَرَجَ عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ مِنَ ٱلۡمِحۡرَابِ فَأَوۡحَىٰۤ إِلَیۡهِمۡ أَن سَبِّحُوا۟ بُكۡرَةࣰ وَعَشِیࣰّا
İngilizce

So Zakariya came out to his people from him chamber: He told them by signs to celebrate Allah's praises in the morning and in the evening

turkish

Zekeriya bunun üzerine mabedden çıkıp milletine: "Sabah akşam Allah'ı tesbih edin" diye işarette bulundu

19 (Maryam) Sure
11 Ayet
305 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَـٰیَحۡیَىٰ خُذِ ٱلۡكِتَـٰبَ بِقُوَّةࣲۖ وَءَاتَیۡنَـٰهُ ٱلۡحُكۡمَ صَبِیࣰّا
İngilizce

(To his son came the command): "O Yahya! take hold of the Book with might": and We gave him Wisdom even as a youth

turkish

Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi

19 (Maryam) Sure
12 Ayet
306 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَحَنَانࣰا مِّن لَّدُنَّا وَزَكَوٰةࣰۖ وَكَانَ تَقِیࣰّا
İngilizce

And piety (for all creatures) as from Us, and purity: He was devout

turkish

Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi

19 (Maryam) Sure
13 Ayet
306 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَبَرَّۢا بِوَ ٰلِدَیۡهِ وَلَمۡ یَكُن جَبَّارًا عَصِیࣰّا
İngilizce

And kind to his parents, and he was not overbearing or rebellious

turkish

Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi

19 (Maryam) Sure
14 Ayet
306 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَسَلَـٰمٌ عَلَیۡهِ یَوۡمَ وُلِدَ وَیَوۡمَ یَمُوتُ وَیَوۡمَ یُبۡعَثُ حَیࣰّا
İngilizce

So Peace on him the day he was born, the day that he dies, and the day that he will be raised up to life (again)

turkish

Doğduğu günde, öleceği günde ve dirileceği günde ona selam olsun

19 (Maryam) Sure
15 Ayet
306 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱذۡكُرۡ فِی ٱلۡكِتَـٰبِ مَرۡیَمَ إِذِ ٱنتَبَذَتۡ مِنۡ أَهۡلِهَا مَكَانࣰا شَرۡقِیࣰّا
İngilizce

Relate in the Book (the story of) Mary, when she withdrew from her family to a place in the East

turkish

Kitabda Meryem'i de an. O, ailesinden ayrılarak, doğu yönünde bir yere çekilmişti

19 (Maryam) Sure
16 Ayet
306 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱتَّخَذَتۡ مِن دُونِهِمۡ حِجَابࣰا فَأَرۡسَلۡنَاۤ إِلَیۡهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرࣰا سَوِیࣰّا
İngilizce

She placed a screen (to screen herself) from them; then We sent her our angel, and he appeared before her as a man in all respects

turkish

Sonra, insanlardan gizlenmek için bir perde germişti. Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan olarak görünmüştü

19 (Maryam) Sure
17 Ayet
306 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَتۡ إِنِّیۤ أَعُوذُ بِٱلرَّحۡمَـٰنِ مِنكَ إِن كُنتَ تَقِیࣰّا
İngilizce

She said: "I seek refuge from thee to (Allah) Most Gracious: (come not near) if thou dost fear Allah

turkish

Meryem: "Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen, senden Rahman'a sığınırım" dedi

19 (Maryam) Sure
18 Ayet
306 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ إِنَّمَاۤ أَنَا۠ رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَـٰمࣰا زَكِیࣰّا
İngilizce

He said: "Nay, I am only a messenger from thy Lord, (to announce) to thee the gift of a holy son

turkish

Cebrail: "Ben temiz bir oğlan bağışlamak için Rabbinin sana gönderdiği elçiden başkası değilim" dedi

19 (Maryam) Sure
19 Ayet
306 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَتۡ أَنَّىٰ یَكُونُ لِی غُلَـٰمࣱ وَلَمۡ یَمۡسَسۡنِی بَشَرࣱ وَلَمۡ أَكُ بَغِیࣰّا
İngilizce

She said: "How shall I have a son, seeing that no man has touched me, and I am not unchaste

turkish

Meryem: "Bana bir insan temas etmemişken, ben kötü kadın da olmadığım halde nasıl oğlum olabilir?" dedi

19 (Maryam) Sure
20 Ayet
306 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ كَذَ ٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَیَّ هَیِّنࣱۖ وَلِنَجۡعَلَهُۥۤ ءَایَةࣰ لِّلنَّاسِ وَرَحۡمَةࣰ مِّنَّاۚ وَكَانَ أَمۡرࣰا مَّقۡضِیࣰّا
İngilizce

He said: "So (it will be): Thy Lord saith, 'that is easy for Me: and (We wish) to appoint him as a Sign unto men and a Mercy from Us': It is a matter (so) decreed

turkish

Cebrail: "Bu böyledir, çünkü Rabbin, 'Bu bana kolaydır, onu insanlar için bir mucize ve katımızdan da bir rahmet kılacağız; hem bu önceden kararlaştırılmış bir iştir' diyor" dedi

19 (Maryam) Sure
21 Ayet
306 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ فَحَمَلَتۡهُ فَٱنتَبَذَتۡ بِهِۦ مَكَانࣰا قَصِیࣰّا
İngilizce

So she conceived him, and she retired with him to a remote place

turkish

Meryem oğlana gebe kaldı, o haliyle uzak bir yere çekildi

19 (Maryam) Sure
22 Ayet
306 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَجَاۤءَهَا ٱلۡمَخَاضُ إِلَىٰ جِذۡعِ ٱلنَّخۡلَةِ قَالَتۡ یَـٰلَیۡتَنِی مِتُّ قَبۡلَ هَـٰذَا وَكُنتُ نَسۡیࣰا مَّنسِیࣰّا
İngilizce

And the pains of childbirth drove her to the trunk of a palm-tree: She cried (in her anguish): "Ah! would that I had died before this! would that I had been a thing forgotten and out of sight

turkish

Doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine gitmeğe mecbur etti. "Keşke ben bundan önce ölmüş olsaydım da unutulup gitseydim" dedi

19 (Maryam) Sure
23 Ayet
306 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَنَادَىٰهَا مِن تَحۡتِهَاۤ أَلَّا تَحۡزَنِی قَدۡ جَعَلَ رَبُّكِ تَحۡتَكِ سَرِیࣰّا
İngilizce

But (a voice) cried to her from beneath the (palm-tree): "Grieve not! for thy Lord hath provided a rivulet beneath thee

turkish

Onun altından bir ses kendisine şöyle seslendi: "Sakın üzülme, Rabbin içinde bulunanı şerefli kılmıştır. Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün

19 (Maryam) Sure
24 Ayet
306 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَهُزِّیۤ إِلَیۡكِ بِجِذۡعِ ٱلنَّخۡلَةِ تُسَـٰقِطۡ عَلَیۡكِ رُطَبࣰا جَنِیࣰّا
İngilizce

And shake towards thyself the trunk of the palm-tree: It will let fall fresh ripe dates upon thee

turkish

Onun altından bir ses kendisine şöyle seslendi: "Sakın üzülme, Rabbin içinde bulunanı şerefli kılmıştır. Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün

19 (Maryam) Sure
25 Ayet
306 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَكُلِی وَٱشۡرَبِی وَقَرِّی عَیۡنࣰاۖ فَإِمَّا تَرَیِنَّ مِنَ ٱلۡبَشَرِ أَحَدࣰا فَقُولِیۤ إِنِّی نَذَرۡتُ لِلرَّحۡمَـٰنِ صَوۡمࣰا فَلَنۡ أُكَلِّمَ ٱلۡیَوۡمَ إِنسِیࣰّا
İngilizce

So eat and drink and cool (thine) eye. And if thou dost see any man, say, 'I have vowed a fast to (Allah) Most Gracious, and this day will I enter into not talk with any human being

turkish

Ye iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan 'Ben Rahman için oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım' de

19 (Maryam) Sure
26 Ayet
307 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَتَتۡ بِهِۦ قَوۡمَهَا تَحۡمِلُهُۥۖ قَالُوا۟ یَـٰمَرۡیَمُ لَقَدۡ جِئۡتِ شَیۡءࣰا فَرِیࣰّا
İngilizce

At length she brought the (babe) to her people, carrying him (in her arms). They said: "O Mary! truly an amazing thing hast thou brought

turkish

Çocuğu alıp kavmine getirdi, onlar: "Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi" dediler

19 (Maryam) Sure
27 Ayet
307 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَـٰۤأُخۡتَ هَـٰرُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ ٱمۡرَأَ سَوۡءࣲ وَمَا كَانَتۡ أُمُّكِ بَغِیࣰّا
İngilizce

O sister of Aaron! Thy father was not a man of evil, nor thy mother a woman unchaste

turkish

Çocuğu alıp kavmine getirdi, onlar: "Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi" dediler

19 (Maryam) Sure
28 Ayet
307 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَشَارَتۡ إِلَیۡهِۖ قَالُوا۟ كَیۡفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِی ٱلۡمَهۡدِ صَبِیࣰّا
İngilizce

But she pointed to the babe. They said: "How can we talk to one who is a child in the cradle

turkish

Meryem çocuğu gösterdi. "Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz?" dediler

19 (Maryam) Sure
29 Ayet
307 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ إِنِّی عَبۡدُ ٱللَّهِ ءَاتَىٰنِیَ ٱلۡكِتَـٰبَ وَجَعَلَنِی نَبِیࣰّا
İngilizce

He said: "I am indeed a servant of Allah: He hath given me revelation and made me a prophet

turkish

Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi

19 (Maryam) Sure
30 Ayet
307 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَجَعَلَنِی مُبَارَكًا أَیۡنَ مَا كُنتُ وَأَوۡصَـٰنِی بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ مَا دُمۡتُ حَیࣰّا
İngilizce

And He hath made me blessed wheresoever I be, and hath enjoined on me Prayer and Charity as long as I live

turkish

Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi

19 (Maryam) Sure
31 Ayet
307 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَبَرَّۢا بِوَ ٰلِدَتِی وَلَمۡ یَجۡعَلۡنِی جَبَّارࣰا شَقِیࣰّا
İngilizce

(He) hath made me kind to my mother, and not overbearing or miserable

turkish

Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi

19 (Maryam) Sure
32 Ayet
307 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلسَّلَـٰمُ عَلَیَّ یَوۡمَ وُلِدتُّ وَیَوۡمَ أَمُوتُ وَیَوۡمَ أُبۡعَثُ حَیࣰّا
İngilizce

So peace is on me the day I was born, the day that I die, and the day that I shall be raised up to life (again)

turkish

Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi

19 (Maryam) Sure
33 Ayet
307 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ذَ ٰلِكَ عِیسَى ٱبۡنُ مَرۡیَمَۖ قَوۡلَ ٱلۡحَقِّ ٱلَّذِی فِیهِ یَمۡتَرُونَ
İngilizce

Such (was) Jesus the son of Mary: (it is) a statement of truth, about which they (vainly) dispute

turkish

İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa gerçek söze göre budur

19 (Maryam) Sure
34 Ayet
307 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
مَا كَانَ لِلَّهِ أَن یَتَّخِذَ مِن وَلَدࣲۖ سُبۡحَـٰنَهُۥۤۚ إِذَا قَضَىٰۤ أَمۡرࣰا فَإِنَّمَا یَقُولُ لَهُۥ كُن فَیَكُونُ
İngilizce

It is not befitting to (the majesty of) Allah that He should beget a son. Glory be to Him! when He determines a matter, He only says to it, "Be", and it is

turkish

Allah çocuk edinmez, O münezzehtir. Bir işin olmasına hükmederse ona ancak "Ol" der, o da olur

19 (Maryam) Sure
35 Ayet
307 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنَّ ٱللَّهَ رَبِّی وَرَبُّكُمۡ فَٱعۡبُدُوهُۚ هَـٰذَا صِرَ ٰطࣱ مُّسۡتَقِیمࣱ
İngilizce

Verily Allah is my Lord and your Lord: Him therefore serve ye: this is a Way that is straight

turkish

Doğrusu Allah benim de sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur

19 (Maryam) Sure
36 Ayet
307 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱخۡتَلَفَ ٱلۡأَحۡزَابُ مِنۢ بَیۡنِهِمۡۖ فَوَیۡلࣱ لِّلَّذِینَ كَفَرُوا۟ مِن مَّشۡهَدِ یَوۡمٍ عَظِیمٍ
İngilizce

But the sects differ among themselves: and woe to the unbelievers because of the (coming) Judgment of a Momentous Day

turkish

Fırkalar, kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Vay o büyük günü görecek kafirlerin haline

19 (Maryam) Sure
37 Ayet
307 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَسۡمِعۡ بِهِمۡ وَأَبۡصِرۡ یَوۡمَ یَأۡتُونَنَاۖ لَـٰكِنِ ٱلظَّـٰلِمُونَ ٱلۡیَوۡمَ فِی ضَلَـٰلࣲ مُّبِینࣲ
İngilizce

How plainly will they see and hear, the Day that they will appear before Us! but the unjust today are in error manifest

turkish

Bize geldikleri gün neler görüp neler işitecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler

19 (Maryam) Sure
38 Ayet
307 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَنذِرۡهُمۡ یَوۡمَ ٱلۡحَسۡرَةِ إِذۡ قُضِیَ ٱلۡأَمۡرُ وَهُمۡ فِی غَفۡلَةࣲ وَهُمۡ لَا یُؤۡمِنُونَ
İngilizce

But warn them of the Day of Distress, when the matter will be determined: for (behold,) they are negligent and they do not believe

turkish

Hala gaflet içinde bulunanları ve hala inanmayanları işin bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar

19 (Maryam) Sure
39 Ayet
308 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّا نَحۡنُ نَرِثُ ٱلۡأَرۡضَ وَمَنۡ عَلَیۡهَا وَإِلَیۡنَا یُرۡجَعُونَ
İngilizce

It is We Who will inherit the earth, and all beings thereon: to Us will they all be returned

turkish

Şüphesiz Biz bütün yeryüzüne ve üzerinde bulunanlara varis olacağız. Onlar Bize döneceklerdir

19 (Maryam) Sure
40 Ayet
308 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱذۡكُرۡ فِی ٱلۡكِتَـٰبِ إِبۡرَ ٰهِیمَۚ إِنَّهُۥ كَانَ صِدِّیقࣰا نَّبِیًّا
İngilizce

Also mention in the Book (the story of) Abraham: He was a man of Truth, a prophet

turkish

Kitap'da İbrahim'e dair anlattıklarımızı da an, o şüphesiz dosdoğru bir peygamberdi

19 (Maryam) Sure
41 Ayet
308 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِذۡ قَالَ لِأَبِیهِ یَـٰۤأَبَتِ لِمَ تَعۡبُدُ مَا لَا یَسۡمَعُ وَلَا یُبۡصِرُ وَلَا یُغۡنِی عَنكَ شَیۡءࣰا
İngilizce

Behold, he said to his father: "O my father! why worship that which heareth not and seeth not, and can profit thee nothing

turkish

Babasına şöyle demişti: "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun

19 (Maryam) Sure
42 Ayet
308 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَـٰۤأَبَتِ إِنِّی قَدۡ جَاۤءَنِی مِنَ ٱلۡعِلۡمِ مَا لَمۡ یَأۡتِكَ فَٱتَّبِعۡنِیۤ أَهۡدِكَ صِرَ ٰطࣰا سَوِیࣰّا
İngilizce

O my father! to me hath come knowledge which hath not reached thee: so follow me: I will guide thee to a way that is even and straight

turkish

Babacığım! Doğrusu sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy, seni doğru yola eriştireyim

19 (Maryam) Sure
43 Ayet
308 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَـٰۤأَبَتِ لَا تَعۡبُدِ ٱلشَّیۡطَـٰنَۖ إِنَّ ٱلشَّیۡطَـٰنَ كَانَ لِلرَّحۡمَـٰنِ عَصِیࣰّا
İngilizce

O my father! serve not Satan: for Satan is a rebel against (Allah) Most Gracious

turkish

Babacığım! Şeytana tapma, çünkü şeytan Rahman'a baş kaldırmıştır

19 (Maryam) Sure
44 Ayet
308 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَـٰۤأَبَتِ إِنِّیۤ أَخَافُ أَن یَمَسَّكَ عَذَابࣱ مِّنَ ٱلرَّحۡمَـٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّیۡطَـٰنِ وَلِیࣰّا
İngilizce

O my father! I fear lest a Penalty afflict thee from (Allah) Most Gracious, so that thou become to Satan a friend

turkish

Babacığım! Doğrusu sana Rahman katından bir azabın gelmesinden korkuyorum ki böylece şeytanın dostu olarak kalırsın

19 (Maryam) Sure
45 Ayet
308 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ أَرَاغِبٌ أَنتَ عَنۡ ءَالِهَتِی یَـٰۤإِبۡرَ ٰهِیمُۖ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ لَأَرۡجُمَنَّكَۖ وَٱهۡجُرۡنِی مَلِیࣰّا
İngilizce

(The father) replied: "Dost thou hate my gods, O Abraham? If thou forbear not, I will indeed stone thee: Now get away from me for a good long while

turkish

Babası: "Ey İbrahim! Sen benim tanrılarımdan yüz çevirmek mi istiyorsun? Bundan vazgeçmezsen mutlaka seni taşlarım; uzun bir süre benden uzaklaş git." dedi

19 (Maryam) Sure
46 Ayet
308 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ سَلَـٰمٌ عَلَیۡكَۖ سَأَسۡتَغۡفِرُ لَكَ رَبِّیۤۖ إِنَّهُۥ كَانَ بِی حَفِیࣰّا
İngilizce

Abraham said: "Peace be on thee: I will pray to my Lord for thy forgiveness: for He is to me Most Gracious

turkish

İbrahim şöyle cevap verdi: "Sana selam olsun. Senin için Rabbim'den mağfiret dileyeceğim, çünkü O, bana karşı çok lütufkardır

19 (Maryam) Sure
47 Ayet
308 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَعۡتَزِلُكُمۡ وَمَا تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَأَدۡعُوا۟ رَبِّی عَسَىٰۤ أَلَّاۤ أَكُونَ بِدُعَاۤءِ رَبِّی شَقِیࣰّا
İngilizce

And I will turn away from you (all) and from those whom ye invoke besides Allah: I will call on my Lord: perhaps, by my prayer to my Lord, I shall be not unblest

turkish

Sizi Allah'tan başka taptıklarınızla bırakıp çekilir, Rabbime yalvarırım. Rabbime yalvarışımda mahrum kalmayacağımı umarım

19 (Maryam) Sure
48 Ayet
308 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَمَّا ٱعۡتَزَلَهُمۡ وَمَا یَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَهَبۡنَا لَهُۥۤ إِسۡحَـٰقَ وَیَعۡقُوبَۖ وَكُلࣰّا جَعَلۡنَا نَبِیࣰّا
İngilizce

When he had turned away from them and from those whom they worshipped besides Allah, We bestowed on him Isaac and Jacob, and each one of them We made a prophet

turkish

İbrahim onları Allah'tan başka taptıklarıyla başbaşa bırakıp çekilince ona İshak ve Yakub'u bahşettik ve her birini peygamber yaptık

19 (Maryam) Sure
49 Ayet
308 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَوَهَبۡنَا لَهُم مِّن رَّحۡمَتِنَا وَجَعَلۡنَا لَهُمۡ لِسَانَ صِدۡقٍ عَلِیࣰّا
İngilizce

And We bestowed of Our Mercy on them, and We granted them lofty honour on the tongue of truth

turkish

Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onların her dilde üstün şekilde anılmalarını sağladık

19 (Maryam) Sure
50 Ayet
308 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱذۡكُرۡ فِی ٱلۡكِتَـٰبِ مُوسَىٰۤۚ إِنَّهُۥ كَانَ مُخۡلَصࣰا وَكَانَ رَسُولࣰا نَّبِیࣰّا
İngilizce

Also mention in the Book (the story of) Moses: for he was specially chosen, and he was a messenger (and) a prophet

turkish

Kitap'da Musa'ya dair anlattıklarımızı da an. O seçkin kılınmış bir insan, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi

19 (Maryam) Sure
51 Ayet
308 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَنَـٰدَیۡنَـٰهُ مِن جَانِبِ ٱلطُّورِ ٱلۡأَیۡمَنِ وَقَرَّبۡنَـٰهُ نَجِیࣰّا
İngilizce

And we called him from the right side of Mount (Sinai), and made him draw near to Us, for mystic (converse)

turkish

Ona Tur'un sağ yanından seslenmiş ve konuşmak için onu yaklaştırmıştık

19 (Maryam) Sure
52 Ayet
309 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَوَهَبۡنَا لَهُۥ مِن رَّحۡمَتِنَاۤ أَخَاهُ هَـٰرُونَ نَبِیࣰّا
İngilizce

And, out of Our Mercy, We gave him his brother Aaron, (also) a prophet

turkish

Rahmetimizden, kardeşi Harun'u bir peygamber olarak ona bağışladık

19 (Maryam) Sure
53 Ayet
309 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱذۡكُرۡ فِی ٱلۡكِتَـٰبِ إِسۡمَـٰعِیلَۚ إِنَّهُۥ كَانَ صَادِقَ ٱلۡوَعۡدِ وَكَانَ رَسُولࣰا نَّبِیࣰّا
İngilizce

Also mention in the Book (the story of) Isma'il: He was (strictly) true to what he promised, and he was a messenger (and) a prophet

turkish

Kitap'da İsmail'e dair anlattıklarımızı da an. Çünkü o sözünde doğru bir kimse idi, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi

19 (Maryam) Sure
54 Ayet
309 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَكَانَ یَأۡمُرُ أَهۡلَهُۥ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ وَكَانَ عِندَ رَبِّهِۦ مَرۡضِیࣰّا
İngilizce

He used to enjoin on his people Prayer and Charity, and he was most acceptable in the sight of his Lord

turkish

Çevresinde bulunanlara namaz kılmalarını, zekat vermelerini emrederdi. Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti

19 (Maryam) Sure
55 Ayet
309 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱذۡكُرۡ فِی ٱلۡكِتَـٰبِ إِدۡرِیسَۚ إِنَّهُۥ كَانَ صِدِّیقࣰا نَّبِیࣰّا
İngilizce

Also mention in the Book the case of Idris: He was a man of truth (and sincerity), (and) a prophet

turkish

Kitap'da İdris'i de zikret, çünkü o dosdoğru bir peygamberdi

19 (Maryam) Sure
56 Ayet
309 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَرَفَعۡنَـٰهُ مَكَانًا عَلِیًّا
İngilizce

And We raised him to a lofty station

turkish

Biz onu yüce bir yere yükselttik

19 (Maryam) Sure
57 Ayet
309 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أُو۟لَـٰۤئِكَ ٱلَّذِینَ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَیۡهِم مِّنَ ٱلنَّبِیِّـۧنَ مِن ذُرِّیَّةِ ءَادَمَ وَمِمَّنۡ حَمَلۡنَا مَعَ نُوحࣲ وَمِن ذُرِّیَّةِ إِبۡرَ ٰهِیمَ وَإِسۡرَ ٰۤءِیلَ وَمِمَّنۡ هَدَیۡنَا وَٱجۡتَبَیۡنَاۤۚ إِذَا تُتۡلَىٰ عَلَیۡهِمۡ ءَایَـٰتُ ٱلرَّحۡمَـٰنِ خَ̅رُّ̅و̅ا۟̅ ̅سُ̅جَّ̅دࣰ̅ا̅ وَبُكِیࣰّا ۩
İngilizce

Those were some of the prophets on whom Allah did bestow His Grace,- of the posterity of Adam, and of those who We carried (in the Ark) with Noah, and of the posterity of Abraham and Israel of those whom We guided and chose. Whenever the Signs of (Allah) Most Gracious were rehearsed to them, they would fall down in prostrate adoration and in tears

turkish

İşte bunlar Allah'ın kendilerine nimetler sunduğu peygamberler; Adem'in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan; İbrahim ve İsmail'in neslinden ve doğru yola erdirdiğimizden, seçip beğendiklerimizdendirler. Rahman'ın ayetleri onlara okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı

19 (Maryam) Sure
58 Ayet
309 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ فَخَلَفَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡ خَلۡفٌ أَضَاعُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَٱتَّبَعُوا۟ ٱلشَّهَوَ ٰتِۖ فَسَوۡفَ یَلۡقَوۡنَ غَیًّا
İngilizce

But after them there followed a posterity who missed prayers and followed after lusts soon, then, will they face Destruction

turkish

Onların ardından, namazı bırakan, şehvetlerine uyan bir nesil geldi. İşte bunlar azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir

19 (Maryam) Sure
59 Ayet
309 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَـٰلِحࣰا فَأُو۟لَـٰۤئِكَ یَدۡخُلُونَ ٱلۡجَنَّةَ وَلَا یُظۡلَمُونَ شَیۡءࣰا
İngilizce

Except those who repent and believe, and work righteousness: for these will enter the Garden and will not be wronged in the least

turkish

Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş yapanlar bunun dışındadır. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmadan, Rahman'ın kullarına gaybde vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz, O'nun sözü yerini bulacaktır

19 (Maryam) Sure
60 Ayet
309 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
جَنَّـٰتِ عَدۡنٍ ٱلَّتِی وَعَدَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ عِبَادَهُۥ بِٱلۡغَیۡبِۚ إِنَّهُۥ كَانَ وَعۡدُهُۥ مَأۡتِیࣰّا
İngilizce

Gardens of Eternity, those which (Allah) Most Gracious has promised to His servants in the Unseen: for His promise must (necessarily) come to pass

turkish

Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş yapanlar bunun dışındadır. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmadan, Rahman'ın kullarına gaybde vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz, O'nun sözü yerini bulacaktır

19 (Maryam) Sure
61 Ayet
309 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَّا یَسۡمَعُونَ فِیهَا لَغۡوًا إِلَّا سَلَـٰمࣰاۖ وَلَهُمۡ رِزۡقُهُمۡ فِیهَا بُكۡرَةࣰ وَعَشِیࣰّا
İngilizce

They will not there hear any vain discourse, but only salutations of Peace: And they will have therein their sustenance, morning and evening

turkish

Orada boş sözler değil sadece esenlik veren sözler işitirler. Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar

19 (Maryam) Sure
62 Ayet
309 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
تِلۡكَ ٱلۡجَنَّةُ ٱلَّتِی نُورِثُ مِنۡ عِبَادِنَا مَن كَانَ تَقِیࣰّا
İngilizce

Such is the Garden which We give as an inheritance to those of Our servants who guard against Evil

turkish

Kullarımızdan Allah'a karşı gelmekten sakınanları mirasçı kılacağımız Cennet işte budur

19 (Maryam) Sure
63 Ayet
309 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمۡرِ رَبِّكَۖ لَهُۥ مَا بَیۡنَ أَیۡدِینَا وَمَا خَلۡفَنَا وَمَا بَیۡنَ ذَ ٰلِكَۚ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِیࣰّا
İngilizce

(The angels say:) "We descend not but by command of thy Lord: to Him belongeth what is before us and what is behind us, and what is between: and thy Lord never doth forget

turkish

Cebrail: "Biz ancak Rabbinin buyruğu ile ineriz, geçmişimizi geleceğimizi ve ikisinin arasındakileri bilmek O'na mahsustur. Rabbin unutkan değildir

19 (Maryam) Sure
64 Ayet
309 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَیۡنَهُمَا فَٱعۡبُدۡهُ وَٱصۡطَبِرۡ لِعِبَـٰدَتِهِۦۚ هَلۡ تَعۡلَمُ لَهُۥ سَمِیࣰّا
İngilizce

Lord of the heavens and of the earth, and of all that is between them; so worship Him, and be constant and patient in His worship: knowest thou of any who is worthy of the same Name as He

turkish

O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Öyleyse Ona ibadette sabırlı ol. Hiç O'na benzeyen bir şey bilir misin

19 (Maryam) Sure
65 Ayet
310 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَیَقُولُ ٱلۡإِنسَـٰنُ أَءِذَا مَا مِتُّ لَسَوۡفَ أُخۡرَجُ حَیًّا
İngilizce

Man says: "What! When I am dead, shall I then be raised up alive

turkish

İnsan: "Ben öldüğümde mi diriltileceğim?" der

19 (Maryam) Sure
66 Ayet
310 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَوَ لَا یَذۡكُرُ ٱلۡإِنسَـٰنُ أَنَّا خَلَقۡنَـٰهُ مِن قَبۡلُ وَلَمۡ یَكُ شَیۡءࣰا
İngilizce

But does not man call to mind that We created him before out of nothing

turkish

Bu insan kendisi önceden bir şey değilken onu yaratmış olduğumuzu hatırlamaz mi

19 (Maryam) Sure
67 Ayet
310 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَوَرَبِّكَ لَنَحۡشُرَنَّهُمۡ وَٱلشَّیَـٰطِینَ ثُمَّ لَنُحۡضِرَنَّهُمۡ حَوۡلَ جَهَنَّمَ جِثِیࣰّا
İngilizce

So, by thy Lord, without doubt, We shall gather them together, and (also) the Evil Ones (with them); then shall We bring them forth on their knees round about Hell

turkish

Rabbine and olsun ki Biz onları mutlaka uydukları şeytanlarla beraber haşredeceğiz. Sonra cehennemin yanında diz çöktürerek hazır bulunduracağız

19 (Maryam) Sure
68 Ayet
310 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ثُمَّ لَنَنزِعَنَّ مِن كُلِّ شِیعَةٍ أَیُّهُمۡ أَشَدُّ عَلَى ٱلرَّحۡمَـٰنِ عِتِیࣰّا
İngilizce

Then shall We certainly drag out from every sect all those who were worst in obstinate rebellion against (Allah) Most Gracious

turkish

Sonra her toplumdan Rahman'a en çok kimin baş kaldırdığını ortaya koyacağız

19 (Maryam) Sure
69 Ayet
310 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ثُمَّ لَنَحۡنُ أَعۡلَمُ بِٱلَّذِینَ هُمۡ أَوۡلَىٰ بِهَا صِلِیࣰّا
İngilizce

And certainly We know best those who are most worthy of being burned therein

turkish

Cehenneme girmeye en layık olanları Biz biliriz

19 (Maryam) Sure
70 Ayet
310 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِن مِّنكُمۡ إِلَّا وَارِدُهَاۚ كَانَ عَلَىٰ رَبِّكَ حَتۡمࣰا مَّقۡضِیࣰّا
İngilizce

Not one of you but will pass over it: this is, with thy Lord, a Decree which must be accomplished

turkish

Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür

19 (Maryam) Sure
71 Ayet
310 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ثُمَّ نُنَجِّی ٱلَّذِینَ ٱتَّقَوا۟ وَّنَذَرُ ٱلظَّـٰلِمِینَ فِیهَا جِثِیࣰّا
İngilizce

But We shall save those who guarded against evil, and We shall leave the wrong-doers therein, (humbled) to their knees

turkish

Sonra Biz Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız

19 (Maryam) Sure
72 Ayet
310 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَیۡهِمۡ ءَایَـٰتُنَا بَیِّنَـٰتࣲ قَالَ ٱلَّذِینَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِینَ ءَامَنُوۤا۟ أَیُّ ٱلۡفَرِیقَیۡنِ خَیۡرࣱ مَّقَامࣰا وَأَحۡسَنُ نَدِیࣰّا
İngilizce

When Our Clear Signs are rehearsed to them, the Unbelievers say to those who believe, "Which of the two sides is best in point of position? Which makes the best show in council

turkish

Ayetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman inkar edenler inananlara: "Bu iki takımın hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir?" derler

19 (Maryam) Sure
73 Ayet
310 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّن قَرۡنٍ هُمۡ أَحۡسَنُ أَثَـٰثࣰا وَرِءۡیࣰا
İngilizce

But how many (countless) generations before them have we destroyed, who were even better in equipment and in glitter to the eye

turkish

Onlardan önce nice nesilleri yok ettik ki, onlar varlıkça ve gösterişçe bunlardan daha üstündüler

19 (Maryam) Sure
74 Ayet
310 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قُلۡ مَن كَانَ فِی ٱلضَّلَـٰلَةِ فَلۡیَمۡدُدۡ لَهُ ٱلرَّحۡمَـٰنُ مَدًّاۚ حَتَّىٰۤ إِذَا رَأَوۡا۟ مَا یُوعَدُونَ إِمَّا ٱلۡعَذَابَ وَإِمَّا ٱلسَّاعَةَ فَسَیَعۡلَمُونَ مَنۡ هُوَ شَرࣱّ مَّكَانࣰا وَأَضۡعَفُ جُندࣰا
İngilizce

Say: "If any men go astray, (Allah) Most Gracious extends (the rope) to them, until, when they see the warning of Allah (being fulfilled) - either in punishment or in (the approach of) the Hour,- they will at length realise who is worst in position, and (who) weakest in forces

turkish

De ki: "Sapıklıkta olanı Rahman ne kadar ertelese bile, sonunda tehdit edildikleri azabı ya da kıyamet gününü gördükleri zaman onlar kimin yerinin daha kötü ve taraftarlarının daha güçsüz olduğunu bilecektir

19 (Maryam) Sure
75 Ayet
310 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَیَزِیدُ ٱللَّهُ ٱلَّذِینَ ٱهۡتَدَوۡا۟ هُدࣰىۗ وَٱلۡبَـٰقِیَـٰتُ ٱلصَّـٰلِحَـٰتُ خَیۡرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابࣰا وَخَیۡرࣱ مَّرَدًّا
İngilizce

And Allah doth advance in guidance those who seek guidance: and the things that endure, Good Deeds, are best in the sight of thy Lord, as rewards, and best in respect of (their) eventual return

turkish

Allah doğru yolda olanların doğruluğunu artırır. Baki kalacak yararlı işler Rabbinin katında sevap olarak da daha iyidir, sonuç olarak da daha iyidir

19 (Maryam) Sure
76 Ayet
310 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَفَرَءَیۡتَ ٱلَّذِی كَفَرَ بِءَایَـٰتِنَا وَقَالَ لَأُوتَیَنَّ مَالࣰا وَوَلَدًا
İngilizce

Hast thou then seen the (sort of) man who rejects Our Signs, yet says: "I shall certainly be given wealth and children

turkish

Ayetlerimizi inkar eden ve "bana elbette mal ve çocuk verilecektir" diyeni gördün mu

19 (Maryam) Sure
77 Ayet
311 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَطَّلَعَ ٱلۡغَیۡبَ أَمِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحۡمَـٰنِ عَهۡدࣰا
İngilizce

Has he penetrated to the Unseen, or has he taken a contract with (Allah) Most Gracious

turkish

O görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahman katından bir söz mü almıştır

19 (Maryam) Sure
78 Ayet
311 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَلَّاۚ سَنَكۡتُبُ مَا یَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُۥ مِنَ ٱلۡعَذَابِ مَدࣰّا
İngilizce

Nay! We shall record what he says, and We shall add and add to his punishment

turkish

Hayır, söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız

19 (Maryam) Sure
79 Ayet
311 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَنَرِثُهُۥ مَا یَقُولُ وَیَأۡتِینَا فَرۡدࣰا
İngilizce

To Us shall return all that he talks of and he shall appear before Us bare and alone

turkish

Bahsettikleri şeyler Bize kalacaktır, kendisi Bize tek olarak gelecektir

19 (Maryam) Sure
80 Ayet
311 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةࣰ لِّیَكُونُوا۟ لَهُمۡ عِزࣰّا
İngilizce

And they have taken (for worship) gods other than Allah, to give them power and glory

turkish

Onlar kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'ı bırakarak tanrılar edindiler

19 (Maryam) Sure
81 Ayet
311 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَلَّاۚ سَیَكۡفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمۡ وَیَكُونُونَ عَلَیۡهِمۡ ضِدًّا
İngilizce

Instead, they shall reject their worship, and become adversaries against them

turkish

Hayır, tanrıları kendilerinin ibadetlerini inkar edecekler ve onlara düşman olacaklardır

19 (Maryam) Sure
82 Ayet
311 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَلَمۡ تَرَ أَنَّاۤ أَرۡسَلۡنَا ٱلشَّیَـٰطِینَ عَلَى ٱلۡكَـٰفِرِینَ تَؤُزُّهُمۡ أَزࣰّا
İngilizce

Seest thou not that We have set the Evil Ones on against the unbelievers, to incite them with fury

turkish

Kafirlerin üzerine onları kışkırtan şeytanlar gönderdiğimizi bilmiyor musun

19 (Maryam) Sure
83 Ayet
311 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَا تَعۡجَلۡ عَلَیۡهِمۡۖ إِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمۡ عَدࣰّا
İngilizce

So make no haste against them, for We but count out to them a (limited) number (of days)

turkish

Öyleyse onların acele yok olmalarını isteme. Biz onların günlerini saydıkça sayıyoruz

19 (Maryam) Sure
84 Ayet
311 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَوۡمَ نَحۡشُرُ ٱلۡمُتَّقِینَ إِلَى ٱلرَّحۡمَـٰنِ وَفۡدࣰا
İngilizce

The day We shall gather the righteous to (Allah) Most Gracious, like a band presented before a king for honours

turkish

sakınanları o gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız, suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz

19 (Maryam) Sure
85 Ayet
311 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَنَسُوقُ ٱلۡمُجۡرِمِینَ إِلَىٰ جَهَنَّمَ وِرۡدࣰا
İngilizce

And We shall drive the sinners to Hell, like thirsty cattle driven down to water

turkish

sakınanları o gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız, suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz

19 (Maryam) Sure
86 Ayet
311 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَّا یَمۡلِكُونَ ٱلشَّفَـٰعَةَ إِلَّا مَنِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحۡمَـٰنِ عَهۡدࣰا
İngilizce

None shall have the power of intercession, but such a one as has received permission (or promise) from (Allah) Most Gracious

turkish

Rahman'ın katında bir ahd almış olandan başkası asla şefaatte bulunamıyacaktır

19 (Maryam) Sure
87 Ayet
311 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَقَالُوا۟ ٱتَّخَذَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ وَلَدࣰا
İngilizce

They say: "(Allah) Most Gracious has begotten a son

turkish

Bazı kimseler: "Rahman çocuk edindi" dediler

19 (Maryam) Sure
88 Ayet
311 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَّقَدۡ جِئۡتُمۡ شَیۡءًا إِدࣰّا
İngilizce

Indeed ye have put forth a thing most monstrous

turkish

And olsun ki, ortaya pek kötü bir şey attınız

19 (Maryam) Sure
89 Ayet
311 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
تَكَادُ ٱلسَّمَـٰوَ ٰتُ یَتَفَطَّرۡنَ مِنۡهُ وَتَنشَقُّ ٱلۡأَرۡضُ وَتَخِرُّ ٱلۡجِبَالُ هَدًّا
İngilizce

At it the skies are ready to burst, the earth to split asunder, and the mountains to fall down in utter ruin

turkish

Rahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti

19 (Maryam) Sure
90 Ayet
311 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَن دَعَوۡا۟ لِلرَّحۡمَـٰنِ وَلَدࣰا
İngilizce

That they should invoke a son for (Allah) Most Gracious

turkish

Rahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti

19 (Maryam) Sure
91 Ayet
311 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَا یَنۢبَغِی لِلرَّحۡمَـٰنِ أَن یَتَّخِذَ وَلَدًا
İngilizce

For it is not consonant with the majesty of (Allah) Most Gracious that He should beget a son

turkish

Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz, çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahman'a baş eğmiş kul olarak gelecektir

19 (Maryam) Sure
92 Ayet
311 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِن كُلُّ مَن فِی ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ إِلَّاۤ ءَاتِی ٱلرَّحۡمَـٰنِ عَبۡدࣰا
İngilizce

Not one of the beings in the heavens and the earth but must come to (Allah) Most Gracious as a servant

turkish

Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz, çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahman'a baş eğmiş kul olarak gelecektir

19 (Maryam) Sure
93 Ayet
311 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَّقَدۡ أَحۡصَىٰهُمۡ وَعَدَّهُمۡ عَدࣰّا
İngilizce

He does take an account of them (all), and hath numbered them (all) exactly

turkish

And olsun ki onların adedini bilmiş ve teker teker saymıştır

19 (Maryam) Sure
94 Ayet
311 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَكُلُّهُمۡ ءَاتِیهِ یَوۡمَ ٱلۡقِیَـٰمَةِ فَرۡدًا
İngilizce

And everyone of them will come to Him singly on the Day of Judgment

turkish

Kıyamet günü hepsi O'na tek olarak gelecektir

19 (Maryam) Sure
95 Ayet
311 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ ٱلَّذِینَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ سَیَجۡعَلُ لَهُمُ ٱلرَّحۡمَـٰنُ وُدࣰّا
İngilizce

On those who believe and work deeds of righteousness, will (Allah) Most Gracious bestow love

turkish

İnanıp yararlı iş işleyenleri Rahman sevgili kılacaktır

19 (Maryam) Sure
96 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَإِنَّمَا یَسَّرۡنَـٰهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ ٱلۡمُتَّقِینَ وَتُنذِرَ بِهِۦ قَوۡمࣰا لُّدࣰّا
İngilizce

So have We made the (Qur'an) easy in thine own tongue, that with it thou mayest give Glad Tidings to the righteous, and warnings to people given to contention

turkish

Biz Kuran'ı Allah'a karşı gelmekten sakınanları müjdelemen ve inatçı milleti uyarman için senin dilinde indirerek kolaylaştırdık

19 (Maryam) Sure
97 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّن قَرۡنٍ هَلۡ تُحِسُّ مِنۡهُم مِّنۡ أَحَدٍ أَوۡ تَسۡمَعُ لَهُمۡ رِكۡزَۢا
İngilizce

But how many (countless) generations before them have We destroyed? Canst thou find a single one of them (now) or hear (so much as) a whisper of them

turkish

Onlardan önce nice nesilleri yok ettik, şimdi onlardan hiçbirini duyuyor veya bir ses işitiyor musun

19 (Maryam) Sure
98 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ طه
İngilizce

Ta-Ha

turkish

Ta, Ha

20 (Ta-Ha) Sure
1 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
مَاۤ أَنزَلۡنَا عَلَیۡكَ ٱلۡقُرۡءَانَ لِتَشۡقَىٰۤ
İngilizce

We have not sent down the Qur'an to thee to be (an occasion) for thy distress

turkish

Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik

20 (Ta-Ha) Sure
2 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِلَّا تَذۡكِرَةࣰ لِّمَن یَخۡشَىٰ
İngilizce

But only as an admonition to those who fear (Allah)

turkish

Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik

20 (Ta-Ha) Sure
3 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
تَنزِیلࣰا مِّمَّنۡ خَلَقَ ٱلۡأَرۡضَ وَٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ ٱلۡعُلَى
İngilizce

A revelation from Him Who created the earth and the heavens on high

turkish

Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik

20 (Ta-Ha) Sure
4 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱلرَّحۡمَـٰنُ عَلَى ٱلۡعَرۡشِ ٱسۡتَوَىٰ
İngilizce

(Allah) Most Gracious is firmly established on the throne (of authority)

turkish

Rahman arşa hükmetmektedir

20 (Ta-Ha) Sure
5 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَهُۥ مَا فِی ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَمَا فِی ٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَیۡنَهُمَا وَمَا تَحۡتَ ٱلثَّرَىٰ
İngilizce

To Him belongs what is in the heavens and on earth, and all between them, and all beneath the soil

turkish

Göklerde ve yerde, her ikisi arasında ve toprağın altında bulunanlar O'nundur

20 (Ta-Ha) Sure
6 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِن تَجۡهَرۡ بِٱلۡقَوۡلِ فَإِنَّهُۥ یَعۡلَمُ ٱلسِّرَّ وَأَخۡفَى
İngilizce

If thou pronounce the word aloud, (it is no matter): for verily He knoweth what is secret and what is yet more hidden

turkish

Sen sözü istersen açığa vur, şüphesiz O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir

20 (Ta-Ha) Sure
7 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱللَّهُ لَاۤ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَۖ لَهُ ٱلۡأَسۡمَاۤءُ ٱلۡحُسۡنَىٰ
İngilizce

Allah! there is no god but He! To Him belong the most Beautiful Names

turkish

Allah'tan başka tanrı yoktur, en güzel isimler O'nundur

20 (Ta-Ha) Sure
8 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَهَلۡ أَتَىٰكَ حَدِیثُ مُوسَىٰۤ
İngilizce

Has the story of Moses reached thee

turkish

Musa'nın başından geçen olay sana geldi mi

20 (Ta-Ha) Sure
9 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِذۡ رَءَا نَارࣰا فَقَالَ لِأَهۡلِهِ ٱمۡكُثُوۤا۟ إِنِّیۤ ءَانَسۡتُ نَارࣰا لَّعَلِّیۤ ءَاتِیكُم مِّنۡهَا بِقَبَسٍ أَوۡ أَجِدُ عَلَى ٱلنَّارِ هُدࣰى
İngilizce

Behold, he saw a fire: So he said to his family, "Tarry ye; I perceive a fire; perhaps I can bring you some burning brand therefrom, or find some guidance at the fire

turkish

O, bir ateş görmüştü de, ailesine: "Durun, ben bir ateş gördüm, ya ondan size bir kor getirir, ya da ateşin yanında bir yol gösteren bulurum" demişti

20 (Ta-Ha) Sure
10 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَمَّاۤ أَتَىٰهَا نُودِیَ یَـٰمُوسَىٰۤ
İngilizce

But when he came to the fire, a voice was heard: "O Moses

turkish

Musa ateşin yanına gelince: "Ey Musa!" diye seslenildi

20 (Ta-Ha) Sure
11 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنِّیۤ أَنَا۠ رَبُّكَ فَٱخۡلَعۡ نَعۡلَیۡكَ إِنَّكَ بِٱلۡوَادِ ٱلۡمُقَدَّسِ طُوࣰى
İngilizce

Verily I am thy Lord! therefore (in My presence) put off thy shoes: thou art in the sacred valley Tuwa

turkish

Ben şüphesiz senin Rabbinim; ayağındakileri çıkar; çünkü sen, kutsal bir vadi olan Tuva'dasın

20 (Ta-Ha) Sure
12 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَنَا ٱخۡتَرۡتُكَ فَٱسۡتَمِعۡ لِمَا یُوحَىٰۤ
İngilizce

I have chosen thee: listen, then, to the inspiration (sent to thee)

turkish

Ben seni seçtim; artık vahyolunanları dinle

20 (Ta-Ha) Sure
13 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّنِیۤ أَنَا ٱللَّهُ لَاۤ إِلَـٰهَ إِلَّاۤ أَنَا۠ فَٱعۡبُدۡنِی وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِذِكۡرِیۤ
İngilizce

Verily, I am Allah: There is no god but I: So serve thou Me (only), and establish regular prayer for celebrating My praise

turkish

Şüphesiz Ben Allah'ım, Benden başka tanrı yoktur; Bana kulluk et; Beni anmak için namaz kıl

20 (Ta-Ha) Sure
14 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ ٱلسَّاعَةَ ءَاتِیَةٌ أَكَادُ أُخۡفِیهَا لِتُجۡزَىٰ كُلُّ نَفۡسِۭ بِمَا تَسۡعَىٰ
İngilizce

Verily the Hour is coming - My design is to keep it hidden - for every soul to receive its reward by the measure of its Endeavour

turkish

Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, zamanını gizli tuttuğum kıyamet mutlaka gelecektir

20 (Ta-Ha) Sure
15 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَا یَصُدَّنَّكَ عَنۡهَا مَن لَّا یُؤۡمِنُ بِهَا وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ فَتَرۡدَىٰ
İngilizce

Therefore let not such as believe not therein but follow their own lusts, divert thee therefrom, lest thou perish

turkish

Buna inanmayan ve hevesine uyan kimse seni ondan alıkoymasın, yoksa helak olursun

20 (Ta-Ha) Sure
16 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَا تِلۡكَ بِیَمِینِكَ یَـٰمُوسَىٰ
İngilizce

And what is that in the right hand, O Moses

turkish

Ey Musa! Sağ elindeki nedir

20 (Ta-Ha) Sure
17 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ هِیَ عَصَایَ أَتَوَكَّؤُا۟ عَلَیۡهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَىٰ غَنَمِی وَلِیَ فِیهَا مَءَارِبُ أُخۡرَىٰ
İngilizce

He said, "It is my rod: on it I lean; with it I beat down fodder for my flocks; and in it I find other uses

turkish

Musa: "O benim değneğimdir, ona dayanırım, onunla davarıma yaprak silkerim, ondan daha birçok işlerde faydalanırım" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
18 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ أَلۡقِهَا یَـٰمُوسَىٰ
İngilizce

(Allah) said, "Throw it, O Moses

turkish

Allah: "Ey Musa! Bırak onu" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
19 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَلۡقَىٰهَا فَإِذَا هِیَ حَیَّةࣱ تَسۡعَىٰ
İngilizce

He threw it, and behold! It was a snake, active in motion

turkish

Bırakınca, değnek hemen, koşan bir yılan oluverdi

20 (Ta-Ha) Sure
20 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ خُذۡهَا وَلَا تَخَفۡۖ سَنُعِیدُهَا سِیرَتَهَا ٱلۡأُولَىٰ
İngilizce

(Allah) said, "Seize it, and fear not: We shall return it at once to its former condition

turkish

Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
21 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱضۡمُمۡ یَدَكَ إِلَىٰ جَنَاحِكَ تَخۡرُجۡ بَیۡضَاۤءَ مِنۡ غَیۡرِ سُوۤءٍ ءَایَةً أُخۡرَىٰ
İngilizce

Now draw thy hand close to thy side: It shall come forth white (and shining), without harm (or stain),- as another Sign

turkish

Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
22 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لِنُرِیَكَ مِنۡ ءَایَـٰتِنَا ٱلۡكُبۡرَى
İngilizce

In order that We may show thee (two) of our Greater Signs

turkish

Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
23 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱذۡهَبۡ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
İngilizce

Go thou to Pharaoh, for he has indeed transgressed all bounds

turkish

Firavun'a git, doğrusu o azmıştır

20 (Ta-Ha) Sure
24 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ رَبِّ ٱشۡرَحۡ لِی صَدۡرِی
İngilizce

(Moses) said: "O my Lord! expand me my breast

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
25 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَیَسِّرۡ لِیۤ أَمۡرِی
İngilizce

Ease my task for me

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
26 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱحۡلُلۡ عُقۡدَةࣰ مِّن لِّسَانِی
İngilizce

And remove the impediment from my speech

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
27 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَفۡقَهُوا۟ قَوۡلِی
İngilizce

So they may understand what I say

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
28 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱجۡعَل لِّی وَزِیرࣰا مِّنۡ أَهۡلِی
İngilizce

And give me a Minister from my family

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
29 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
هَـٰرُونَ أَخِی
İngilizce

Aaron, my brother

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
30 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱشۡدُدۡ بِهِۦۤ أَزۡرِی
İngilizce

Add to my strength through him

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
31 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَشۡرِكۡهُ فِیۤ أَمۡرِی
İngilizce

And make him share my task

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
32 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَیۡ نُسَبِّحَكَ كَثِیرࣰا
İngilizce

That we may celebrate Thy praise without stint

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
33 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَنَذۡكُرَكَ كَثِیرًا
İngilizce

And remember Thee without stint

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
34 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّكَ كُنتَ بِنَا بَصِیرࣰا
İngilizce

For Thou art He that (ever) regardeth us

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
35 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ قَدۡ أُوتِیتَ سُؤۡلَكَ یَـٰمُوسَىٰ
İngilizce

(Allah) said: "Granted is thy prayer, O Moses

turkish

Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım

20 (Ta-Ha) Sure
36 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَقَدۡ مَنَنَّا عَلَیۡكَ مَرَّةً أُخۡرَىٰۤ
İngilizce

And indeed We conferred a favour on thee another time (before)

turkish

Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım

20 (Ta-Ha) Sure
37 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِذۡ أَوۡحَیۡنَاۤ إِلَىٰۤ أُمِّكَ مَا یُوحَىٰۤ
İngilizce

Behold! We sent to thy mother, by inspiration, the message

turkish

Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım

20 (Ta-Ha) Sure
38 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَنِ ٱقۡذِفِیهِ فِی ٱلتَّابُوتِ فَٱقۡذِفِیهِ فِی ٱلۡیَمِّ فَلۡیُلۡقِهِ ٱلۡیَمُّ بِٱلسَّاحِلِ یَأۡخُذۡهُ عَدُوࣱّ لِّی وَعَدُوࣱّ لَّهُۥۚ وَأَلۡقَیۡتُ عَلَیۡكَ مَحَبَّةࣰ مِّنِّی وَلِتُصۡنَعَ عَلَىٰ عَیۡنِیۤ
İngilizce

Throw (the child) into the chest, and throw (the chest) into the river: the river will cast him up on the bank, and he will be taken up by one who is an enemy to Me and an enemy to him': But I cast (the garment of) love over thee from Me: and (this) in order that thou mayest be reared under Mine eye

turkish

Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım

20 (Ta-Ha) Sure
39 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِذۡ تَمۡشِیۤ أُخۡتُكَ فَتَقُولُ هَلۡ أَدُلُّكُمۡ عَلَىٰ مَن یَكۡفُلُهُۥۖ فَرَجَعۡنَـٰكَ إِلَىٰۤ أُمِّكَ كَیۡ تَقَرَّ عَیۡنُهَا وَلَا تَحۡزَنَۚ وَقَتَلۡتَ نَفۡسࣰا فَنَجَّیۡنَـٰكَ مِنَ ٱلۡغَمِّ وَفَتَنَّـٰكَ فُتُونࣰاۚ فَلَبِثۡتَ سِنِینَ فِیۤ أَهۡلِ مَدۡیَنَ ثُمَّ جِئۡتَ عَلَىٰ قَدَرࣲ یَـٰمُوسَىٰ
İngilizce

Behold! thy sister goeth forth and saith, 'shall I show you one who will nurse and rear the (child)?' So We brought thee back to thy mother, that her eye might be cooled and she should not grieve. Then thou didst slay a man, but We saved thee from trouble, and We tried thee in various ways. Then didst thou tarry a number of years with the people of Midian. Then didst thou come hither as ordained, O Moses

turkish

Kızkardeşin Firavun'un sarayına giderek: "Ona bakacak birini size göstereyim mi?" diyordu. Böylece, annen üzülmesin, sevinsin diye, seni ona iade etmiştik. Sen bir cana kıymıştın, seni üzüntüden kurtarmış ve seni birçok musibetlerle denemiştik. Bunun için, Medyen halkı arasında yıllarca kalmıştın. Sonra, ey Musa, peygamberlik görevini yüklenecek bir yaşa gelince dönüp geldin

20 (Ta-Ha) Sure
40 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱصۡطَنَعۡتُكَ لِنَفۡسِی
İngilizce

And I have prepared thee for Myself (for service)

turkish

Seni kendim için ayırdım

20 (Ta-Ha) Sure
41 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱذۡهَبۡ أَنتَ وَأَخُوكَ بِءَایَـٰتِی وَلَا تَنِیَا فِی ذِكۡرِی
İngilizce

Go, thou and thy brother, with My Signs, and slacken not, either of you, in keeping Me in remembrance

turkish

Sen ve kardeşin, ayetlerimle gidin; beni anmakta gevşek davranmayın

20 (Ta-Ha) Sure
42 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱذۡهَبَاۤ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
İngilizce

Go, both of you, to Pharaoh, for he has indeed transgressed all bounds

turkish

Firavun'a gidin, doğrusu o azmıştır

20 (Ta-Ha) Sure
43 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَقُولَا لَهُۥ قَوۡلࣰا لَّیِّنࣰا لَّعَلَّهُۥ یَتَذَكَّرُ أَوۡ یَخۡشَىٰ
İngilizce

But speak to him mildly; perchance he may take warning or fear (Allah)

turkish

Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar

20 (Ta-Ha) Sure
44 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَا رَبَّنَاۤ إِنَّنَا نَخَافُ أَن یَفۡرُطَ عَلَیۡنَاۤ أَوۡ أَن یَطۡغَىٰ
İngilizce

They (Moses and Aaron) said: "Our Lord! We fear lest he hasten with insolence against us, or lest he transgress all bounds

turkish

Musa ve kardeşi: "Rabbimiz! Onun bize kötülük etmesinden veya azgınlığının artmasından korkarız" dediler

20 (Ta-Ha) Sure
45 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ لَا تَخَافَاۤۖ إِنَّنِی مَعَكُمَاۤ أَسۡمَعُ وَأَرَىٰ
İngilizce

He said: "Fear not: for I am with you: I hear and see (everything)

turkish

Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu

20 (Ta-Ha) Sure
46 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأۡتِیَاهُ فَقُولَاۤ إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِیۤ إِسۡرَ ٰۤءِیلَ وَلَا تُعَذِّبۡهُمۡۖ قَدۡ جِئۡنَـٰكَ بِءَایَةࣲ مِّن رَّبِّكَۖ وَٱلسَّلَـٰمُ عَلَىٰ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلۡهُدَىٰۤ
İngilizce

So go ye both to him, and say, 'Verily we are messengers sent by thy Lord: Send forth, therefore, the Children of Israel with us, and afflict them not: with a Sign, indeed, have we come from thy Lord! and peace to all who follow guidance

turkish

Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu

20 (Ta-Ha) Sure
47 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّا قَدۡ أُوحِیَ إِلَیۡنَاۤ أَنَّ ٱلۡعَذَابَ عَلَىٰ مَن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ
İngilizce

Verily it has been revealed to us that the Penalty (awaits) those who reject and turn away

turkish

Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu

20 (Ta-Ha) Sure
48 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ فَمَن رَّبُّكُمَا یَـٰمُوسَىٰ
İngilizce

(When this message was delivered), (Pharaoh) said: "Who, then, O Moses, is the Lord of you two

turkish

Firavun: "Musa! Rabbiniz kimdir?" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
49 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ رَبُّنَا ٱلَّذِیۤ أَعۡطَىٰ كُلَّ شَیۡءٍ خَلۡقَهُۥ ثُمَّ هَدَىٰ
İngilizce

He said: "Our Lord is He Who gave to each (created) thing its form and nature, and further, gave (it) guidance

turkish

Musa: "Rabbimiz, her şeye ayrı bir özellik veren, sonra doğru yola eriştirendir" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
50 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ فَمَا بَالُ ٱلۡقُرُونِ ٱلۡأُولَىٰ
İngilizce

(Pharaoh) said: "What then is the condition of previous generations

turkish

Firavun: "Öyleyse önceki nesillerin durumu ne oluyor?" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
51 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ عِلۡمُهَا عِندَ رَبِّی فِی كِتَـٰبࣲۖ لَّا یَضِلُّ رَبِّی وَلَا یَنسَى
İngilizce

He replied: "The knowledge of that is with my Lord, duly recorded: my Lord never errs, nor forgets

turkish

Musa: "Onların bilgisi Rabbimin katında yazılıdır. Rabbim şaşırmaz ve unutmaz." dedi

20 (Ta-Ha) Sure
52 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱلَّذِی جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ مَهۡدࣰا وَسَلَكَ لَكُمۡ فِیهَا سُبُلࣰا وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَاۤءِ مَاۤءࣰ فَأَخۡرَجۡنَا بِهِۦۤ أَزۡوَ ٰجࣰا مِّن نَّبَاتࣲ شَتَّىٰ
İngilizce

He Who has, made for you the earth like a carpet spread out; has enabled you to go about therein by roads (and channels); and has sent down water from the sky." With it have We produced diverse pairs of plants each separate from the others

turkish

Sizin için yeryüzünü döşeyen, yollar açan, gökten su indiren O'dur. Biz o su ile türlü türlü, çift çift bitkiler yetiştirdik

20 (Ta-Ha) Sure
53 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كُلُوا۟ وَٱرۡعَوۡا۟ أَنۡعَـٰمَكُمۡۚ إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَءَایَـٰتࣲ لِّأُو۟لِی ٱلنُّهَىٰ
İngilizce

Eat (for yourselves) and pasture your cattle: verily, in this are Signs for men endued with understanding

turkish

İster yiyin, ister hayvanlarınızı otlatın, onlarda akıl sahipleri için şüphesiz dersler vardır

20 (Ta-Ha) Sure
54 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ مِنۡهَا خَلَقۡنَـٰكُمۡ وَفِیهَا نُعِیدُكُمۡ وَمِنۡهَا نُخۡرِجُكُمۡ تَارَةً أُخۡرَىٰ
İngilizce

From the (earth) did We create you, and into it shall We return you, and from it shall We bring you out once again

turkish

Sizi yerden yarattık, oraya döndüreceğiz, sizi tekrar oradan çıkaracağız

20 (Ta-Ha) Sure
55 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَقَدۡ أَرَیۡنَـٰهُ ءَایَـٰتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَأَبَىٰ
İngilizce

And We showed Pharaoh all Our Signs, but he did reject and refuse

turkish

And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
56 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ أَجِئۡتَنَا لِتُخۡرِجَنَا مِنۡ أَرۡضِنَا بِسِحۡرِكَ یَـٰمُوسَىٰ
İngilizce

He said: "Hast thou come to drive us out of our land with thy magic, O Moses

turkish

And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
57 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَنَأۡتِیَنَّكَ بِسِحۡرࣲ مِّثۡلِهِۦ فَٱجۡعَلۡ بَیۡنَنَا وَبَیۡنَكَ مَوۡعِدࣰا لَّا نُخۡلِفُهُۥ نَحۡنُ وَلَاۤ أَنتَ مَكَانࣰا سُوࣰى
İngilizce

But we can surely produce magic to match thine! So make a tryst between us and thee, which we shall not fail to keep - neither we nor thou - in a place where both shall have even chances

turkish

And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
58 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ مَوۡعِدُكُمۡ یَوۡمُ ٱلزِّینَةِ وَأَن یُحۡشَرَ ٱلنَّاسُ ضُحࣰى
İngilizce

Moses said: "Your tryst is the Day of the Festival, and let the people be assembled when the sun is well up

turkish

Musa: "Buluşma zamanımız sizin bayram gününüzde, insanların toplandığı kuşluk vaktidir" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
59 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَتَوَلَّىٰ فِرۡعَوۡنُ فَجَمَعَ كَیۡدَهُۥ ثُمَّ أَتَىٰ
İngilizce

So Pharaoh withdrew: He concerted his plan, and then came (back)

turkish

Firavun döndü, tuzaklarını toplayıp o gün geldi

20 (Ta-Ha) Sure
60 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰ وَیۡلَكُمۡ لَا تَفۡتَرُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبࣰا فَیُسۡحِتَكُم بِعَذَابࣲۖ وَقَدۡ خَابَ مَنِ ٱفۡتَرَىٰ
İngilizce

Moses said to him: Woe to you! Forge not ye a lie against Allah, lest He destroy you (at once) utterly by chastisement: the forger must suffer frustration

turkish

Musa onlara: "Size yazıklar olsun! Allah'a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azabla yok eder. Allah'a iftira eden hüsrana uğrar" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
61 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَتَنَـٰزَعُوۤا۟ أَمۡرَهُم بَیۡنَهُمۡ وَأَسَرُّوا۟ ٱلنَّجۡوَىٰ
İngilizce

So they disputed, one with another, over their affair, but they kept their talk secret

turkish

Sihirbazlar işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular

20 (Ta-Ha) Sure
62 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوۤا۟ إِنۡ هَـٰذَ ٰنِ لَسَـٰحِرَ ٰنِ یُرِیدَانِ أَن یُخۡرِجَاكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِمَا وَیَذۡهَبَا بِطَرِیقَتِكُمُ ٱلۡمُثۡلَىٰ
İngilizce

They said: "These two are certainly (expert) magicians: their object is to drive you out from your land with their magic, and to do away with your most cherished institutions

turkish

Musa ile Harun'u göstererek: "Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir" dediler

20 (Ta-Ha) Sure
63 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَجۡمِعُوا۟ كَیۡدَكُمۡ ثُمَّ ٱئۡتُوا۟ صَفࣰّاۚ وَقَدۡ أَفۡلَحَ ٱلۡیَوۡمَ مَنِ ٱسۡتَعۡلَىٰ
İngilizce

Therefore concert your plan, and then assemble in (serried) ranks: He wins (all along) today who gains the upper hand

turkish

Musa ile Harun'u göstererek: "Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir" dediler

20 (Ta-Ha) Sure
64 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوا۟ یَـٰمُوسَىٰۤ إِمَّاۤ أَن تُلۡقِیَ وَإِمَّاۤ أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنۡ أَلۡقَىٰ
İngilizce

They said: "O Moses! whether wilt thou that thou throw (first) or that we be the first to throw

turkish

Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy, ya da önce biz koyalım" dediler

20 (Ta-Ha) Sure
65 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ بَلۡ أَلۡقُوا۟ۖ فَإِذَا حِبَالُهُمۡ وَعِصِیُّهُمۡ یُخَیَّلُ إِلَیۡهِ مِن سِحۡرِهِمۡ أَنَّهَا تَسۡعَىٰ
İngilizce

He said, "Nay, throw ye first!" Then behold their ropes and their rods-so it seemed to him on account of their magic - began to be in lively motion

turkish

Musa: "Siz koyun" dedi. Hemen, değnekleri ve ipleri, sihirleri yüzünden, Musa'ya sanki yürüyorlarmış gibi geldi

20 (Ta-Ha) Sure
66 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَوۡجَسَ فِی نَفۡسِهِۦ خِیفَةࣰ مُّوسَىٰ
İngilizce

So Moses conceived in his mind a (sort of) fear

turkish

Bu yüzden Musa içinde bir korku hissetti

20 (Ta-Ha) Sure
67 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قُلۡنَا لَا تَخَفۡ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡأَعۡلَىٰ
İngilizce

We said: "Fear not! for thou hast indeed the upper hand

turkish

Korkma, sen muhakkak daha üstünsün" dedik

20 (Ta-Ha) Sure
68 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَلۡقِ مَا فِی یَمِینِكَ تَلۡقَفۡ مَا صَنَعُوۤا۟ۖ إِنَّمَا صَنَعُوا۟ كَیۡدُ سَـٰحِرࣲۖ وَلَا یُفۡلِحُ ٱلسَّاحِرُ حَیۡثُ أَتَىٰ
İngilizce

Throw that which is in thy right hand: Quickly will it swallow up that which they have faked what they have faked is but a magician's trick: and the magician thrives not, (no matter) where he goes

turkish

Sağ elindekini at da onların yaptıklarını yutsun, yaptıkları sadece sihirbaz düzenidir. Sihirbaz nereden gelirse gelsin başarı kazanamaz

20 (Ta-Ha) Sure
69 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأُلۡقِیَ ٱلسَّحَرَةُ سُجَّدࣰا قَالُوۤا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ هَـٰرُونَ وَمُوسَىٰ
İngilizce

So the magicians were thrown down to prostration: they said, "We believe in the Lord of Aaron and Moses

turkish

Sonunda sihirbazlar: "Biz Musa ve Harun'un Rabbine inandık" deyip secdeye kapandılar

20 (Ta-Ha) Sure
70 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ ءَامَنتُمۡ لَهُۥ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّهُۥ لَكَبِیرُكُمُ ٱلَّذِی عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحۡرَۖ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَیۡدِیَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَـٰفࣲ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ فِی جُذُوعِ ٱلنَّخۡلِ وَلَتَعۡلَمُنَّ أَیُّنَاۤ أَشَدُّ عَذَابࣰا وَأَبۡقَىٰ
İngilizce

(Pharaoh) said: "Believe ye in Him before I give you permission? Surely this must be your leader, who has taught you magic! be sure I will cut off your hands and feet on opposite sides, and I will have you crucified on trunks of palm-trees: so shall ye know for certain, which of us can give the more severe and the more lasting punishment

turkish

Firavun "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu size sihri öğreten, büyüğünüz odur. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sizi hurma kütüklerine asacağım. Hangimizin azabının daha çetin ve daha devamlı olduğunu bileceksiniz" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
71 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوا۟ لَن نُّؤۡثِرَكَ عَلَىٰ مَا جَاۤءَنَا مِنَ ٱلۡبَیِّنَـٰتِ وَٱلَّذِی فَطَرَنَاۖ فَٱقۡضِ مَاۤ أَنتَ قَاضٍۖ إِنَّمَا تَقۡضِی هَـٰذِهِ ٱلۡحَیَوٰةَ ٱلدُّنۡیَاۤ
İngilizce

They said: "Never shall we regard thee as more than the Clear Signs that have come to us, or than Him Who created us! so decree whatever thou desirest to decree: for thou canst only decree (touching) the life of this world

turkish

İman eden sihirbazlar: "Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır" dediler

20 (Ta-Ha) Sure
72 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّاۤ ءَامَنَّا بِرَبِّنَا لِیَغۡفِرَ لَنَا خَطَـٰیَـٰنَا وَمَاۤ أَكۡرَهۡتَنَا عَلَیۡهِ مِنَ ٱلسِّحۡرِۗ وَٱللَّهُ خَیۡرࣱ وَأَبۡقَىٰۤ
İngilizce

For us, we have believed in our Lord: may He forgive us our faults, and the magic to which thou didst compel us: for Allah is Best and Most Abiding

turkish

İman eden sihirbazlar: "Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır" dediler

20 (Ta-Ha) Sure
73 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّهُۥ مَن یَأۡتِ رَبَّهُۥ مُجۡرِمࣰا فَإِنَّ لَهُۥ جَهَنَّمَ لَا یَمُوتُ فِیهَا وَلَا یَحۡیَىٰ
İngilizce

Verily he who comes to his Lord as a sinner (at Judgment),- for him is Hell: therein shall he neither die nor live

turkish

Rabbine suçlu olarak gelen bilsin ki, cehennem onun içindir. Orada ne ölür, ne yaşar

20 (Ta-Ha) Sure
74 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَن یَأۡتِهِۦ مُؤۡمِنࣰا قَدۡ عَمِلَ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَأُو۟لَـٰۤئِكَ لَهُمُ ٱلدَّرَجَـٰتُ ٱلۡعُلَىٰ
İngilizce

But such as come to Him as Believers who have worked righteous deeds,- for them are ranks exalted

turkish

Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mükafatıdır

20 (Ta-Ha) Sure
75 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
جَنَّـٰتُ عَدۡنࣲ تَجۡرِی مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَـٰرُ خَـٰلِدِینَ فِیهَاۚ وَذَ ٰلِكَ جَزَاۤءُ مَن تَزَكَّىٰ
İngilizce

Gardens of Eternity, beneath which flow rivers: they will dwell therein for aye: such is the reward of those who purify themselves (from evil)

turkish

Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mükafatıdır

20 (Ta-Ha) Sure
76 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَقَدۡ أَوۡحَیۡنَاۤ إِلَىٰ مُوسَىٰۤ أَنۡ أَسۡرِ بِعِبَادِی فَٱضۡرِبۡ لَهُمۡ طَرِیقࣰا فِی ٱلۡبَحۡرِ یَبَسࣰا لَّا تَخَـٰفُ دَرَكࣰا وَلَا تَخۡشَىٰ
İngilizce

We sent an inspiration to Moses: "Travel by night with My servants, and strike a dry path for them through the sea, without fear of being overtaken (by Pharaoh) and without (any other) fear

turkish

And olsun ki Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yürüt, denizde onlara kuru bir yol aç, batmaktan ve düşmanların yetişmesinden korkma, endişe etme" diye vahyettik

20 (Ta-Ha) Sure
77 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَتۡبَعَهُمۡ فِرۡعَوۡنُ بِجُنُودِهِۦ فَغَشِیَهُم مِّنَ ٱلۡیَمِّ مَا غَشِیَهُمۡ
İngilizce

Then Pharaoh pursued them with his forces, but the waters completely overwhelmed them and covered them up

turkish

Firavun, ordusuyla onları takip etti, deniz de onları içine alıverdi, hem de ne alış

20 (Ta-Ha) Sure
78 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَضَلَّ فِرۡعَوۡنُ قَوۡمَهُۥ وَمَا هَدَىٰ
İngilizce

Pharaoh led his people astray instead of leading them aright

turkish

Firavun, milletini saptırdı, onlara doğru yolu göstermedi

20 (Ta-Ha) Sure
79 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَـٰبَنِیۤ إِسۡرَ ٰۤءِیلَ قَدۡ أَنجَیۡنَـٰكُم مِّنۡ عَدُوِّكُمۡ وَوَ ٰعَدۡنَـٰكُمۡ جَانِبَ ٱلطُّورِ ٱلۡأَیۡمَنَ وَنَزَّلۡنَا عَلَیۡكُمُ ٱلۡمَنَّ وَٱلسَّلۡوَىٰ
İngilizce

O ye Children of Israel! We delivered you from your enemy, and We made a Covenant with you on the right side of Mount (Sinai), and We sent down to you Manna and quails

turkish

Ey İsrailoğulları! Sizleri düşmanınızdan kurtardık, Tur'un sağ yanını size vadettik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik

20 (Ta-Ha) Sure
80 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كُلُوا۟ مِن طَیِّبَـٰتِ مَا رَزَقۡنَـٰكُمۡ وَلَا تَطۡغَوۡا۟ فِیهِ فَیَحِلَّ عَلَیۡكُمۡ غَضَبِیۖ وَمَن یَحۡلِلۡ عَلَیۡهِ غَضَبِی فَقَدۡ هَوَىٰ
İngilizce

(Saying): "Eat of the good things We have provided for your sustenance, but commit no excess therein, lest My Wrath should justly descend on you: and those on whom descends My Wrath do perish indeed

turkish

Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin, bunda aşırı gitmeyin ki gazabımı haketmeyesiniz. Gazabımı hakeden kimse muhakkak mahvolur

20 (Ta-Ha) Sure
81 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنِّی لَغَفَّارࣱ لِّمَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَـٰلِحࣰا ثُمَّ ٱهۡتَدَىٰ
İngilizce

But, without doubt, I am (also) He that forgives again and again, to those who repent, believe, and do right, who,- in fine, are ready to receive true guidance

turkish

Doğrusu Ben, tevbe edeni, inanıp yararlı iş işleyerek doğru yola gireni bağışlarım

20 (Ta-Ha) Sure
82 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ وَمَاۤ أَعۡجَلَكَ عَن قَوۡمِكَ یَـٰمُوسَىٰ
İngilizce

(When Moses was up on the Mount, Allah said:) "What made thee hasten in advance of thy people, O Moses

turkish

Musa! Seni milletinden daha çabuk gelmeye sevkeden nedir?" dedik

20 (Ta-Ha) Sure
83 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ هُمۡ أُو۟لَاۤءِ عَلَىٰۤ أَثَرِی وَعَجِلۡتُ إِلَیۡكَ رَبِّ لِتَرۡضَىٰ
İngilizce

He replied: "Behold, they are close on my footsteps: I hastened to thee, O my Lord, to please thee

turkish

Musa: "Onlar ardımdadır, Rabbim! Hoşnut olman için Sana acele geldim" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
84 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ فَإِنَّا قَدۡ فَتَنَّا قَوۡمَكَ مِنۢ بَعۡدِكَ وَأَضَلَّهُمُ ٱلسَّامِرِیُّ
İngilizce

(Allah) said: "We have tested thy people in thy absence: the Samiri has led them astray

turkish

Allah: "Doğrusu Biz, senden sonra milletini sınadık; Samiri onları saptırdı" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
85 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَرَجَعَ مُوسَىٰۤ إِلَىٰ قَوۡمِهِۦ غَضۡبَـٰنَ أَسِفࣰاۚ قَالَ یَـٰقَوۡمِ أَلَمۡ یَعِدۡكُمۡ رَبُّكُمۡ وَعۡدًا حَسَنًاۚ أَفَطَالَ عَلَیۡكُمُ ٱلۡعَهۡدُ أَمۡ أَرَدتُّمۡ أَن یَحِلَّ عَلَیۡكُمۡ غَضَبࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ فَأَخۡلَفۡتُم مَّوۡعِدِی
İngilizce

So Moses returned to his people in a state of indignation and sorrow. He said: "O my people! did not your Lord make a handsome promise to you? Did then the promise seem to you long (in coming)? Or did ye desire that Wrath should descend from your Lord on you, and so ye broke your promise to me

turkish

Musa, milletine kızgın ve üzgün olarak döndü. "Ey milletim! Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Uzun bir zaman mı geçti, yoksa Rabbinizin gazabına mı uğramak istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
86 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوا۟ مَاۤ أَخۡلَفۡنَا مَوۡعِدَكَ بِمَلۡكِنَا وَلَـٰكِنَّا حُمِّلۡنَاۤ أَوۡزَارࣰا مِّن زِینَةِ ٱلۡقَوۡمِ فَقَذَفۡنَـٰهَا فَكَذَ ٰلِكَ أَلۡقَى ٱلسَّامِرِیُّ
İngilizce

They said: "We broke not the promise to thee, as far as lay in our power: but we were made to carry the weight of the ornaments of the (whole) people, and we threw them (into the fire), and that was what the Samiri suggested

turkish

Onlar: "Sana verdiğimiz sözden kendi başımıza caymadık. O milletin ziynet eşyasından bize yükler dolusu taşıtıldı. Biz onları ateşe attık, aynı şekilde Samiri de attı" dediler

20 (Ta-Ha) Sure
87 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَخۡرَجَ لَهُمۡ عِجۡلࣰا جَسَدࣰا لَّهُۥ خُوَارࣱ فَقَالُوا۟ هَـٰذَاۤ إِلَـٰهُكُمۡ وَإِلَـٰهُ مُوسَىٰ فَنَسِیَ
İngilizce

Then he brought out (of the fire) before the (people) the image of a calf: It seemed to low: so they said: This is your god, and the god of Moses, but (Moses) has forgotten

turkish

Bunun üzerine Samiri onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya koydu. O ve adamları: "Bu sizin de Musa'nın da tanrısıdır, ama o unuttu" dediler

20 (Ta-Ha) Sure
88 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَفَلَا یَرَوۡنَ أَلَّا یَرۡجِعُ إِلَیۡهِمۡ قَوۡلࣰا وَلَا یَمۡلِكُ لَهُمۡ ضَرࣰّا وَلَا نَفۡعࣰا
İngilizce

Could they not see that it could not return them a word (for answer), and that it had no power either to harm them or to do them good

turkish

Görmüyorlar mıydı ki, o heykel onlara ne söz söyleyebilir, ne zarar ve ne de fayda verebilirdi

20 (Ta-Ha) Sure
89 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَقَدۡ قَالَ لَهُمۡ هَـٰرُونُ مِن قَبۡلُ یَـٰقَوۡمِ إِنَّمَا فُتِنتُم بِهِۦۖ وَإِنَّ رَبَّكُمُ ٱلرَّحۡمَـٰنُ فَٱتَّبِعُونِی وَأَطِیعُوۤا۟ أَمۡرِی
İngilizce

Aaron had already, before this said to them: "O my people! ye are being tested in this: for verily your Lord is (Allah) Most Gracious; so follow me and obey my command

turkish

And olsun ki, Harun da onlara önceden: "Ey milletim! Siz bu buzağı ile sınanıyorsunuz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahman'dır. Bana uyun, emrime itaat edin" demişti

20 (Ta-Ha) Sure
90 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوا۟ لَن نَّبۡرَحَ عَلَیۡهِ عَـٰكِفِینَ حَتَّىٰ یَرۡجِعَ إِلَیۡنَا مُوسَىٰ
İngilizce

They had said: "We will not abandon this cult, but we will devote ourselves to it until Moses returns to us

turkish

Musa bize dönene kadar buna sarılmaktan vazgeçmeyeceğiz" demişlerdi

20 (Ta-Ha) Sure
91 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ یَـٰهَـٰرُونُ مَا مَنَعَكَ إِذۡ رَأَیۡتَهُمۡ ضَلُّوۤا۟
İngilizce

(Moses) said: "O Aaron! what kept thee back, when thou sawest them going wrong

turkish

Musa gelince: "Harun! Onların sapıttığını görünce seni benim yolumdan gitmekten alıkoyan nedir? Benim emrime karşı mı geldin?" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
92 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَلَّا تَتَّبِعَنِۖ أَفَعَصَیۡتَ أَمۡرِی
İngilizce

From following me? Didst thou then disobey my order

turkish

Musa gelince: "Harun! Onların sapıttığını görünce seni benim yolumdan gitmekten alıkoyan nedir? Benim emrime karşı mı geldin?" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
93 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ یَبۡنَؤُمَّ لَا تَأۡخُذۡ بِلِحۡیَتِی وَلَا بِرَأۡسِیۤۖ إِنِّی خَشِیتُ أَن تَقُولَ فَرَّقۡتَ بَیۡنَ بَنِیۤ إِسۡرَ ٰۤءِیلَ وَلَمۡ تَرۡقُبۡ قَوۡلِی
İngilizce

(Aaron) replied: "O son of my mother! Seize (me) not by my beard nor by (the hair of) my head! Truly I feared lest thou shouldst say, 'Thou has caused a division among the children of Israel, and thou didst not respect my word

turkish

Harun: "Ey Annemoğlu! Saçımdan sakalımdan tutma; doğrusu İsrailoğulları arasına ayrılık koydun, sözüme bakmadın demenden korktum" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
94 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ فَمَا خَطۡبُكَ یَـٰسَـٰمِرِیُّ
İngilizce

(Moses) said: "What then is thy case, O Samiri

turkish

Musa: "Ey Samiri! Ya senin yaptığın nedir?" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
95 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ بَصُرۡتُ بِمَا لَمۡ یَبۡصُرُوا۟ بِهِۦ فَقَبَضۡتُ قَبۡضَةࣰ مِّنۡ أَثَرِ ٱلرَّسُولِ فَنَبَذۡتُهَا وَكَذَ ٰلِكَ سَوَّلَتۡ لِی نَفۡسِی
İngilizce

He replied: "I saw what they saw not: so I took a handful (of dust) from the footprint of the Messenger, and threw it (into the calf): thus did my soul suggest to me

turkish

Samiri: "Onların görmedikleri bir şey gördüm ve o sana gelen elçinin bastığı yerden bir avuç avuçladım. Bunu ziynet eşyasının eritildiği potaya attım. Nefsim böyle yaptırdı" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
96 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ فَٱذۡهَبۡ فَإِنَّ لَكَ فِی ٱلۡحَیَوٰةِ أَن تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَإِنَّ لَكَ مَوۡعِدࣰا لَّن تُخۡلَفَهُۥۖ وَٱنظُرۡ إِلَىٰۤ إِلَـٰهِكَ ٱلَّذِی ظَلۡتَ عَلَیۡهِ عَاكِفࣰاۖ لَّنُحَرِّقَنَّهُۥ ثُمَّ لَنَنسِفَنَّهُۥ فِی ٱلۡیَمِّ نَسۡفًا
İngilizce

(Moses) said: "Get thee gone! but thy (punishment) in this life will be that thou wilt say, 'touch me not'; and moreover (for a future penalty) thou hast a promise that will not fail: Now look at thy god, of whom thou hast become a devoted worshipper: We will certainly (melt) it in a blazing fire and scatter it broadcast in the sea

turkish

Musa: "Defol! Doğrusu artık hayatta, "Bana dokunmayın!" demenden başka yapacağın yoktur. Senin için asla kaçamayacağın bir ceza daha vardır. Durup üzerinde titrediğin tanrına bak, onu yakacağız, sonra denize dökeceğiz" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
97 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّمَاۤ إِلَـٰهُكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِی لَاۤ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَۚ وَسِعَ كُلَّ شَیۡءٍ عِلۡمࣰا
İngilizce

But the god of you all is the One Allah: there is no god but He: all things He comprehends in His knowledge

turkish

Sizin Tanrınız, ancak, O'ndan başka tanrı olmayan Allah'tır. İlmi her şeyi içine almıştır

20 (Ta-Ha) Sure
98 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَذَ ٰلِكَ نَقُصُّ عَلَیۡكَ مِنۡ أَنۢبَاۤءِ مَا قَدۡ سَبَقَۚ وَقَدۡ ءَاتَیۡنَـٰكَ مِن لَّدُنَّا ذِكۡرࣰا
İngilizce

Thus do We relate to thee some stories of what happened before: for We have sent thee a Message from Our own Presence

turkish

Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir

20 (Ta-Ha) Sure
99 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
مَّنۡ أَعۡرَضَ عَنۡهُ فَإِنَّهُۥ یَحۡمِلُ یَوۡمَ ٱلۡقِیَـٰمَةِ وِزۡرًا
İngilizce

If any do turn away therefrom, verily they will bear a burden on the Day of judgment

turkish

Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir

20 (Ta-Ha) Sure
100 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
خَـٰلِدِینَ فِیهِۖ وَسَاۤءَ لَهُمۡ یَوۡمَ ٱلۡقِیَـٰمَةِ حِمۡلࣰا
İngilizce

They will abide in this (state): and grievous will the burden be to them on that Day

turkish

Devamlı bu günahın azabında kalacaklar. Kıyamet günü onlar için ne kötüdür bu yük

20 (Ta-Ha) Sure
101 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَوۡمَ یُنفَخُ فِی ٱلصُّورِۚ وَنَحۡشُرُ ٱلۡمُجۡرِمِینَ یَوۡمَئِذࣲ زُرۡقࣰا
İngilizce

The Day when the Trumpet will be sounded: that Day, We shall gather the sinful, blear-eyed (with terror)

turkish

Sura üflendiği gün, işte o gün, suçluları gözleri korkudan göğermiş olarak toplarız

20 (Ta-Ha) Sure
102 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَتَخَـٰفَتُونَ بَیۡنَهُمۡ إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا عَشۡرࣰا
İngilizce

In whispers will they consult each other: "Yet tarried not longer than ten (Days)

turkish

Siz dünyada sadece on gün eğleştiniz" diye, aralarında saklı saklı konuşurlar

20 (Ta-Ha) Sure
103 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
نَّحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَا یَقُولُونَ إِذۡ یَقُولُ أَمۡثَلُهُمۡ طَرِیقَةً إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا یَوۡمࣰا
İngilizce

We know best what they will say, when their leader most eminent in conduct will say: "Ye tarried not longer than a day

turkish

Aralarında konuştuklarını Biz daha iyi biliriz. En akıllıları: "Sadece bir gün eğleştiniz" der

20 (Ta-Ha) Sure
104 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَیَسۡءَلُونَكَ عَنِ ٱلۡجِبَالِ فَقُلۡ یَنسِفُهَا رَبِّی نَسۡفࣰا
İngilizce

They ask thee concerning the Mountains: say, "My Lord will uproot them and scatter them as dust

turkish

Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin

20 (Ta-Ha) Sure
105 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَیَذَرُهَا قَاعࣰا صَفۡصَفࣰا
İngilizce

He will leave them as plains smooth and level

turkish

Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin

20 (Ta-Ha) Sure
106 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَّا تَرَىٰ فِیهَا عِوَجࣰا وَلَاۤ أَمۡتࣰا
İngilizce

Nothing crooked or curved wilt thou see in their place

turkish

Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin

20 (Ta-Ha) Sure
107 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَوۡمَئِذࣲ یَتَّبِعُونَ ٱلدَّاعِیَ لَا عِوَجَ لَهُۥۖ وَخَشَعَتِ ٱلۡأَصۡوَاتُ لِلرَّحۡمَـٰنِ فَلَا تَسۡمَعُ إِلَّا هَمۡسࣰا
İngilizce

On that Day will they follow the Caller (straight): no crookedness (can they show) him: all sounds shall humble themselves in the Presence of (Allah) Most Gracious: nothing shalt thou hear but the tramp of their feet (as they march)

turkish

Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin

20 (Ta-Ha) Sure
108 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَوۡمَئِذࣲ لَّا تَنفَعُ ٱلشَّفَـٰعَةُ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَـٰنُ وَرَضِیَ لَهُۥ قَوۡلࣰا
İngilizce

On that Day shall no intercession avail except for those for whom permission has been granted by (Allah) Most Gracious and whose word is acceptable to Him

turkish

O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez

20 (Ta-Ha) Sure
109 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَعۡلَمُ مَا بَیۡنَ أَیۡدِیهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡ وَلَا یُحِیطُونَ بِهِۦ عِلۡمࣰا
İngilizce

He knows what (appears to His creatures as) before or after or behind them: but they shall not compass it with their knowledge

turkish

Allah onların geçmişlerini de, geleceklerini de bilir. Onların hiçbirinin ilmi ise O'nu kuşatamaz

20 (Ta-Ha) Sure
110 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ وَعَنَتِ ٱلۡوُجُوهُ لِلۡحَیِّ ٱلۡقَیُّومِۖ وَقَدۡ خَابَ مَنۡ حَمَلَ ظُلۡمࣰا
İngilizce

(All) faces shall be humbled before (Him) - the Living, the Self-Subsisting, Eternal: hopeless indeed will be the man that carries iniquity (on his back)

turkish

İnsanlar, diri ve her an yaratıklarını gözetip duran Allah'a boyun eğmiştir. Yükü zulüm olan kimse ise hüsrana uğramıştır

20 (Ta-Ha) Sure
111 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَن یَعۡمَلۡ مِنَ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَلَا یَخَافُ ظُلۡمࣰا وَلَا هَضۡمࣰا
İngilizce

But he who works deeds of righteousness, and has faith, will have no fear of harm nor of any curtailment (of what is his due)

turkish

İnanmış olarak, yararlı işler işleyen kimse, haksızlıktan ve hakkının yeneceğinden korkmaz

20 (Ta-Ha) Sure
112 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَكَذَ ٰلِكَ أَنزَلۡنَـٰهُ قُرۡءَانًا عَرَبِیࣰّا وَصَرَّفۡنَا فِیهِ مِنَ ٱلۡوَعِیدِ لَعَلَّهُمۡ یَتَّقُونَ أَوۡ یُحۡدِثُ لَهُمۡ ذِكۡرࣰا
İngilizce

Thus have We sent this down - an arabic Qur'an - and explained therein in detail some of the warnings, in order that they may fear Allah, or that it may cause their remembrance (of Him)

turkish

İşte Kuran'ı, Arapça okunmak üzere indirdik, onda tehditleri türlü türlü açıkladık ki belki sakınırlar yahut onlara ibret verir

20 (Ta-Ha) Sure
113 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَتَعَـٰلَى ٱللَّهُ ٱلۡمَلِكُ ٱلۡحَقُّۗ وَلَا تَعۡجَلۡ بِٱلۡقُرۡءَانِ مِن قَبۡلِ أَن یُقۡضَىٰۤ إِلَیۡكَ وَحۡیُهُۥۖ وَقُل رَّبِّ زِدۡنِی عِلۡمࣰا
İngilizce

High above all is Allah, the King, the Truth! Be not in haste with the Qur'an before its revelation to thee is completed, but say, "O my Lord! advance me in knowledge

turkish

Gerçek hükümdar olan Allah Yüce'dir. Kuran sana vahyedilirken, vahy bitmezden önce, unutmamak için, tekrarda acele edip durma, "Rabbim! ilmimi artır" de

20 (Ta-Ha) Sure
114 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَقَدۡ عَهِدۡنَاۤ إِلَىٰۤ ءَادَمَ مِن قَبۡلُ فَنَسِیَ وَلَمۡ نَجِدۡ لَهُۥ عَزۡمࣰا
İngilizce

We had already, beforehand, taken the covenant of Adam, but he forgot: and We found on his part no firm resolve

turkish

And olsun ki daha önce "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o çekinmişti

20 (Ta-Ha) Sure
115 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِذۡ قُلۡنَا لِلۡمَلَـٰۤئِكَةِ ٱسۡجُدُوا۟ لِءَادَمَ فَسَجَدُوۤا۟ إِلَّاۤ إِبۡلِیسَ أَبَىٰ
İngilizce

When We said to the angels, "Prostrate yourselves to Adam", they prostrated themselves, but not Iblis: he refused

turkish

Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik

20 (Ta-Ha) Sure
116 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَقُلۡنَا یَـٰۤءَادَمُ إِنَّ هَـٰذَا عَدُوࣱّ لَّكَ وَلِزَوۡجِكَ فَلَا یُخۡرِجَنَّكُمَا مِنَ ٱلۡجَنَّةِ فَتَشۡقَىٰۤ
İngilizce

Then We said: "O Adam! verily, this is an enemy to thee and thy wife: so let him not get you both out of the Garden, so that thou art landed in misery

turkish

Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik

20 (Ta-Ha) Sure
117 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِیهَا وَلَا تَعۡرَىٰ
İngilizce

There is therein (enough provision) for thee not to go hungry nor to go naked

turkish

Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik

20 (Ta-Ha) Sure
118 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَنَّكَ لَا تَظۡمَؤُا۟ فِیهَا وَلَا تَضۡحَىٰ
İngilizce

Nor to suffer from thirst, nor from the sun's heat

turkish

Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik

20 (Ta-Ha) Sure
119 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَوَسۡوَسَ إِلَیۡهِ ٱلشَّیۡطَـٰنُ قَالَ یَـٰۤءَادَمُ هَلۡ أَدُلُّكَ عَلَىٰ شَجَرَةِ ٱلۡخُلۡدِ وَمُلۡكࣲ لَّا یَبۡلَىٰ
İngilizce

But Satan whispered evil to him: he said, "O Adam! shall I lead thee to the Tree of Eternity and to a kingdom that never decays

turkish

Ama şeytan ona vesvese verip: "Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
120 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَكَلَا مِنۡهَا فَبَدَتۡ لَهُمَا سَوۡءَ ٰتُهُمَا وَطَفِقَا یَخۡصِفَانِ عَلَیۡهِمَا مِن وَرَقِ ٱلۡجَنَّةِۚ وَعَصَىٰۤ ءَادَمُ رَبَّهُۥ فَغَوَىٰ
İngilizce

In the result, they both ate of the tree, and so their nakedness appeared to them: they began to sew together, for their covering, leaves from the Garden: thus did Adam disobey his Lord, and allow himself to be seduced

turkish

Bunun üzerine ikisi de o ağacın meyvesinden yedi, ayıp yerleri görünüverdi. Cennet yapraklarıyla örtünmeye koyuldular. Adem, Rabbine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı

20 (Ta-Ha) Sure
121 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ثُمَّ ٱجۡتَبَـٰهُ رَبُّهُۥ فَتَابَ عَلَیۡهِ وَهَدَىٰ
İngilizce

But his Lord chose him (for His Grace): He turned to him, and gave him Guidance

turkish

Rabbi yine de onu seçip tevbesini kabul etti, ona doğru yolu gösterdi

20 (Ta-Ha) Sure
122 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ ٱهۡبِطَا مِنۡهَا جَمِیعَۢاۖ بَعۡضُكُمۡ لِبَعۡضٍ عَدُوࣱّۖ فَإِمَّا یَأۡتِیَنَّكُم مِّنِّی هُدࣰى فَمَنِ ٱتَّبَعَ هُدَایَ فَلَا یَضِلُّ وَلَا یَشۡقَىٰ
İngilizce

He said: "Get ye down, both of you,- all together, from the Garden, with enmity one to another: but if, as is sure, there comes to you Guidance from Me, whosoever follows My Guidance, will not lose his way, nor fall into misery

turkish

Onlara şöyle dedi: "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Elbet size Benden bir yol gösteren gelir; Benim yoluma uyan ne sapar ve ne de bedbaht olur

20 (Ta-Ha) Sure
123 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَنۡ أَعۡرَضَ عَن ذِكۡرِی فَإِنَّ لَهُۥ مَعِیشَةࣰ ضَنكࣰا وَنَحۡشُرُهُۥ یَوۡمَ ٱلۡقِیَـٰمَةِ أَعۡمَىٰ
İngilizce

But whosoever turns away from My Message, verily for him is a life narrowed down, and We shall raise him up blind on the Day of Judgment

turkish

Benim Kitap'ımdan yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz

20 (Ta-Ha) Sure
124 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرۡتَنِیۤ أَعۡمَىٰ وَقَدۡ كُنتُ بَصِیرࣰا
İngilizce

He will say: "O my Lord! why hast Thou raised me up blind, while I had sight (before)

turkish

O zaman: "Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim" der

20 (Ta-Ha) Sure
125 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ كَذَ ٰلِكَ أَتَتۡكَ ءَایَـٰتُنَا فَنَسِیتَهَاۖ وَكَذَ ٰلِكَ ٱلۡیَوۡمَ تُنسَىٰ
İngilizce

(Allah) will say: "Thus didst Thou, when Our Signs came unto thee, disregard them: so wilt thou, this day, be disregarded

turkish

Allah: "Böyledir, ayetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" der

20 (Ta-Ha) Sure
126 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَكَذَ ٰلِكَ نَجۡزِی مَنۡ أَسۡرَفَ وَلَمۡ یُؤۡمِنۢ بِءَایَـٰتِ رَبِّهِۦۚ وَلَعَذَابُ ٱلۡءَاخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبۡقَىٰۤ
İngilizce

And thus do We recompense him who transgresses beyond bounds and believes not in the Signs of his Lord: and the Penalty of the Hereafter is far more grievous and more enduring

turkish

İşte haddi aşanları, Rabbinin ayetlerine inanmayanları böylece cezalandıracağız. Hem, ahiretin azabı bu dünya azabından daha şiddetli ve daha devamlıdır

20 (Ta-Ha) Sure
127 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَفَلَمۡ یَهۡدِ لَهُمۡ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ یَمۡشُونَ فِی مَسَـٰكِنِهِمۡۚ إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَءَایَـٰتࣲ لِّأُو۟لِی ٱلنُّهَىٰ
İngilizce

Is it not a warning to such men (to call to mind) how many generations before them We destroyed, in whose haunts they (now) move? Verily, in this are Signs for men endued with understanding

turkish

Onları yerlerinde gezdikleri, kendilerinden önce yok etmiş olduğumuz bunca nesiller doğru yola sevketmedi mi? Doğrusu bunlarda akıl sahipleri için ibretler vardır

20 (Ta-Ha) Sure
128 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَوۡلَا كَلِمَةࣱ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ لَكَانَ لِزَامࣰا وَأَجَلࣱ مُّسَمࣰّى
İngilizce

Had it not been for a Word that went forth before from thy Lord, (their punishment) must necessarily have come; but there is a Term appointed (for respite)

turkish

Eğer Rabbinin verilmiş bir sözü ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı

20 (Ta-Ha) Sure
129 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱصۡبِرۡ عَلَىٰ مَا یَقُولُونَ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ قَبۡلَ طُلُوعِ ٱلشَّمۡسِ وَقَبۡلَ غُرُوبِهَاۖ وَمِنۡ ءَانَاۤئِ ٱلَّیۡلِ فَسَبِّحۡ وَأَطۡرَافَ ٱلنَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرۡضَىٰ
İngilizce

Therefore be patient with what they say, and celebrate (constantly) the praises of thy Lord, before the rising of the sun, and before its setting; yea, celebrate them for part of the hours of the night, and at the sides of the day: that thou mayest have (spiritual) joy

turkish

Onların dediklerine sabret; güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et; gece saatlerinde ve gündüzleri de tesbih et ki Rabbinin rızasına eresin

20 (Ta-Ha) Sure
130 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَا تَمُدَّنَّ عَیۡنَیۡكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعۡنَا بِهِۦۤ أَزۡوَ ٰجࣰا مِّنۡهُمۡ زَهۡرَةَ ٱلۡحَیَوٰةِ ٱلدُّنۡیَا لِنَفۡتِنَهُمۡ فِیهِۚ وَرِزۡقُ رَبِّكَ خَیۡرࣱ وَأَبۡقَىٰ
İngilizce

Nor strain thine eyes in longing for the things We have given for enjoyment to parties of them, the splendour of the life of this world, through which We test them: but the provision of thy Lord is better and more enduring

turkish

Kendilerini sınamak için, dünya hayatının süsü olarak bol bol geçimlik verdiğimiz kimselere sakın göz dikme, Rabbinin rızkı daha iyi ve daha devamlıdır

20 (Ta-Ha) Sure
131 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأۡمُرۡ أَهۡلَكَ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱصۡطَبِرۡ عَلَیۡهَاۖ لَا نَسۡءَلُكَ رِزۡقࣰاۖ نَّحۡنُ نَرۡزُقُكَۗ وَٱلۡعَـٰقِبَةُ لِلتَّقۡوَىٰ
İngilizce

Enjoin prayer on thy people, and be constant therein. We ask thee not to provide sustenance: We provide it for thee. But the (fruit of) the Hereafter is for righteousness

turkish

Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren Biziz. Sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanındır

20 (Ta-Ha) Sure
132 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَقَالُوا۟ لَوۡلَا یَأۡتِینَا بِءَایَةࣲ مِّن رَّبِّهِۦۤۚ أَوَ لَمۡ تَأۡتِهِم بَیِّنَةُ مَا فِی ٱلصُّحُفِ ٱلۡأُولَىٰ
İngilizce

They say: "Why does he not bring us a sign from his Lord?" Has not a Clear Sign come to them of all that was in the former Books of revelation

turkish

Rabbinden bize bir mucize getirseydi ya" derler. Onlara, önceki Kitablarda bulunan belgeler gelmedi mi

20 (Ta-Ha) Sure
133 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَوۡ أَنَّاۤ أَهۡلَكۡنَـٰهُم بِعَذَابࣲ مِّن قَبۡلِهِۦ لَقَالُوا۟ رَبَّنَا لَوۡلَاۤ أَرۡسَلۡتَ إِلَیۡنَا رَسُولࣰا فَنَتَّبِعَ ءَایَـٰتِكَ مِن قَبۡلِ أَن نَّذِلَّ وَنَخۡزَىٰ
İngilizce

And if We had inflicted on them a penalty before this, they would have said: "Our Lord! If only Thou hadst sent us a messenger, we should certainly have followed Thy Signs before we were humbled and put to shame

turkish

Eğer onları ondan önce bir azaba uğratarak yok etseydik: "Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmazdan önce ayetlerine uysaydık, olmaz mıydı?" diyeceklerdi

20 (Ta-Ha) Sure
134 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قُلۡ كُلࣱّ مُّتَرَبِّصࣱ فَتَرَبَّصُوا۟ۖ فَسَتَعۡلَمُونَ مَنۡ أَصۡحَـٰبُ ٱلصِّرَ ٰطِ ٱلسَّوِیِّ وَمَنِ ٱهۡتَدَىٰ
İngilizce

Say: "Each one (of us) is waiting: wait ye, therefore, and soon shall ye know who it is that is on the straight and even way, and who it is that has received Guidance

turkish

De ki: "Herkes gözlemektedir, siz de gözleyin. Şüphesiz düz yolun sahiplerinin kimler olduğunu ve kimlerin doğru yolda bulunduğunu bileceksiniz

20 (Ta-Ha) Sure
135 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri