Cüzler 19

۞ وَقَالَ ٱلَّذِینَ لَا یَرۡجُونَ لِقَاۤءَنَا لَوۡلَاۤ أُنزِلَ عَلَیۡنَا ٱلۡمَلَـٰۤئِكَةُ أَوۡ نَرَىٰ رَبَّنَاۗ لَقَدِ ٱسۡتَكۡبَرُوا۟ فِیۤ أَنفُسِهِمۡ وَعَتَوۡ عُتُوࣰّا كَبِیرࣰا
İngilizce

Such as fear not the meeting with Us (for Judgment) say: "Why are not the angels sent down to us, or (why) do we not see our Lord?" Indeed they have an arrogant conceit of themselves, and mighty is the insolence of their impiety

turkish

Bizimle karşılaşmayı ummayanlar: "Bize ya melekler indirilmeli, ya da Rabbimiz'i görmeliyiz" derler. And olsun ki kendi kendilerine büyüklenmişler, azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir

25 (Al-Furqan) Sure
21 Ayet
362 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَوۡمَ یَرَوۡنَ ٱلۡمَلَـٰۤئِكَةَ لَا بُشۡرَىٰ یَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُجۡرِمِینَ وَیَقُولُونَ حِجۡرࣰا مَّحۡجُورࣰا
İngilizce

The Day they see the angels,- no joy will there be to the sinners that Day: The (angels) will say: "There is a barrier forbidden (to you) altogether

turkish

Melekleri gördükleri gün, işte o gün, suçlulara iyi haber yoktur. Melekler: "İyi haber size yasaktır, yasak!" derler

25 (Al-Furqan) Sure
22 Ayet
362 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَقَدِمۡنَاۤ إِلَىٰ مَا عَمِلُوا۟ مِنۡ عَمَلࣲ فَجَعَلۡنَـٰهُ هَبَاۤءࣰ مَّنثُورًا
İngilizce

And We shall turn to whatever deeds they did (in this life), and We shall make such deeds as floating dust scattered about

turkish

Yaptıkları her işi ele alır, onu toz duman ederiz

25 (Al-Furqan) Sure
23 Ayet
362 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَصۡحَـٰبُ ٱلۡجَنَّةِ یَوۡمَئِذٍ خَیۡرࣱ مُّسۡتَقَرࣰّا وَأَحۡسَنُ مَقِیلࣰا
İngilizce

The Companions of the Garden will be well, that Day, in their abode, and have the fairest of places for repose

turkish

O gün, cennetliklerin kalacağı yer çok iyi, dinlenecekleri yer çok güzeldir

25 (Al-Furqan) Sure
24 Ayet
362 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَیَوۡمَ تَشَقَّقُ ٱلسَّمَاۤءُ بِٱلۡغَمَـٰمِ وَنُزِّلَ ٱلۡمَلَـٰۤئِكَةُ تَنزِیلًا
İngilizce

The Day the heaven shall be rent asunder with clouds, and angels shall be sent down, descending (in ranks)

turkish

O gün, gök beyaz bulutlar halinde parçalanacak ve melekler bölük bölük indirilecektir

25 (Al-Furqan) Sure
25 Ayet
362 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱلۡمُلۡكُ یَوۡمَئِذٍ ٱلۡحَقُّ لِلرَّحۡمَـٰنِۚ وَكَانَ یَوۡمًا عَلَى ٱلۡكَـٰفِرِینَ عَسِیرࣰا
İngilizce

That Day, the dominion as of right and truth, shall be (wholly) for (Allah) Most Merciful: it will be a Day of dire difficulty for the misbelievers

turkish

O gün gerçek hükümdarlık Rahman'ındır. İnkarcılar için yaman bir gündür

25 (Al-Furqan) Sure
26 Ayet
362 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَیَوۡمَ یَعَضُّ ٱلظَّالِمُ عَلَىٰ یَدَیۡهِ یَقُولُ یَـٰلَیۡتَنِی ٱتَّخَذۡتُ مَعَ ٱلرَّسُولِ سَبِیلࣰا
İngilizce

The Day that the wrong-doer will bite at his hands, he will say, "Oh! would that I had taken a (straight) path with the Messenger

turkish

O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der

25 (Al-Furqan) Sure
27 Ayet
362 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَـٰوَیۡلَتَىٰ لَیۡتَنِی لَمۡ أَتَّخِذۡ فُلَانًا خَلِیلࣰا
İngilizce

Ah! woe is me! Would that I had never taken such a one for a friend

turkish

O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der

25 (Al-Furqan) Sure
28 Ayet
362 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَّقَدۡ أَضَلَّنِی عَنِ ٱلذِّكۡرِ بَعۡدَ إِذۡ جَاۤءَنِیۗ وَكَانَ ٱلشَّیۡطَـٰنُ لِلۡإِنسَـٰنِ خَذُولࣰا
İngilizce

He did lead me astray from the Message (of Allah) after it had come to me! Ah! the Evil One is but a traitor to man

turkish

O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der

25 (Al-Furqan) Sure
29 Ayet
362 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَقَالَ ٱلرَّسُولُ یَـٰرَبِّ إِنَّ قَوۡمِی ٱتَّخَذُوا۟ هَـٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ مَهۡجُورࣰا
İngilizce

Then the Messenger will say: "O my Lord! Truly my people took this Qur'an for just foolish nonsense

turkish

Peygamber: "Ey Rabbim! Doğrusu milletim bu Kuran'ı terketmişti" der

25 (Al-Furqan) Sure
30 Ayet
362 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَكَذَ ٰلِكَ جَعَلۡنَا لِكُلِّ نَبِیٍّ عَدُوࣰّا مِّنَ ٱلۡمُجۡرِمِینَۗ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ هَادِیࣰا وَنَصِیرࣰا
İngilizce

Thus have We made for every prophet an enemy among the sinners: but enough is thy Lord to guide and to help

turkish

Her peygamber için, böylece suçlulardan bir düşman ortaya koyarız. Doğruyu gösterici ve yardımcı olarak, Rabbin yeter

25 (Al-Furqan) Sure
31 Ayet
362 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَقَالَ ٱلَّذِینَ كَفَرُوا۟ لَوۡلَا نُزِّلَ عَلَیۡهِ ٱلۡقُرۡءَانُ جُمۡلَةࣰ وَ ٰحِدَةࣰۚ كَذَ ٰلِكَ لِنُثَبِّتَ بِهِۦ فُؤَادَكَۖ وَرَتَّلۡنَـٰهُ تَرۡتِیلࣰا
İngilizce

Those who reject Faith say: "Why is not the Qur'an revealed to him all at once? Thus (is it revealed), that We may strengthen thy heart thereby, and We have rehearsed it to thee in slow, well-arranged stages, gradually

turkish

İnkar edenler: "Kuran ona bir defada indirilmeliydi" derler. Oysa Biz onu böylece senin kalbine yerleştirmek için azar azar indirir ve onu ağır ağır okuruz

25 (Al-Furqan) Sure
32 Ayet
362 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَا یَأۡتُونَكَ بِمَثَلٍ إِلَّا جِئۡنَـٰكَ بِٱلۡحَقِّ وَأَحۡسَنَ تَفۡسِیرًا
İngilizce

And no question do they bring to thee but We reveal to thee the truth and the best explanation (thereof)

turkish

Sana bir misal vermezler ki, Biz onun gerçeğini ve en iyi anlaşılanını sana vermemiş olalım

25 (Al-Furqan) Sure
33 Ayet
363 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱلَّذِینَ یُحۡشَرُونَ عَلَىٰ وُجُوهِهِمۡ إِلَىٰ جَهَنَّمَ أُو۟لَـٰۤئِكَ شَرࣱّ مَّكَانࣰا وَأَضَلُّ سَبِیلࣰا
İngilizce

Those who will be gathered to Hell (prone) on their faces,- they will be in an evil plight, and, as to Path, most astray

turkish

Cehennemde yüzü koyun toplanacak olanlar, işte onların yerleri en kötü ve yolları da en sapıktır

25 (Al-Furqan) Sure
34 Ayet
363 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَقَدۡ ءَاتَیۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَـٰبَ وَجَعَلۡنَا مَعَهُۥۤ أَخَاهُ هَـٰرُونَ وَزِیرࣰا
İngilizce

(Before this,) We sent Moses The Book, and appointed his brother Aaron with him as minister

turkish

And olsun ki Musa'ya Kitap verdik, kardeşi Harun'u da kendisine vezir yaptık

25 (Al-Furqan) Sure
35 Ayet
363 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَقُلۡنَا ٱذۡهَبَاۤ إِلَى ٱلۡقَوۡمِ ٱلَّذِینَ كَذَّبُوا۟ بِءَایَـٰتِنَا فَدَمَّرۡنَـٰهُمۡ تَدۡمِیرࣰا
İngilizce

And We command: "Go ye both, to the people who have rejected our Signs:" And those (people) We destroyed with utter destruction

turkish

Ayetlerimizi yalanlayan millete gidin" dedik. Sonunda o milleti yerle bir ettik

25 (Al-Furqan) Sure
36 Ayet
363 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَقَوۡمَ نُوحࣲ لَّمَّا كَذَّبُوا۟ ٱلرُّسُلَ أَغۡرَقۡنَـٰهُمۡ وَجَعَلۡنَـٰهُمۡ لِلنَّاسِ ءَایَةࣰۖ وَأَعۡتَدۡنَا لِلظَّـٰلِمِینَ عَذَابًا أَلِیمࣰا
İngilizce

And the people of Noah,- when they rejected the messengers, We drowned them, and We made them as a Sign for mankind; and We have prepared for (all) wrong-doers a grievous Penalty

turkish

Nuh milletini de, peygamberleri yalanladıkları zaman suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret kıldık. Zalimlere can yakıcı azap hazırlamışızdır

25 (Al-Furqan) Sure
37 Ayet
363 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَعَادࣰا وَثَمُودَا۟ وَأَصۡحَـٰبَ ٱلرَّسِّ وَقُرُونَۢا بَیۡنَ ذَ ٰلِكَ كَثِیرࣰا
İngilizce

As also 'Ad and Thamud, and the Companions of the Rass, and many a generation between them

turkish

Ad, Semud milletleri ile Ress'lileri ve bunların arasında birçok nesilleri de yerle bir ettik

25 (Al-Furqan) Sure
38 Ayet
363 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَكُلࣰّا ضَرَبۡنَا لَهُ ٱلۡأَمۡثَـٰلَۖ وَكُلࣰّا تَبَّرۡنَا تَتۡبِیرࣰا
İngilizce

To each one We set forth Parables and examples; and each one We broke to utter annihilation (for their sins)

turkish

Her birine misaller vermiştik ama, dinlemedikleri için hepsini kırdık geçirdik

25 (Al-Furqan) Sure
39 Ayet
363 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَقَدۡ أَتَوۡا۟ عَلَى ٱلۡقَرۡیَةِ ٱلَّتِیۤ أُمۡطِرَتۡ مَطَرَ ٱلسَّوۡءِۚ أَفَلَمۡ یَكُونُوا۟ یَرَوۡنَهَاۚ بَلۡ كَانُوا۟ لَا یَرۡجُونَ نُشُورࣰا
İngilizce

And the (Unbelievers) must indeed have passed by the town on which was rained a shower of evil: did they not then see it (with their own eyes)? But they fear not the Resurrection

turkish

Bu putperestler and olsun ki, bela yağmuruna tutulmuş olan kasabaya uğramışlardı. Onu görmediler mi? Hayır; tekrar dirilmeyi ummuyorlardı

25 (Al-Furqan) Sure
40 Ayet
363 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِذَا رَأَوۡكَ إِن یَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَـٰذَا ٱلَّذِی بَعَثَ ٱللَّهُ رَسُولًا
İngilizce

When they see thee, they treat thee no otherwise than in mockery: "Is this the one whom Allah has sent as a messenger

turkish

Seni gördükleri zaman, "Allah'ın gönderdiği elçi bu mudur?" diye alaya almaktan başka birşey yapmazlar

25 (Al-Furqan) Sure
41 Ayet
363 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِن كَادَ لَیُضِلُّنَا عَنۡ ءَالِهَتِنَا لَوۡلَاۤ أَن صَبَرۡنَا عَلَیۡهَاۚ وَسَوۡفَ یَعۡلَمُونَ حِینَ یَرَوۡنَ ٱلۡعَذَابَ مَنۡ أَضَلُّ سَبِیلًا
İngilizce

He indeed would well-nigh have misled us from our gods, had it not been that we were constant to them!" - Soon will they know, when they see the Penalty, who it is that is most misled in Path

turkish

Tanrılarımız üzerinde direnmeseydik, doğrusu neredeyse bizi onlardan uzaklaştıracaktı" derler. Azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir

25 (Al-Furqan) Sure
42 Ayet
363 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَرَءَیۡتَ مَنِ ٱتَّخَذَ إِلَـٰهَهُۥ هَوَىٰهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَیۡهِ وَكِیلًا
İngilizce

Seest thou such a one as taketh for his god his own passion (or impulse)? Couldst thou be a disposer of affairs for him

turkish

Hevesini kendine tanrı edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın

25 (Al-Furqan) Sure
43 Ayet
363 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَمۡ تَحۡسَبُ أَنَّ أَكۡثَرَهُمۡ یَسۡمَعُونَ أَوۡ یَعۡقِلُونَۚ إِنۡ هُمۡ إِلَّا كَٱلۡأَنۡعَـٰمِ بَلۡ هُمۡ أَضَلُّ سَبِیلًا
İngilizce

Or thinkest thou that most of them listen or understand? They are only like cattle;- nay, they are worse astray in Path

turkish

Yoksa çoklarının söz dinlediklerini veya aklettiklerini mi sanırsın? Onlar şüphesiz davarlar gibidir, belki daha da sapık yolludurlar

25 (Al-Furqan) Sure
44 Ayet
364 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَلَمۡ تَرَ إِلَىٰ رَبِّكَ كَیۡفَ مَدَّ ٱلظِّلَّ وَلَوۡ شَاۤءَ لَجَعَلَهُۥ سَاكِنࣰا ثُمَّ جَعَلۡنَا ٱلشَّمۡسَ عَلَیۡهِ دَلِیلࣰا
İngilizce

Hast thou not turned thy vision to thy Lord?- How He doth prolong the shadow! If He willed, He could make it stationary! then do We make the sun its guide

turkish

Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir

25 (Al-Furqan) Sure
45 Ayet
364 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ثُمَّ قَبَضۡنَـٰهُ إِلَیۡنَا قَبۡضࣰا یَسِیرࣰا
İngilizce

Then We draw it in towards Ourselves,- a contraction by easy stages

turkish

Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir

25 (Al-Furqan) Sure
46 Ayet
364 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَهُوَ ٱلَّذِی جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّیۡلَ لِبَاسࣰا وَٱلنَّوۡمَ سُبَاتࣰا وَجَعَلَ ٱلنَّهَارَ نُشُورࣰا
İngilizce

And He it is Who makes the Night as a Robe for you, and Sleep as Repose, and makes the Day (as it were) a Resurrection

turkish

Size geceyi örtü, uykuyu rahatlık kılan, gündüzü çalışma zamanı yapan Allah'tır

25 (Al-Furqan) Sure
47 Ayet
364 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَهُوَ ٱلَّذِیۤ أَرۡسَلَ ٱلرِّیَـٰحَ بُشۡرَۢا بَیۡنَ یَدَیۡ رَحۡمَتِهِۦۚ وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَاۤءِ مَاۤءࣰ طَهُورࣰا
İngilizce

And He it is Who sends the winds as heralds of glad tidings, going before His mercy, and We send down pure water from the sky

turkish

Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir

25 (Al-Furqan) Sure
48 Ayet
364 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لِّنُحۡـِۧیَ بِهِۦ بَلۡدَةࣰ مَّیۡتࣰا وَنُسۡقِیَهُۥ مِمَّا خَلَقۡنَاۤ أَنۡعَـٰمࣰا وَأَنَاسِیَّ كَثِیرࣰا
İngilizce

That with it We may give life to a dead land, and slake the thirst of things We have created,- cattle and men in great numbers

turkish

Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir

25 (Al-Furqan) Sure
49 Ayet
364 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَقَدۡ صَرَّفۡنَـٰهُ بَیۡنَهُمۡ لِیَذَّكَّرُوا۟ فَأَبَىٰۤ أَكۡثَرُ ٱلنَّاسِ إِلَّا كُفُورࣰا
İngilizce

And We have distributed the (water) amongst them, in order that they may celebrate (our) praises, but most men are averse (to aught) but (rank) ingratitude

turkish

And olsun ki öğüt almaları için ülkeler arasında yer yer türlü türlü yağmur yağdırmışızdır. Buna rağmen insanların çoğu nankörlükte direnmiştir

25 (Al-Furqan) Sure
50 Ayet
364 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَوۡ شِئۡنَا لَبَعَثۡنَا فِی كُلِّ قَرۡیَةࣲ نَّذِیرࣰا
İngilizce

Had it been Our Will, We could have sent a warner to every centre of population

turkish

Dileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik

25 (Al-Furqan) Sure
51 Ayet
364 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَا تُطِعِ ٱلۡكَـٰفِرِینَ وَجَـٰهِدۡهُم بِهِۦ جِهَادࣰا كَبِیرࣰا
İngilizce

Therefore listen not to the Unbelievers, but strive against them with the utmost strenuousness, with the (Qur'an)

turkish

Sen, inkarcılara uyma, onlara karşı olanca gücünle mücadele et

25 (Al-Furqan) Sure
52 Ayet
364 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ وَهُوَ ٱلَّذِی مَرَجَ ٱلۡبَحۡرَیۡنِ هَـٰذَا عَذۡبࣱ فُرَاتࣱ وَهَـٰذَا مِلۡحٌ أُجَاجࣱ وَجَعَلَ بَیۡنَهُمَا بَرۡزَخࣰا وَحِجۡرࣰا مَّحۡجُورࣰا
İngilizce

It is He Who has let free the two bodies of flowing water: One palatable and sweet, and the other salt and bitter; yet has He made a barrier between them, a partition that is forbidden to be passed

turkish

Birinin suyu tatlı ve kolay içimli, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da, karışmalarına engel olan bir sınır koyan Allah'tır

25 (Al-Furqan) Sure
53 Ayet
364 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَهُوَ ٱلَّذِی خَلَقَ مِنَ ٱلۡمَاۤءِ بَشَرࣰا فَجَعَلَهُۥ نَسَبࣰا وَصِهۡرࣰاۗ وَكَانَ رَبُّكَ قَدِیرࣰا
İngilizce

It is He Who has created man from water: then has He established relationships of lineage and marriage: for thy Lord has power (over all things)

turkish

İnsanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O'dur. Rabbin herşeye Kadir'dir

25 (Al-Furqan) Sure
54 Ayet
364 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَیَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا یَنفَعُهُمۡ وَلَا یَضُرُّهُمۡۗ وَكَانَ ٱلۡكَافِرُ عَلَىٰ رَبِّهِۦ ظَهِیرࣰا
İngilizce

Yet do they worship, besides Allah, things that can neither profit them nor harm them: and the Misbeliever is a helper (of Evil), against his own Lord

turkish

Allah'ı bırakıp, kendilerine fayda da zarar da veremeyen şeylere kulluk ederler. İnkar eden, Rabbine karşı gelenin (şeytanın) yardımcısıdır

25 (Al-Furqan) Sure
55 Ayet
364 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَاۤ أَرۡسَلۡنَـٰكَ إِلَّا مُبَشِّرࣰا وَنَذِیرࣰا
İngilizce

But thee We only sent to give glad tidings and admonition

turkish

Biz seni sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik

25 (Al-Furqan) Sure
56 Ayet
365 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قُلۡ مَاۤ أَسۡءَلُكُمۡ عَلَیۡهِ مِنۡ أَجۡرٍ إِلَّا مَن شَاۤءَ أَن یَتَّخِذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِیلࣰا
İngilizce

Say: "No reward do I ask of you for it but this: that each one who will may take a (straight) Path to his Lord

turkish

De ki: "Ben buna karşı sizden bir ücret değil, ancak, Rabbine doğru bir yol tutmak dileyen kimseler olmanızı istiyorum

25 (Al-Furqan) Sure
57 Ayet
365 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱلۡحَیِّ ٱلَّذِی لَا یَمُوتُ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِهِۦۚ وَكَفَىٰ بِهِۦ بِذُنُوبِ عِبَادِهِۦ خَبِیرًا
İngilizce

And put thy trust in Him Who lives and dies not; and celebrate his praise; and enough is He to be acquainted with the faults of His servants

turkish

Ölümsüz, diri olan Allah'a güven, O'nu överek tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak kendisi yeter

25 (Al-Furqan) Sure
58 Ayet
365 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱلَّذِی خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَیۡنَهُمَا فِی سِتَّةِ أَیَّامࣲ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَى ٱلۡعَرۡشِۖ ٱلرَّحۡمَـٰنُ فَسۡءَلۡ بِهِۦ خَبِیرࣰا
İngilizce

He Who created the heavens and the earth and all that is between, in six days, and is firmly established on the Throne (of Authority): Allah Most Gracious: ask thou, then, about Him of any acquainted (with such things)

turkish

Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan sonra da arşa hükmeden Rahman'dır. Bunu bir bilene sor

25 (Al-Furqan) Sure
59 Ayet
365 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِذَا قِیلَ لَهُمُ ٱ̅سۡ̅جُ̅دُ̅و̅ا۟̅ لِلرَّحۡمَـٰنِ قَالُوا۟ وَمَا ٱلرَّحۡمَـٰنُ أَنَسۡجُدُ لِمَا تَأۡمُرُنَا وَزَادَهُمۡ نُفُورࣰا ۩
İngilizce

When it is said to them, "Prostrate to (Allah) Most Gracious!", they say, "And what is (Allah) Most Gracious? Shall we prostrate to that which thou commandest us?" And it increases their flight (from the Truth)

turkish

Onlara: "Rahman'a secdeye varın" dendiği zaman "Rahman da nedir? Emrettiğine mi secdeye varacağız?" derler. Bu, onların nefretini artırır

25 (Al-Furqan) Sure
60 Ayet
365 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
تَبَارَكَ ٱلَّذِی جَعَلَ فِی ٱلسَّمَاۤءِ بُرُوجࣰا وَجَعَلَ فِیهَا سِرَ ٰجࣰا وَقَمَرࣰا مُّنِیرࣰا
İngilizce

Blessed is He Who made constellations in the skies, and placed therein a Lamp and a Moon giving light

turkish

Gökte burçlar vareden, orada ışık saçan güneş ve aydınlatan ayı yaratan Allah, yücelerin yücesidir

25 (Al-Furqan) Sure
61 Ayet
365 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَهُوَ ٱلَّذِی جَعَلَ ٱلَّیۡلَ وَٱلنَّهَارَ خِلۡفَةࣰ لِّمَنۡ أَرَادَ أَن یَذَّكَّرَ أَوۡ أَرَادَ شُكُورࣰا
İngilizce

And it is He Who made the Night and the Day to follow each other: for such as have the will to celebrate His praises or to show their gratitude

turkish

İbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur

25 (Al-Furqan) Sure
62 Ayet
365 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَعِبَادُ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلَّذِینَ یَمۡشُونَ عَلَى ٱلۡأَرۡضِ هَوۡنࣰا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ ٱلۡجَـٰهِلُونَ قَالُوا۟ سَلَـٰمࣰا
İngilizce

And the servants of (Allah) Most Gracious are those who walk on the earth in humility, and when the ignorant address them, they say, "Peace

turkish

Rahman'ın kulları yeryüzünde mütevazı yürürler. Bilgisizler kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak söz söylerler

25 (Al-Furqan) Sure
63 Ayet
365 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلَّذِینَ یَبِیتُونَ لِرَبِّهِمۡ سُجَّدࣰا وَقِیَـٰمࣰا
İngilizce

Those who spend the night in adoration of their Lord prostrate and standing

turkish

Onlar, gecelerini Rableri için kıyama durarak ve secdeye vararak geçirirler

25 (Al-Furqan) Sure
64 Ayet
365 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلَّذِینَ یَقُولُونَ رَبَّنَا ٱصۡرِفۡ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَۖ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا
İngilizce

Those who say, "Our Lord! avert from us the Wrath of Hell, for its Wrath is indeed an affliction grievous

turkish

Onlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler

25 (Al-Furqan) Sure
65 Ayet
365 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّهَا سَاۤءَتۡ مُسۡتَقَرࣰّا وَمُقَامࣰا
İngilizce

Evil indeed is it as an abode, and as a place to rest in

turkish

Onlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler

25 (Al-Furqan) Sure
66 Ayet
365 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلَّذِینَ إِذَاۤ أَنفَقُوا۟ لَمۡ یُسۡرِفُوا۟ وَلَمۡ یَقۡتُرُوا۟ وَكَانَ بَیۡنَ ذَ ٰلِكَ قَوَامࣰا
İngilizce

Those who, when they spend, are not extravagant and not niggardly, but hold a just (balance) between those (extremes)

turkish

Onlar, sarfettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar

25 (Al-Furqan) Sure
67 Ayet
365 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلَّذِینَ لَا یَدۡعُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ وَلَا یَقۡتُلُونَ ٱلنَّفۡسَ ٱلَّتِی حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَلَا یَزۡنُونَۚ وَمَن یَفۡعَلۡ ذَ ٰلِكَ یَلۡقَ أَثَامࣰا
İngilizce

Those who invoke not, with Allah, any other god, nor slay such life as Allah has made sacred except for just cause, nor commit fornication; - and any that does this (not only) meets punishment

turkish

Onlar, Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarmazlar. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler. Bunları yapan günaha girmiş olur

25 (Al-Furqan) Sure
68 Ayet
366 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یُضَـٰعَفۡ لَهُ ٱلۡعَذَابُ یَوۡمَ ٱلۡقِیَـٰمَةِ وَیَخۡلُدۡ فِیهِۦ مُهَانًا
İngilizce

(But) the Penalty on the Day of Judgment will be doubled to him, and he will dwell therein in ignominy

turkish

Kıyamet günü azabı kat kat olur, orada, alçaltılarak temelli kalır

25 (Al-Furqan) Sure
69 Ayet
366 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ عَمَلࣰا صَـٰلِحࣰا فَأُو۟لَـٰۤئِكَ یُبَدِّلُ ٱللَّهُ سَیِّءَاتِهِمۡ حَسَنَـٰتࣲۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰا رَّحِیمࣰا
İngilizce

Unless he repents, believes, and works righteous deeds, for Allah will change the evil of such persons into good, and Allah is Oft-Forgiving, Most Merciful

turkish

Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş işleyenlerin, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah bağışlar ve merhamet eder

25 (Al-Furqan) Sure
70 Ayet
366 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَن تَابَ وَعَمِلَ صَـٰلِحࣰا فَإِنَّهُۥ یَتُوبُ إِلَى ٱللَّهِ مَتَابࣰا
İngilizce

And whoever repents and does good has truly turned to Allah with an (acceptable) conversion

turkish

Kim tevbe edip yararlı iş işlerse, şüphesiz o, Allah'a gereği gibi yönelmiş olur

25 (Al-Furqan) Sure
71 Ayet
366 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلَّذِینَ لَا یَشۡهَدُونَ ٱلزُّورَ وَإِذَا مَرُّوا۟ بِٱللَّغۡوِ مَرُّوا۟ كِرَامࣰا
İngilizce

Those who witness no falsehood, and, if they pass by futility, they pass by it with honourable (avoidance)

turkish

Onlar yalan yere şehadet etmezler; faydasız birşeye rastladıkları zaman yüz çevirip vakarla geçerler

25 (Al-Furqan) Sure
72 Ayet
366 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلَّذِینَ إِذَا ذُكِّرُوا۟ بِءَایَـٰتِ رَبِّهِمۡ لَمۡ یَخِرُّوا۟ عَلَیۡهَا صُمࣰّا وَعُمۡیَانࣰا
İngilizce

Those who, when they are admonished with the Signs of their Lord, droop not down at them as if they were deaf or blind

turkish

Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onlara karşı kör ve sağır davranmazlar

25 (Al-Furqan) Sure
73 Ayet
366 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلَّذِینَ یَقُولُونَ رَبَّنَا هَبۡ لَنَا مِنۡ أَزۡوَ ٰجِنَا وَذُرِّیَّـٰتِنَا قُرَّةَ أَعۡیُنࣲ وَٱجۡعَلۡنَا لِلۡمُتَّقِینَ إِمَامًا
İngilizce

And those who pray, "Our Lord! Grant unto us wives and offspring who will be the comfort of our eyes, and give us (the grace) to lead the righteous

turkish

Onlar: "Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder yap" derler

25 (Al-Furqan) Sure
74 Ayet
366 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أُو۟لَـٰۤئِكَ یُجۡزَوۡنَ ٱلۡغُرۡفَةَ بِمَا صَبَرُوا۟ وَیُلَقَّوۡنَ فِیهَا تَحِیَّةࣰ وَسَلَـٰمًا
İngilizce

Those are the ones who will be rewarded with the highest place in heaven, because of their patient constancy: therein shall they be met with salutations and peace

turkish

İşte onlar, sabrettiklerinden ötürü cennetin en yüksek dereceleriyle mükafatlandırılırlar. Orada esenlik ve dirlik dilekleriyle karşılanırlar

25 (Al-Furqan) Sure
75 Ayet
366 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
خَـٰلِدِینَ فِیهَاۚ حَسُنَتۡ مُسۡتَقَرࣰّا وَمُقَامࣰا
İngilizce

Dwelling therein;- how beautiful an abode and place of rest

turkish

Orada temellidirler. Orası ne güzel bir yer ve ne güzel duraktır

25 (Al-Furqan) Sure
76 Ayet
366 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قُلۡ مَا یَعۡبَؤُا۟ بِكُمۡ رَبِّی لَوۡلَا دُعَاۤؤُكُمۡۖ فَقَدۡ كَذَّبۡتُمۡ فَسَوۡفَ یَكُونُ لِزَامَۢا
İngilizce

Say (to the Rejecters): "My Lord is not uneasy because of you if ye call not on Him: But ye have indeed rejected (Him), and soon will come the inevitable (punishment)

turkish

De ki: "İbadetiniz (duanız) olmasa Rabbim size ne diye değer versin?" Ey inkarcılar! Yalanladığınız için, azap yakanızı bırakmayacaktır

25 (Al-Furqan) Sure
77 Ayet
366 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ طسۤمۤ
İngilizce

Ta. Sin. Mim

turkish

Ta, Sin, Mim

26 (Ash-Shu'ara) Sure
1 Ayet
367 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
تِلۡكَ ءَایَـٰتُ ٱلۡكِتَـٰبِ ٱلۡمُبِینِ
İngilizce

These are verses of the Book that makes (things) clear

turkish

Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
2 Ayet
367 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَعَلَّكَ بَـٰخِعࣱ نَّفۡسَكَ أَلَّا یَكُونُوا۟ مُؤۡمِنِینَ
İngilizce

It may be thou frettest thy soul with grief, that they do not become Believers

turkish

İnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin

26 (Ash-Shu'ara) Sure
3 Ayet
367 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِن نَّشَأۡ نُنَزِّلۡ عَلَیۡهِم مِّنَ ٱلسَّمَاۤءِ ءَایَةࣰ فَظَلَّتۡ أَعۡنَـٰقُهُمۡ لَهَا خَـٰضِعِینَ
İngilizce

If (such) were Our Will, We could send down to them from the sky a Sign, to which they would bend their necks in humility

turkish

Biz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar

26 (Ash-Shu'ara) Sure
4 Ayet
367 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَا یَأۡتِیهِم مِّن ذِكۡرࣲ مِّنَ ٱلرَّحۡمَـٰنِ مُحۡدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنۡهُ مُعۡرِضِینَ
İngilizce

But there comes not to them a newly-revealed Message from (Allah) Most Gracious, but they turn away therefrom

turkish

Rahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
5 Ayet
367 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَقَدۡ كَذَّبُوا۟ فَسَیَأۡتِیهِمۡ أَنۢبَـٰۤؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ یَسۡتَهۡزِءُونَ
İngilizce

They have indeed rejected (the Message): so they will know soon (enough) the truth of what they mocked at

turkish

Evet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır

26 (Ash-Shu'ara) Sure
6 Ayet
367 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَوَ لَمۡ یَرَوۡا۟ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ كَمۡ أَنۢبَتۡنَا فِیهَا مِن كُلِّ زَوۡجࣲ كَرِیمٍ
İngilizce

Do they not look at the earth,- how many noble things of all kinds We have produced therein

turkish

Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
7 Ayet
367 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَءَایَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِینَ
İngilizce

Verily, in this is a Sign: but most of them do not believe

turkish

Şüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar

26 (Ash-Shu'ara) Sure
8 Ayet
367 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلرَّحِیمُ
İngilizce

And verily, thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful

turkish

Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
9 Ayet
367 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِذۡ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰۤ أَنِ ٱئۡتِ ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّـٰلِمِینَ
İngilizce

Behold, thy Lord called Moses: "Go to the people of iniquity

turkish

Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı

26 (Ash-Shu'ara) Sure
10 Ayet
367 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَۚ أَلَا یَتَّقُونَ
İngilizce

The people of the Pharaoh: will they not fear Allah

turkish

Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı

26 (Ash-Shu'ara) Sure
11 Ayet
367 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ رَبِّ إِنِّیۤ أَخَافُ أَن یُكَذِّبُونِ
İngilizce

He said: "O my Lord! I do fear that they will charge me with falsehood

turkish

Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti

26 (Ash-Shu'ara) Sure
12 Ayet
367 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَیَضِیقُ صَدۡرِی وَلَا یَنطَلِقُ لِسَانِی فَأَرۡسِلۡ إِلَىٰ هَـٰرُونَ
İngilizce

My breast will be straitened. And my speech may not go (smoothly): so send unto Aaron

turkish

Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti

26 (Ash-Shu'ara) Sure
13 Ayet
367 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَهُمۡ عَلَیَّ ذَنۢبࣱ فَأَخَافُ أَن یَقۡتُلُونِ
İngilizce

And (further), they have a charge of crime against me; and I fear they may slay me

turkish

Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti

26 (Ash-Shu'ara) Sure
14 Ayet
367 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ كَلَّاۖ فَٱذۡهَبَا بِءَایَـٰتِنَاۤۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسۡتَمِعُونَ
İngilizce

Allah said: "By no means! proceed then, both of you, with Our Signs; We are with you, and will listen (to your call)

turkish

Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti

26 (Ash-Shu'ara) Sure
15 Ayet
367 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأۡتِیَا فِرۡعَوۡنَ فَقُولَاۤ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
İngilizce

So go forth, both of you, to Pharaoh, and say: 'We have been sent by the Lord and Cherisher of the worlds

turkish

Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti

26 (Ash-Shu'ara) Sure
16 Ayet
367 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَنۡ أَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِیۤ إِسۡرَ ٰۤءِیلَ
İngilizce

Send thou with us the Children of Israel

turkish

Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti

26 (Ash-Shu'ara) Sure
17 Ayet
367 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ أَلَمۡ نُرَبِّكَ فِینَا وَلِیدࣰا وَلَبِثۡتَ فِینَا مِنۡ عُمُرِكَ سِنِینَ
İngilizce

(Pharaoh) said: "Did we not cherish thee as a child among us, and didst thou not stay in our midst many years of thy life

turkish

Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
18 Ayet
367 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَفَعَلۡتَ فَعۡلَتَكَ ٱلَّتِی فَعَلۡتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلۡكَـٰفِرِینَ
İngilizce

And thou didst a deed of thine which (thou knowest) thou didst, and thou art an ungrateful (wretch)

turkish

Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
19 Ayet
367 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ فَعَلۡتُهَاۤ إِذࣰا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّاۤلِّینَ
İngilizce

Moses said: "I did it then, when I was in error

turkish

Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
20 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَفَرَرۡتُ مِنكُمۡ لَمَّا خِفۡتُكُمۡ فَوَهَبَ لِی رَبِّی حُكۡمࣰا وَجَعَلَنِی مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
İngilizce

So I fled from you (all) when I feared you; but my Lord has (since) invested me with judgment (and wisdom) and appointed me as one of the messengers

turkish

Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
21 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَتِلۡكَ نِعۡمَةࣱ تَمُنُّهَا عَلَیَّ أَنۡ عَبَّدتَّ بَنِیۤ إِسۡرَ ٰۤءِیلَ
İngilizce

And this is the favour with which thou dost reproach me,- that thou hast enslaved the Children of Israel

turkish

Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
22 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ فِرۡعَوۡنُ وَمَا رَبُّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
İngilizce

Pharaoh said: "And what is the 'Lord and Cherisher of the worlds

turkish

Firavun: "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
23 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَیۡنَهُمَاۤۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِینَ
İngilizce

(Moses) said: "The Lord and Cherisher of the heavens and the earth, and all between,- if ye want to be quite sure

turkish

Musa: "Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
24 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ لِمَنۡ حَوۡلَهُۥۤ أَلَا تَسۡتَمِعُونَ
İngilizce

(Pharaoh) said to those around: "Did ye not listen (to what he says)

turkish

Yanında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
25 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَاۤئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِینَ
İngilizce

(Moses) said: "Your Lord and the Lord of your fathers from the beginning

turkish

O sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
26 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِیۤ أُرۡسِلَ إِلَیۡكُمۡ لَمَجۡنُونࣱ
İngilizce

(Pharaoh) said: "Truly your messenger who has been sent to you is a veritable madman

turkish

Firavun, çevresindekilere: "Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
27 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ رَبُّ ٱلۡمَشۡرِقِ وَٱلۡمَغۡرِبِ وَمَا بَیۡنَهُمَاۤۖ إِن كُنتُمۡ تَعۡقِلُونَ
İngilizce

(Moses) said: "Lord of the East and the West, and all between! if ye only had sense

turkish

Musa: "Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
28 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذۡتَ إِلَـٰهًا غَیۡرِی لَأَجۡعَلَنَّكَ مِنَ ٱلۡمَسۡجُونِینَ
İngilizce

(Pharaoh) said: "If thou dost put forward any god other than me, I will certainly put thee in prison

turkish

Firavun: "Benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
29 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ أَوَ لَوۡ جِئۡتُكَ بِشَیۡءࣲ مُّبِینࣲ
İngilizce

(Moses) said: "Even if I showed you something clear (and) convincing

turkish

Musa: "Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
30 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ فَأۡتِ بِهِۦۤ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِینَ
İngilizce

(Pharaoh) said: "Show it then, if thou tellest the truth

turkish

Firavun: "Doğru sözlülerden isen haydi getir" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
31 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَلۡقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِیَ ثُعۡبَانࣱ مُّبِینࣱ
İngilizce

So (Moses) threw his rod, and behold, it was a serpent, plain (for all to see)

turkish

Bunun üzerine Musa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
32 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَنَزَعَ یَدَهُۥ فَإِذَا هِیَ بَیۡضَاۤءُ لِلنَّـٰظِرِینَ
İngilizce

And he drew out his hand, and behold, it was white to all beholders

turkish

Elini çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü

26 (Ash-Shu'ara) Sure
33 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ لِلۡمَلَإِ حَوۡلَهُۥۤ إِنَّ هَـٰذَا لَسَـٰحِرٌ عَلِیمࣱ
İngilizce

(Pharaoh) said to the Chiefs around him: "This is indeed a sorcerer well-versed

turkish

Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
34 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یُرِیدُ أَن یُخۡرِجَكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِۦ فَمَاذَا تَأۡمُرُونَ
İngilizce

His plan is to get you out of your land by his sorcery; then what is it ye counsel

turkish

Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
35 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوۤا۟ أَرۡجِهۡ وَأَخَاهُ وَٱبۡعَثۡ فِی ٱلۡمَدَاۤئِنِ حَـٰشِرِینَ
İngilizce

They said: "Keep him and his brother in suspense (for a while), and dispatch to the Cities heralds to collect

turkish

Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
36 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَأۡتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِیمࣲ
İngilizce

And bring up to thee all (our) sorcerers well-versed

turkish

Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
37 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِیقَـٰتِ یَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ
İngilizce

So the sorcerers were got together for the appointment of a day well-known

turkish

Sihirbazlar, belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar

26 (Ash-Shu'ara) Sure
38 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَقِیلَ لِلنَّاسِ هَلۡ أَنتُم مُّجۡتَمِعُونَ
İngilizce

And the people were told: "Are ye (now) assembled

turkish

İnsanlara: "Siz de toplanır mısınız?" denildi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
39 Ayet
368 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلۡغَـٰلِبِینَ
İngilizce

That we may follow the sorcerers (in religion) if they win

turkish

Sihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
40 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَمَّا جَاۤءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرۡعَوۡنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجۡرًا إِن كُنَّا نَحۡنُ ٱلۡغَـٰلِبِینَ
İngilizce

So when the sorcerers arrived, they said to Pharaoh: "Of course - shall we have a (suitable) reward if we win

turkish

Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a; "Biz üstün gelirsek, şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
41 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ نَعَمۡ وَإِنَّكُمۡ إِذࣰا لَّمِنَ ٱلۡمُقَرَّبِینَ
İngilizce

He said: "Yea, (and more),- for ye shall in that case be (raised to posts) nearest (to my person)

turkish

Firavun: "Evet; o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
42 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰۤ أَلۡقُوا۟ مَاۤ أَنتُم مُّلۡقُونَ
İngilizce

Moses said to them: "Throw ye - that which ye are about to throw

turkish

Musa onlara: "Ne atacaksanız atın" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
43 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَلۡقَوۡا۟ حِبَالَهُمۡ وَعِصِیَّهُمۡ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرۡعَوۡنَ إِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡغَـٰلِبُونَ
İngilizce

So they threw their ropes and their rods, and said: "By the might of Pharaoh, it is we who will certainly win

turkish

Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: "Firavun hakkı için, şüphesiz, biz üstün geleceğiz" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
44 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَلۡقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِیَ تَلۡقَفُ مَا یَأۡفِكُونَ
İngilizce

Then Moses threw his rod, when, behold, it straightway swallows up all the falsehoods which they fake

turkish

Bunun üzerine Musa değneğini attı; onların uydurduklarını yutmağa başlayıverdi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
45 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأُلۡقِیَ ٱلسَّحَرَةُ سَـٰجِدِینَ
İngilizce

Then did the sorcerers fall down, prostrate in adoration

turkish

Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
46 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوۤا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
İngilizce

Saying: "We believe in the Lord of the Worlds

turkish

Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
47 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ
İngilizce

The Lord of Moses and Aaron

turkish

Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
48 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ ءَامَنتُمۡ لَهُۥ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّهُۥ لَكَبِیرُكُمُ ٱلَّذِی عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحۡرَ فَلَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَیۡدِیَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَـٰفࣲ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ أَجۡمَعِینَ
İngilizce

Said (Pharaoh): "Believe ye in Him before I give you permission? surely he is your leader, who has taught you sorcery! but soon shall ye know! Be sure I will cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will cause you all to die on the cross

turkish

Firavun: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; ellerinizi ayaklarınızı, and olsun, çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
49 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوا۟ لَا ضَیۡرَۖ إِنَّاۤ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
İngilizce

They said: "No matter! for us, we shall but return to our Lord

turkish

İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
50 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّا نَطۡمَعُ أَن یَغۡفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَـٰیَـٰنَاۤ أَن كُنَّاۤ أَوَّلَ ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
İngilizce

Only, our desire is that our Lord will forgive us our faults, that we may become foremost among the believers

turkish

İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
51 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ وَأَوۡحَیۡنَاۤ إِلَىٰ مُوسَىٰۤ أَنۡ أَسۡرِ بِعِبَادِیۤ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
İngilizce

By inspiration we told Moses: "Travel by night with my servants; for surely ye shall be pursued

turkish

Biz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip edileceksiniz" diye vahyettik

26 (Ash-Shu'ara) Sure
52 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَرۡسَلَ فِرۡعَوۡنُ فِی ٱلۡمَدَاۤئِنِ حَـٰشِرِینَ
İngilizce

Then Pharaoh sent heralds to (all) the Cities

turkish

Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
53 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ هَـٰۤؤُلَاۤءِ لَشِرۡذِمَةࣱ قَلِیلُونَ
İngilizce

(Saying): "These (Israelites) are but a small band

turkish

Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
54 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنَّهُمۡ لَنَا لَغَاۤئِظُونَ
İngilizce

And they are raging furiously against us

turkish

Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
55 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنَّا لَجَمِیعٌ حَـٰذِرُونَ
İngilizce

But we are a multitude amply fore-warned

turkish

Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
56 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَخۡرَجۡنَـٰهُم مِّن جَنَّـٰتࣲ وَعُیُونࣲ
İngilizce

So We expelled them from gardens, springs

turkish

Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık

26 (Ash-Shu'ara) Sure
57 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَكُنُوزࣲ وَمَقَامࣲ كَرِیمࣲ
İngilizce

Treasures, and every kind of honourable position

turkish

Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık

26 (Ash-Shu'ara) Sure
58 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَذَ ٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَـٰهَا بَنِیۤ إِسۡرَ ٰۤءِیلَ
İngilizce

Thus it was, but We made the Children of Israel inheritors of such things

turkish

Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık

26 (Ash-Shu'ara) Sure
59 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَتۡبَعُوهُم مُّشۡرِقِینَ
İngilizce

So they pursued them at sunrise

turkish

Firavun ve adamları güneş üzerlerine doğarken onların ardına düştüler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
60 Ayet
369 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَمَّا تَرَ ٰۤءَا ٱلۡجَمۡعَانِ قَالَ أَصۡحَـٰبُ مُوسَىٰۤ إِنَّا لَمُدۡرَكُونَ
İngilizce

And when the two bodies saw each other, the people of Moses said: "We are sure to be overtaken

turkish

İki topluluk birbirini gördüğünde, Musa'nın adamları: "İşte yakalandık" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
61 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ كَلَّاۤۖ إِنَّ مَعِیَ رَبِّی سَیَهۡدِینِ
İngilizce

(Moses) said: "By no means! my Lord is with me! Soon will He guide me

turkish

Musa: "Hayır; Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
62 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَوۡحَیۡنَاۤ إِلَىٰ مُوسَىٰۤ أَنِ ٱضۡرِب بِّعَصَاكَ ٱلۡبَحۡرَۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرۡقࣲ كَٱلطَّوۡدِ ٱلۡعَظِیمِ
İngilizce

Then We told Moses by inspiration: "Strike the sea with thy rod." So it divided, and each separate part became like the huge, firm mass of a mountain

turkish

Bunun üzerine Biz Musa'ya: "Değneğinle denize vur" diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
63 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَزۡلَفۡنَا ثَمَّ ٱلۡءَاخَرِینَ
İngilizce

And We made the other party approach thither

turkish

İşte oraya, geridekileri de yaklaştırdık

26 (Ash-Shu'ara) Sure
64 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَنجَیۡنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥۤ أَجۡمَعِینَ
İngilizce

We delivered Moses and all who were with him

turkish

Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık

26 (Ash-Shu'ara) Sure
65 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡءَاخَرِینَ
İngilizce

But We drowned the others

turkish

Öbürlerini suda boğduk

26 (Ash-Shu'ara) Sure
66 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَءَایَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِینَ
İngilizce

Verily in this is a Sign: but most of them do not believe

turkish

Bunda şüphesiz ders vardır, ama çoğu inanmamıştır

26 (Ash-Shu'ara) Sure
67 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلرَّحِیمُ
İngilizce

And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful

turkish

Doğrusu Rabbin, güçlü olandır, merhamet edendir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
68 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱتۡلُ عَلَیۡهِمۡ نَبَأَ إِبۡرَ ٰهِیمَ
İngilizce

And rehearse to them (something of) Abraham's story

turkish

Onlara İbrahim'in kıssasını anlat

26 (Ash-Shu'ara) Sure
69 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِذۡ قَالَ لِأَبِیهِ وَقَوۡمِهِۦ مَا تَعۡبُدُونَ
İngilizce

Behold, he said to his father and his people: "What worship ye

turkish

İbrahim, babasına ve milletine: "Nelere tapıyorsunuz?" demişti

26 (Ash-Shu'ara) Sure
70 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوا۟ نَعۡبُدُ أَصۡنَامࣰا فَنَظَلُّ لَهَا عَـٰكِفِینَ
İngilizce

They said: "We worship idols, and we remain constantly in attendance on them

turkish

Putlara tapıyoruz, onlara bağlanıp duruyoruz" demişlerdi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
71 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ هَلۡ یَسۡمَعُونَكُمۡ إِذۡ تَدۡعُونَ
İngilizce

He said: "Do they listen to you when ye call (on them)

turkish

İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti

26 (Ash-Shu'ara) Sure
72 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَوۡ یَنفَعُونَكُمۡ أَوۡ یَضُرُّونَ
İngilizce

Or do you good or harm

turkish

İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti

26 (Ash-Shu'ara) Sure
73 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوا۟ بَلۡ وَجَدۡنَاۤ ءَابَاۤءَنَا كَذَ ٰلِكَ یَفۡعَلُونَ
İngilizce

They said: "Nay, but we found our fathers doing thus (what we do)

turkish

Hayır ama, babalarımızı da bu şekilde ibadet ederken bulduk" demişlerdi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
74 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ أَفَرَءَیۡتُم مَّا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ
İngilizce

He said: "Do ye then see whom ye have been worshipping

turkish

İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat

26 (Ash-Shu'ara) Sure
75 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَنتُمۡ وَءَابَاۤؤُكُمُ ٱلۡأَقۡدَمُونَ
İngilizce

Ye and your fathers before you

turkish

İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat

26 (Ash-Shu'ara) Sure
76 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَإِنَّهُمۡ عَدُوࣱّ لِّیۤ إِلَّا رَبَّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
İngilizce

For they are enemies to me; not so the Lord and Cherisher of the Worlds

turkish

İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat

26 (Ash-Shu'ara) Sure
77 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱلَّذِی خَلَقَنِی فَهُوَ یَهۡدِینِ
İngilizce

Who created me, and it is He Who guides me

turkish

İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat

26 (Ash-Shu'ara) Sure
78 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلَّذِی هُوَ یُطۡعِمُنِی وَیَسۡقِینِ
İngilizce

Who gives me food and drink

turkish

İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat

26 (Ash-Shu'ara) Sure
79 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِذَا مَرِضۡتُ فَهُوَ یَشۡفِینِ
İngilizce

And when I am ill, it is He Who cures me

turkish

İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat

26 (Ash-Shu'ara) Sure
80 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلَّذِی یُمِیتُنِی ثُمَّ یُحۡیِینِ
İngilizce

Who will cause me to die, and then to life (again)

turkish

İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat

26 (Ash-Shu'ara) Sure
81 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلَّذِیۤ أَطۡمَعُ أَن یَغۡفِرَ لِی خَطِیۤءَتِی یَوۡمَ ٱلدِّینِ
İngilizce

And who, I hope, will forgive me my faults on the day of Judgment

turkish

İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat

26 (Ash-Shu'ara) Sure
82 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
رَبِّ هَبۡ لِی حُكۡمࣰا وَأَلۡحِقۡنِی بِٱلصَّـٰلِحِینَ
İngilizce

O my Lord! bestow wisdom on me, and join me with the righteous

turkish

İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat

26 (Ash-Shu'ara) Sure
83 Ayet
370 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱجۡعَل لِّی لِسَانَ صِدۡقࣲ فِی ٱلۡءَاخِرِینَ
İngilizce

Grant me honourable mention on the tongue of truth among the latest (generations)

turkish

Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti

26 (Ash-Shu'ara) Sure
84 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱجۡعَلۡنِی مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِیمِ
İngilizce

Make me one of the inheritors of the Garden of Bliss

turkish

Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti

26 (Ash-Shu'ara) Sure
85 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱغۡفِرۡ لِأَبِیۤ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّاۤلِّینَ
İngilizce

Forgive my father, for that he is among those astray

turkish

Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti

26 (Ash-Shu'ara) Sure
86 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَا تُخۡزِنِی یَوۡمَ یُبۡعَثُونَ
İngilizce

And let me not be in disgrace on the Day when (men) will be raised up

turkish

Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti

26 (Ash-Shu'ara) Sure
87 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَوۡمَ لَا یَنفَعُ مَالࣱ وَلَا بَنُونَ
İngilizce

The Day whereon neither wealth nor sons will avail

turkish

Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti

26 (Ash-Shu'ara) Sure
88 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِلَّا مَنۡ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلۡبࣲ سَلِیمࣲ
İngilizce

But only he (will prosper) that brings to Allah a sound heart

turkish

Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti

26 (Ash-Shu'ara) Sure
89 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأُزۡلِفَتِ ٱلۡجَنَّةُ لِلۡمُتَّقِینَ
İngilizce

To the righteous, the Garden will be brought near

turkish

O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
90 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَبُرِّزَتِ ٱلۡجَحِیمُ لِلۡغَاوِینَ
İngilizce

And to those straying in Evil, the Fire will be placed in full view

turkish

O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
91 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَقِیلَ لَهُمۡ أَیۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ
İngilizce

And it shall be said to them: 'Where are the (gods) ye worshipped

turkish

Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
92 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلۡ یَنصُرُونَكُمۡ أَوۡ یَنتَصِرُونَ
İngilizce

Besides Allah? Can they help you or help themselves

turkish

Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
93 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَكُبۡكِبُوا۟ فِیهَا هُمۡ وَٱلۡغَاوُۥنَ
İngilizce

Then they will be thrown headlong into the (Fire),- they and those straying in Evil

turkish

Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar

26 (Ash-Shu'ara) Sure
94 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَجُنُودُ إِبۡلِیسَ أَجۡمَعُونَ
İngilizce

And the whole hosts of Iblis together

turkish

Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar

26 (Ash-Shu'ara) Sure
95 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوا۟ وَهُمۡ فِیهَا یَخۡتَصِمُونَ
İngilizce

They will say there in their mutual bickerings

turkish

Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
96 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِی ضَلَـٰلࣲ مُّبِینٍ
İngilizce

By Allah, we were truly in an error manifest

turkish

Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
97 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِذۡ نُسَوِّیكُم بِرَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
İngilizce

When we held you as equals with the Lord of the Worlds

turkish

Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
98 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَاۤ أَضَلَّنَاۤ إِلَّا ٱلۡمُجۡرِمُونَ
İngilizce

And our seducers were only those who were steeped in guilt

turkish

Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
99 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَمَا لَنَا مِن شَـٰفِعِینَ
İngilizce

Now, then, we have none to intercede (for us)

turkish

Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
100 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَا صَدِیقٍ حَمِیمࣲ
İngilizce

Nor a single friend to feel (for us)

turkish

Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
101 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَوۡ أَنَّ لَنَا كَرَّةࣰ فَنَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
İngilizce

Now if we only had a chance of return we shall truly be of those who believe

turkish

Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
102 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَءَایَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِینَ
İngilizce

Verily in this is a Sign but most of them do not believe

turkish

Bunda şüphesiz bir ders vardır ama çoğu inanmamıştır

26 (Ash-Shu'ara) Sure
103 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلرَّحِیمُ
İngilizce

And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful

turkish

Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
104 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ نُوحٍ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
İngilizce

The people of Noah rejected the messengers

turkish

Nuh'un milleti peygamberlerini yalanladı

26 (Ash-Shu'ara) Sure
105 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
İngilizce

Behold, their brother Noah said to them: "Will ye not fear (Allah)

turkish

Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
106 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنِّی لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِینࣱ
İngilizce

I am to you a messenger worthy of all trust

turkish

Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
107 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِیعُونِ
İngilizce

So fear Allah, and obey me

turkish

Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
108 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَاۤ أَسۡءَلُكُمۡ عَلَیۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِیَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
İngilizce

No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds

turkish

Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
109 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِیعُونِ
İngilizce

So fear Allah, and obey me

turkish

Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
110 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ قَالُوۤا۟ أَنُؤۡمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلۡأَرۡذَلُونَ
İngilizce

They said: "Shall we believe in thee when it is the meanest that follow thee

turkish

Sana mı inanacağız? Sana en rezil kimseler uymaktadır" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
111 Ayet
371 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ وَمَا عِلۡمِی بِمَا كَانُوا۟ یَعۡمَلُونَ
İngilizce

He said: "And what do I know as to what they do

turkish

Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
112 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنۡ حِسَابُهُمۡ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّیۖ لَوۡ تَشۡعُرُونَ
İngilizce

Their account is only with my Lord, if ye could (but) understand

turkish

Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
113 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَاۤ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
İngilizce

I am not one to drive away those who believe

turkish

Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
114 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنۡ أَنَا۠ إِلَّا نَذِیرࣱ مُّبِینࣱ
İngilizce

I am sent only to warn plainly in public

turkish

Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
115 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوا۟ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ یَـٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمَرۡجُومِینَ
İngilizce

They said: "If thou desist not, O Noah! thou shalt be stoned (to death)

turkish

Ey Nuh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
116 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوۡمِی كَذَّبُونِ
İngilizce

He said: "O my Lord! truly my people have rejected me

turkish

Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
117 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱفۡتَحۡ بَیۡنِی وَبَیۡنَهُمۡ فَتۡحࣰا وَنَجِّنِی وَمَن مَّعِیَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
İngilizce

Judge Thou, then, between me and them openly, and deliver me and those of the Believers who are with me

turkish

Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
118 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَنجَیۡنَـٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِی ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ
İngilizce

So We delivered him and those with him, in the Ark filled (with all creatures)

turkish

Bunun üzerine onu ve beraberinde bulunanları, dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık

26 (Ash-Shu'ara) Sure
119 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا بَعۡدُ ٱلۡبَاقِینَ
İngilizce

Thereafter We drowned those who remained behind

turkish

Sonra de geride kalanları suda boğduk

26 (Ash-Shu'ara) Sure
120 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَءَایَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِینَ
İngilizce

Verily in this is a Sign: but most of them do not believe

turkish

Doğrusu bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır

26 (Ash-Shu'ara) Sure
121 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلرَّحِیمُ
İngilizce

And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful

turkish

Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
122 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَذَّبَتۡ عَادٌ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
İngilizce

The 'Ad (people) rejected the messengers

turkish

Ad milleti de peygamberleri yalanladı

26 (Ash-Shu'ara) Sure
123 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
İngilizce

Behold, their brother Hud said to them: "Will ye not fear (Allah)

turkish

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
124 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنِّی لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِینࣱ
İngilizce

I am to you a messenger worthy of all trust

turkish

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
125 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِیعُونِ
İngilizce

So fear Allah and obey me

turkish

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
126 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَاۤ أَسۡءَلُكُمۡ عَلَیۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِیَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
İngilizce

No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds

turkish

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
127 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَتَبۡنُونَ بِكُلِّ رِیعٍ ءَایَةࣰ تَعۡبَثُونَ
İngilizce

Do ye build a landmark on every high place to amuse yourselves

turkish

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
128 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمۡ تَخۡلُدُونَ
İngilizce

And do ye get for yourselves fine buildings in the hope of living therein (for ever)

turkish

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
129 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِذَا بَطَشۡتُم بَطَشۡتُمۡ جَبَّارِینَ
İngilizce

And when ye exert your strong hand, do ye do it like men of absolute power

turkish

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
130 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِیعُونِ
İngilizce

Now fear Allah, and obey me

turkish

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
131 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِیۤ أَمَدَّكُم بِمَا تَعۡلَمُونَ
İngilizce

Yea, fear Him Who has bestowed on you freely all that ye know

turkish

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
132 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَمَدَّكُم بِأَنۡعَـٰمࣲ وَبَنِینَ
İngilizce

Freely has He bestowed on you cattle and sons

turkish

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
133 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَجَنَّـٰتࣲ وَعُیُونٍ
İngilizce

And Gardens and Springs

turkish

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
134 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنِّیۤ أَخَافُ عَلَیۡكُمۡ عَذَابَ یَوۡمٍ عَظِیمࣲ
İngilizce

Truly I fear for you the Penalty of a Great Day

turkish

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
135 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوا۟ سَوَاۤءٌ عَلَیۡنَاۤ أَوَعَظۡتَ أَمۡ لَمۡ تَكُن مِّنَ ٱلۡوَ ٰعِظِینَ
İngilizce

They said: "It is the same to us whether thou admonish us or be not among (our) admonishers

turkish

İster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
136 Ayet
372 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنۡ هَـٰذَاۤ إِلَّا خُلُقُ ٱلۡأَوَّلِینَ
İngilizce

This is no other than a customary device of the ancients

turkish

Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
137 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِینَ
İngilizce

And we are not the ones to receive Pains and Penalties

turkish

Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
138 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَكَذَّبُوهُ فَأَهۡلَكۡنَـٰهُمۡۚ إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَءَایَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِینَ
İngilizce

So they rejected him, and We destroyed them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe

turkish

Böylece onu yalanladılar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır

26 (Ash-Shu'ara) Sure
139 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلرَّحِیمُ
İngilizce

And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful

turkish

Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
140 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
İngilizce

The Thamud (people) rejected the messengers

turkish

Semud milleti de peygamberleri yalanladı

26 (Ash-Shu'ara) Sure
141 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ صَـٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
İngilizce

Behold, their brother Salih said to them: "Will you not fear (Allah)

turkish

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
142 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنِّی لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِینࣱ
İngilizce

I am to you a messenger worthy of all trust

turkish

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
143 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِیعُونِ
İngilizce

So fear Allah, and obey me

turkish

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
144 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَاۤ أَسۡءَلُكُمۡ عَلَیۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِیَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
İngilizce

No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds

turkish

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
145 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَتُتۡرَكُونَ فِی مَا هَـٰهُنَاۤ ءَامِنِینَ
İngilizce

Will ye be left secure, in (the enjoyment of) all that ye have here

turkish

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
146 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فِی جَنَّـٰتࣲ وَعُیُونࣲ
İngilizce

Gardens and Springs

turkish

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
147 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَزُرُوعࣲ وَنَخۡلࣲ طَلۡعُهَا هَضِیمࣱ
İngilizce

And corn-fields and date-palms with spathes near breaking (with the weight of fruit)

turkish

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
148 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَتَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُیُوتࣰا فَـٰرِهِینَ
İngilizce

And ye carve houses out of (rocky) mountains with great skill

turkish

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
149 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِیعُونِ
İngilizce

But fear Allah and obey me

turkish

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
150 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَا تُطِیعُوۤا۟ أَمۡرَ ٱلۡمُسۡرِفِینَ
İngilizce

And follow not the bidding of those who are extravagant

turkish

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
151 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱلَّذِینَ یُفۡسِدُونَ فِی ٱلۡأَرۡضِ وَلَا یُصۡلِحُونَ
İngilizce

Who make mischief in the land, and mend not (their ways)

turkish

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
152 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوۤا۟ إِنَّمَاۤ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِینَ
İngilizce

They said: "Thou art only one of those bewitched

turkish

Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
153 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
مَاۤ أَنتَ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا فَأۡتِ بِءَایَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِینَ
İngilizce

Thou art no more than a mortal like us: then bring us a Sign, if thou tellest the truth

turkish

Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
154 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ هَـٰذِهِۦ نَاقَةࣱ لَّهَا شِرۡبࣱ وَلَكُمۡ شِرۡبُ یَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ
İngilizce

He said: "Here is a she-camel: she has a right of watering, and ye have a right of watering, (severally) on a day appointed

turkish

Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
155 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوۤءࣲ فَیَأۡخُذَكُمۡ عَذَابُ یَوۡمٍ عَظِیمࣲ
İngilizce

Touch her not with harm, lest the Penalty of a Great Day seize you

turkish

Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
156 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَعَقَرُوهَا فَأَصۡبَحُوا۟ نَـٰدِمِینَ
İngilizce

But they ham-strung her: then did they become full of regrets

turkish

Onlar ise deveyi kestiler; ama pişman da oldular

26 (Ash-Shu'ara) Sure
157 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَخَذَهُمُ ٱلۡعَذَابُۚ إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَءَایَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِینَ
İngilizce

But the Penalty seized them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe

turkish

Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır

26 (Ash-Shu'ara) Sure
158 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلرَّحِیمُ
İngilizce

And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful

turkish

Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
159 Ayet
373 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
İngilizce

The people of Lut rejected the messengers

turkish

Lut milleti de peygamberleri yalanladı

26 (Ash-Shu'ara) Sure
160 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
İngilizce

Behold, their brother Lut said to them: "Will ye not fear (Allah)

turkish

Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
161 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنِّی لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِینࣱ
İngilizce

I am to you a messenger worthy of all trust

turkish

Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
162 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِیعُونِ
İngilizce

So fear Allah and obey me

turkish

Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
163 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَاۤ أَسۡءَلُكُمۡ عَلَیۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِیَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
İngilizce

No reward do I ask of you for it: my reward is only from the lord of the Worlds

turkish

Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
164 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَتَأۡتُونَ ٱلذُّكۡرَانَ مِنَ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
İngilizce

Of all the creatures in the world, will ye approach males

turkish

Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
165 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمۡ رَبُّكُم مِّنۡ أَزۡوَ ٰجِكُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٌ عَادُونَ
İngilizce

And leave those whom Allah has created for you to be your mates? Nay, ye are a people transgressing (all limits)

turkish

Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
166 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوا۟ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ یَـٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُخۡرَجِینَ
İngilizce

They said: "If thou desist not, O Lut! thou wilt assuredly be cast out

turkish

Ey Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
167 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ إِنِّی لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلۡقَالِینَ
İngilizce

He said: "I do detest your doings

turkish

Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
168 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
رَبِّ نَجِّنِی وَأَهۡلِی مِمَّا یَعۡمَلُونَ
İngilizce

O my Lord! deliver me and my family from such things as they do

turkish

Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
169 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَنَجَّیۡنَـٰهُ وَأَهۡلَهُۥۤ أَجۡمَعِینَ
İngilizce

So We delivered him and his family,- all

turkish

Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık

26 (Ash-Shu'ara) Sure
170 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِلَّا عَجُوزࣰا فِی ٱلۡغَـٰبِرِینَ
İngilizce

Except an old woman who lingered behind

turkish

Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık

26 (Ash-Shu'ara) Sure
171 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡءَاخَرِینَ
İngilizce

But the rest We destroyed utterly

turkish

Diğerlerini yerle bir ettik

26 (Ash-Shu'ara) Sure
172 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَمۡطَرۡنَا عَلَیۡهِم مَّطَرࣰاۖ فَسَاۤءَ مَطَرُ ٱلۡمُنذَرِینَ
İngilizce

We rained down on them a shower (of brimstone): and evil was the shower on those who were admonished (but heeded not)

turkish

Üzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
173 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَءَایَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِینَ
İngilizce

Verily in this is a Sign: but most of them do not believe

turkish

Şüphesiz bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır

26 (Ash-Shu'ara) Sure
174 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلرَّحِیمُ
İngilizce

And verily thy Lord is He, the Exalted in Might Most Merciful

turkish

Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
175 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَذَّبَ أَصۡحَـٰبُ لۡءَیۡكَةِ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
İngilizce

The Companions of the Wood rejected the messengers

turkish

Ormanlık yerde oturanlar, Eykeliler de peygamberleri yalanladı

26 (Ash-Shu'ara) Sure
176 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ شُعَیۡبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
İngilizce

Behold, Shu'aib said to them: "Will ye not fear (Allah)

turkish

Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
177 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنِّی لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِینࣱ
İngilizce

I am to you a messenger worthy of all trust

turkish

Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
178 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِیعُونِ
İngilizce

So fear Allah and obey me

turkish

Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
179 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَاۤ أَسۡءَلُكُمۡ عَلَیۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِیَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
İngilizce

No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds

turkish

Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
180 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ أَوۡفُوا۟ ٱلۡكَیۡلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلۡمُخۡسِرِینَ
İngilizce

Give just measure, and cause no loss (to others by fraud)

turkish

Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
181 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَزِنُوا۟ بِٱلۡقِسۡطَاسِ ٱلۡمُسۡتَقِیمِ
İngilizce

And weigh with scales true and upright

turkish

Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
182 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَا تَبۡخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشۡیَاۤءَهُمۡ وَلَا تَعۡثَوۡا۟ فِی ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِینَ
İngilizce

And withhold not things justly due to men, nor do evil in the land, working mischief

turkish

Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
183 Ayet
374 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِی خَلَقَكُمۡ وَٱلۡجِبِلَّةَ ٱلۡأَوَّلِینَ
İngilizce

And fear Him Who created you and (who created) the generations before (you)

turkish

Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
184 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوۤا۟ إِنَّمَاۤ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِینَ
İngilizce

They said: "Thou art only one of those bewitched

turkish

Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
185 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَاۤ أَنتَ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلۡكَـٰذِبِینَ
İngilizce

Thou art no more than a mortal like us, and indeed we think thou art a liar

turkish

Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
186 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَسۡقِطۡ عَلَیۡنَا كِسَفࣰا مِّنَ ٱلسَّمَاۤءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِینَ
İngilizce

Now cause a piece of the sky to fall on us, if thou art truthful

turkish

Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
187 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ رَبِّیۤ أَعۡلَمُ بِمَا تَعۡمَلُونَ
İngilizce

He said: "My Lord knows best what ye do

turkish

Şuayb: "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilir" dedi

26 (Ash-Shu'ara) Sure
188 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمۡ عَذَابُ یَوۡمِ ٱلظُّلَّةِۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ یَوۡمٍ عَظِیمٍ
İngilizce

But they rejected him. Then the punishment of a day of overshadowing gloom seized them, and that was the Penalty of a Great Day

turkish

Ama onu yalanladılar. Bunun üzerine onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Gerçekten o gün, azabı büyük bir gündü

26 (Ash-Shu'ara) Sure
189 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَءَایَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِینَ
İngilizce

Verily in that is a Sign: but most of them do not believe

turkish

Doğrusu bunda bir ders vardır. Fakat çoğu inanmamıştır

26 (Ash-Shu'ara) Sure
190 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلرَّحِیمُ
İngilizce

And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful

turkish

Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
191 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنَّهُۥ لَتَنزِیلُ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
İngilizce

Verily this is a Revelation from the Lord of the Worlds

turkish

Şüphesiz Kuran Alemlerin Rabbinin indirmesidir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
192 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلۡأَمِینُ
İngilizce

With it came down the spirit of Faith and Truth

turkish

Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
193 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
عَلَىٰ قَلۡبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُنذِرِینَ
İngilizce

To thy heart and mind, that thou mayest admonish

turkish

Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
194 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
بِلِسَانٍ عَرَبِیࣲّ مُّبِینࣲ
İngilizce

In the perspicuous Arabic tongue

turkish

Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
195 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنَّهُۥ لَفِی زُبُرِ ٱلۡأَوَّلِینَ
İngilizce

Without doubt it is (announced) in the mystic Books of former peoples

turkish

O, daha öncekilerin kitabında da zikredilmiştir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
196 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَوَ لَمۡ یَكُن لَّهُمۡ ءَایَةً أَن یَعۡلَمَهُۥ عُلَمَـٰۤؤُا۟ بَنِیۤ إِسۡرَ ٰۤءِیلَ
İngilizce

Is it not a Sign to them that the Learned of the Children of Israel knew it (as true)

turkish

İsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu

26 (Ash-Shu'ara) Sure
197 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَوۡ نَزَّلۡنَـٰهُ عَلَىٰ بَعۡضِ ٱلۡأَعۡجَمِینَ
İngilizce

Had We revealed it to any of the non-Arabs

turkish

Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı

26 (Ash-Shu'ara) Sure
198 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَقَرَأَهُۥ عَلَیۡهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤۡمِنِینَ
İngilizce

And had he recited it to them, they would not have believed in it

turkish

Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı

26 (Ash-Shu'ara) Sure
199 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَذَ ٰلِكَ سَلَكۡنَـٰهُ فِی قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِینَ
İngilizce

Thus have We caused it to enter the hearts of the sinners

turkish

Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
200 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَا یُؤۡمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ یَرَوُا۟ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِیمَ
İngilizce

They will not believe in it until they see the grievous Penalty

turkish

Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
201 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَیَأۡتِیَهُم بَغۡتَةࣰ وَهُمۡ لَا یَشۡعُرُونَ
İngilizce

But the (Penalty) will come to them of a sudden, while they perceive it not

turkish

Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
202 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَیَقُولُوا۟ هَلۡ نَحۡنُ مُنظَرُونَ
İngilizce

Then they will say: "Shall we be respited

turkish

O zaman "Erteye bırakılmaz mıyız?" derler

26 (Ash-Shu'ara) Sure
203 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَفَبِعَذَابِنَا یَسۡتَعۡجِلُونَ
İngilizce

Do they then ask for Our Penalty to be hastened on

turkish

Bizim azabımızı mı acele istiyorlardı

26 (Ash-Shu'ara) Sure
204 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَفَرَءَیۡتَ إِن مَّتَّعۡنَـٰهُمۡ سِنِینَ
İngilizce

Seest thou? If We do let them enjoy (this life) for a few years

turkish

Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı

26 (Ash-Shu'ara) Sure
205 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ثُمَّ جَاۤءَهُم مَّا كَانُوا۟ یُوعَدُونَ
İngilizce

Yet there comes to them at length the (Punishment) which they were promised

turkish

Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı

26 (Ash-Shu'ara) Sure
206 Ayet
375 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
مَاۤ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُوا۟ یُمَتَّعُونَ
İngilizce

It will profit them not that they enjoyed (this life)

turkish

Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı

26 (Ash-Shu'ara) Sure
207 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَاۤ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡیَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
İngilizce

Never did We destroy a population, but had its warners

turkish

Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz

26 (Ash-Shu'ara) Sure
208 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ذِكۡرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَـٰلِمِینَ
İngilizce

By way of reminder; and We never are unjust

turkish

Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz

26 (Ash-Shu'ara) Sure
209 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَا تَنَزَّلَتۡ بِهِ ٱلشَّیَـٰطِینُ
İngilizce

No evil ones have brought down this (Revelation)

turkish

Kuran'ı şeytanlar indirmemiştir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
210 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَا یَنۢبَغِی لَهُمۡ وَمَا یَسۡتَطِیعُونَ
İngilizce

It would neither suit them nor would they be able (to produce it)

turkish

Bu onlara düşmez, zaten güçleri de yetmez

26 (Ash-Shu'ara) Sure
211 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّمۡعِ لَمَعۡزُولُونَ
İngilizce

Indeed they have been removed far from even (a chance of) hearing it

turkish

Doğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır

26 (Ash-Shu'ara) Sure
212 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَا تَدۡعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُعَذَّبِینَ
İngilizce

So call not on any other god with Allah, or thou wilt be among those under the Penalty

turkish

O halde sakın Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap göreceklerden olursun

26 (Ash-Shu'ara) Sure
213 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَنذِرۡ عَشِیرَتَكَ ٱلۡأَقۡرَبِینَ
İngilizce

And admonish thy nearest kinsmen

turkish

Önce en yakın hısımlarını uyar

26 (Ash-Shu'ara) Sure
214 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
İngilizce

And lower thy wing to the Believers who follow thee

turkish

Sana uyan müminleri kanatların altına al

26 (Ash-Shu'ara) Sure
215 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَإِنۡ عَصَوۡكَ فَقُلۡ إِنِّی بَرِیۤءࣱ مِّمَّا تَعۡمَلُونَ
İngilizce

Then if they disobey thee, say: "I am free (of responsibility) for what ye do

turkish

Sana başkaldırırlarsa: "Yaptıklarınızdan uzağım" de

26 (Ash-Shu'ara) Sure
216 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱلۡعَزِیزِ ٱلرَّحِیمِ
İngilizce

And put thy trust on the Exalted in Might, the Merciful

turkish

Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
217 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱلَّذِی یَرَىٰكَ حِینَ تَقُومُ
İngilizce

Who seeth thee standing forth (in prayer)

turkish

Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
218 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَتَقَلُّبَكَ فِی ٱلسَّـٰجِدِینَ
İngilizce

And thy movements among those who prostrate themselves

turkish

Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
219 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِیعُ ٱلۡعَلِیمُ
İngilizce

For it is He Who heareth and knoweth all things

turkish

Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir

26 (Ash-Shu'ara) Sure
220 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
هَلۡ أُنَبِّئُكُمۡ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّیَـٰطِینُ
İngilizce

Shall I inform you, (O people!), on whom it is that the evil ones descend

turkish

Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?" de

26 (Ash-Shu'ara) Sure
221 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِیمࣲ
İngilizce

They descend on every lying, wicked person

turkish

Onlar, günahkar iftiracıların hepsine iner

26 (Ash-Shu'ara) Sure
222 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یُلۡقُونَ ٱلسَّمۡعَ وَأَكۡثَرُهُمۡ كَـٰذِبُونَ
İngilizce

(Into whose ears) they pour hearsay vanities, and most of them are liars

turkish

Bunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar

26 (Ash-Shu'ara) Sure
223 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلشُّعَرَاۤءُ یَتَّبِعُهُمُ ٱلۡغَاوُۥنَ
İngilizce

And the Poets,- It is those straying in Evil, who follow them

turkish

O şairlere gelince; onlara azgınlar uyar

26 (Ash-Shu'ara) Sure
224 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَلَمۡ تَرَ أَنَّهُمۡ فِی كُلِّ وَادࣲ یَهِیمُونَ
İngilizce

Seest thou not that they wander distracted in every valley

turkish

Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin

26 (Ash-Shu'ara) Sure
225 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَنَّهُمۡ یَقُولُونَ مَا لَا یَفۡعَلُونَ
İngilizce

And that they say what they practise not

turkish

Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin

26 (Ash-Shu'ara) Sure
226 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِلَّا ٱلَّذِینَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِیرࣰا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعۡدِ مَا ظُلِمُوا۟ۗ وَسَیَعۡلَمُ ٱلَّذِینَ ظَلَمُوۤا۟ أَیَّ مُنقَلَبࣲ یَنقَلِبُونَ
İngilizce

Except those who believe, work righteousness, engage much in the remembrance of Allah, and defend themselves only after they are unjustly attacked. And soon will the unjust assailants know what vicissitudes their affairs will take

turkish

Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır

26 (Ash-Shu'ara) Sure
227 Ayet
376 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ طسۤۚ تِلۡكَ ءَایَـٰتُ ٱلۡقُرۡءَانِ وَكِتَابࣲ مُّبِینٍ
İngilizce

These are verses of the Qur'an,-a book that makes (things) clear

turkish

Ta, Sin, Bunlar Kuran'ın, Kitab-ı Mübin'in ayetleridir

27 (An-Naml) Sure
1 Ayet
377 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
هُدࣰى وَبُشۡرَىٰ لِلۡمُؤۡمِنِینَ
İngilizce

A guide: and glad tidings for the believers

turkish

Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir

27 (An-Naml) Sure
2 Ayet
377 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱلَّذِینَ یُقِیمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَیُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُم بِٱلۡءَاخِرَةِ هُمۡ یُوقِنُونَ
İngilizce

Those who establish regular prayers and give in regular charity, and also have (full) assurance of the hereafter

turkish

Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir

27 (An-Naml) Sure
3 Ayet
377 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ ٱلَّذِینَ لَا یُؤۡمِنُونَ بِٱلۡءَاخِرَةِ زَیَّنَّا لَهُمۡ أَعۡمَـٰلَهُمۡ فَهُمۡ یَعۡمَهُونَ
İngilizce

As to those who believe not in the Hereafter, We have made their deeds pleasing in their eyes; and so they wander about in distraction

turkish

Ahirete inanmayanların yaptıkları işleri kendilerine güzel göstermişizdir; bu yüzden körü körüne bocalarlar

27 (An-Naml) Sure
4 Ayet
377 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أُو۟لَـٰۤئِكَ ٱلَّذِینَ لَهُمۡ سُوۤءُ ٱلۡعَذَابِ وَهُمۡ فِی ٱلۡءَاخِرَةِ هُمُ ٱلۡأَخۡسَرُونَ
İngilizce

Such are they for whom a grievous Penalty is (waiting); and in the Hereafter theirs will be the greatest loss

turkish

Kötü azap işte bunlaradır. Ahirette en çok kayba uğrayacaklar da bunlardır

27 (An-Naml) Sure
5 Ayet
377 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى ٱلۡقُرۡءَانَ مِن لَّدُنۡ حَكِیمٍ عَلِیمٍ
İngilizce

As to thee, the Qur'an is bestowed upon thee from the presence of one who is wise and all-knowing

turkish

Şüphesiz, Kuran'ı, Hakim ve Alim olan Allah katından almaktasın

27 (An-Naml) Sure
6 Ayet
377 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِأَهۡلِهِۦۤ إِنِّیۤ ءَانَسۡتُ نَارࣰا سَءَاتِیكُم مِّنۡهَا بِخَبَرٍ أَوۡ ءَاتِیكُم بِشِهَابࣲ قَبَسࣲ لَّعَلَّكُمۡ تَصۡطَلُونَ
İngilizce

Behold! Moses said to his family: "I perceive a fire; soon will I bring you from there some information, or I will bring you a burning brand to light our fuel, that ye may warm yourselves

turkish

Musa, ailesine: "Ben bir ateş gördüm; size oradan ya bir haber getireceğim, yahut ısınasınız diye tutuşmuş bir odun getireceğim" demişti

27 (An-Naml) Sure
7 Ayet
377 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَمَّا جَاۤءَهَا نُودِیَ أَنۢ بُورِكَ مَن فِی ٱلنَّارِ وَمَنۡ حَوۡلَهَا وَسُبۡحَـٰنَ ٱللَّهِ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
İngilizce

But when he came to the (fire), a voice was heard: "Blessed are those in the fire and those around: and glory to Allah, the Lord of the worlds

turkish

Oraya geldiğinde, kendisine şöyle nida olunmuştu: "Ateşin yanında olan ve çevresinde bulunanlar mübarek kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah münezzehtir

27 (An-Naml) Sure
8 Ayet
377 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَـٰمُوسَىٰۤ إِنَّهُۥۤ أَنَا ٱللَّهُ ٱلۡعَزِیزُ ٱلۡحَكِیمُ
İngilizce

O Moses! verily, I am Allah, the exalted in might, the wise

turkish

Ey Musa! Gerçek şu ki, Ben, güçlü ve hakim olan Allah'ım

27 (An-Naml) Sure
9 Ayet
377 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَلۡقِ عَصَاكَۚ فَلَمَّا رَءَاهَا تَهۡتَزُّ كَأَنَّهَا جَاۤنࣱّ وَلَّىٰ مُدۡبِرࣰا وَلَمۡ یُعَقِّبۡۚ یَـٰمُوسَىٰ لَا تَخَفۡ إِنِّی لَا یَخَافُ لَدَیَّ ٱلۡمُرۡسَلُونَ
İngilizce

Now do thou throw thy rod!" But when he saw it moving (of its own accord) as if it had been a snake, he turned back in retreat, and retraced not his steps: "O Moses!" (it was said), "Fear not: truly, in My presence, those called as messengers have no fear

turkish

Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir

27 (An-Naml) Sure
10 Ayet
377 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِلَّا مَن ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسۡنَۢا بَعۡدَ سُوۤءࣲ فَإِنِّی غَفُورࣱ رَّحِیمࣱ
İngilizce

But if any have done wrong and have thereafter substituted good to take the place of evil, truly, I am Oft-Forgiving, Most Merciful

turkish

Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir

27 (An-Naml) Sure
11 Ayet
377 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَدۡخِلۡ یَدَكَ فِی جَیۡبِكَ تَخۡرُجۡ بَیۡضَاۤءَ مِنۡ غَیۡرِ سُوۤءࣲۖ فِی تِسۡعِ ءَایَـٰتٍ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَقَوۡمِهِۦۤۚ إِنَّهُمۡ كَانُوا۟ قَوۡمࣰا فَـٰسِقِینَ
İngilizce

Now put thy hand into thy bosom, and it will come forth white without stain (or harm): (these are) among the nine Signs (thou wilt take) to Pharaoh and his people: for they are a people rebellious in transgression

turkish

Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir

27 (An-Naml) Sure
12 Ayet
377 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَمَّا جَاۤءَتۡهُمۡ ءَایَـٰتُنَا مُبۡصِرَةࣰ قَالُوا۟ هَـٰذَا سِحۡرࣱ مُّبِینࣱ
İngilizce

But when Our Signs came to them, that should have opened their eyes, they said: "This is sorcery manifest

turkish

Ayetlerimiz gözlerinin önüne serilince: "Bu apaçık bir sihirdir" dediler

27 (An-Naml) Sure
13 Ayet
377 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَجَحَدُوا۟ بِهَا وَٱسۡتَیۡقَنَتۡهَاۤ أَنفُسُهُمۡ ظُلۡمࣰا وَعُلُوࣰّاۚ فَٱنظُرۡ كَیۡفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلۡمُفۡسِدِینَ
İngilizce

And they rejected those Signs in iniquity and arrogance, though their souls were convinced thereof: so see what was the end of those who acted corruptly

turkish

Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, haksızlık ve büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak

27 (An-Naml) Sure
14 Ayet
378 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَقَدۡ ءَاتَیۡنَا دَاوُۥدَ وَسُلَیۡمَـٰنَ عِلۡمࣰاۖ وَقَالَا ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِی فَضَّلَنَا عَلَىٰ كَثِیرࣲ مِّنۡ عِبَادِهِ ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
İngilizce

We gave (in the past) knowledge to David and Solomon: And they both said: "Praise be to Allah, Who has favoured us above many of his servants who believe

turkish

And olsun ki, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. İkisi "Bizi mümin kullarının çoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun" dediler

27 (An-Naml) Sure
15 Ayet
378 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَوَرِثَ سُلَیۡمَـٰنُ دَاوُۥدَۖ وَقَالَ یَـٰۤأَیُّهَا ٱلنَّاسُ عُلِّمۡنَا مَنطِقَ ٱلطَّیۡرِ وَأُوتِینَا مِن كُلِّ شَیۡءٍۖ إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلۡفَضۡلُ ٱلۡمُبِینُ
İngilizce

And Solomon was David's heir. He said: "O ye people! We have been taught the speech of birds, and on us has been bestowed (a little) of all things: this is indeed Grace manifest (from Allah)

turkish

Süleyman Davud'a varis oldu: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize herşeyden bolca verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur" dedi

27 (An-Naml) Sure
16 Ayet
378 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَحُشِرَ لِسُلَیۡمَـٰنَ جُنُودُهُۥ مِنَ ٱلۡجِنِّ وَٱلۡإِنسِ وَٱلطَّیۡرِ فَهُمۡ یُوزَعُونَ
İngilizce

And before Solomon were marshalled his hosts,- of Jinns and men and birds, and they were all kept in order and ranks

turkish

Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil olan ordusu toplandı. Hepsi toplu olarak gidiyorlardı

27 (An-Naml) Sure
17 Ayet
378 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
حَتَّىٰۤ إِذَاۤ أَتَوۡا۟ عَلَىٰ وَادِ ٱلنَّمۡلِ قَالَتۡ نَمۡلَةࣱ یَـٰۤأَیُّهَا ٱلنَّمۡلُ ٱدۡخُلُوا۟ مَسَـٰكِنَكُمۡ لَا یَحۡطِمَنَّكُمۡ سُلَیۡمَـٰنُ وَجُنُودُهُۥ وَهُمۡ لَا یَشۡعُرُونَ
İngilizce

At length, when they came to a (lowly) valley of ants, one of the ants said: "O ye ants, get into your habitations, lest Solomon and his hosts crush you (under foot) without knowing it

turkish

Sonunda, karıncaların bulunduğu vadiye geldiklerinde bir dişi (kraliçe) karınca: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman'ın ordusu farkına varmadan sizi ezmesin" dedi

27 (An-Naml) Sure
18 Ayet
378 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَتَبَسَّمَ ضَاحِكࣰا مِّن قَوۡلِهَا وَقَالَ رَبِّ أَوۡزِعۡنِیۤ أَنۡ أَشۡكُرَ نِعۡمَتَكَ ٱلَّتِیۤ أَنۡعَمۡتَ عَلَیَّ وَعَلَىٰ وَ ٰلِدَیَّ وَأَنۡ أَعۡمَلَ صَـٰلِحࣰا تَرۡضَىٰهُ وَأَدۡخِلۡنِی بِرَحۡمَتِكَ فِی عِبَادِكَ ٱلصَّـٰلِحِینَ
İngilizce

So he smiled, amused at her speech; and he said: "O my Lord! so order me that I may be grateful for Thy favours, which thou hast bestowed on me and on my parents, and that I may work the righteousness that will please Thee: And admit me, by Thy Grace, to the ranks of Thy righteous Servants

turkish

Süleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve: "Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükürde, hoşnut olacağın işi yapmakta beni muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına koy" dedi

27 (An-Naml) Sure
19 Ayet
378 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَتَفَقَّدَ ٱلطَّیۡرَ فَقَالَ مَا لِیَ لَاۤ أَرَى ٱلۡهُدۡهُدَ أَمۡ كَانَ مِنَ ٱلۡغَاۤئِبِینَ
İngilizce

And he took a muster of the Birds; and he said: "Why is it I see not the Hoopoe? Or is he among the absentees

turkish

Süleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi

27 (An-Naml) Sure
20 Ayet
378 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَأُعَذِّبَنَّهُۥ عَذَابࣰا شَدِیدًا أَوۡ لَأَا۟ذۡبَحَنَّهُۥۤ أَوۡ لَیَأۡتِیَنِّی بِسُلۡطَـٰنࣲ مُّبِینࣲ
İngilizce

I will certainly punish him with a severe penalty, or execute him, unless he bring me a clear reason (for absence)

turkish

Süleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi

27 (An-Naml) Sure
21 Ayet
378 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَمَكَثَ غَیۡرَ بَعِیدࣲ فَقَالَ أَحَطتُ بِمَا لَمۡ تُحِطۡ بِهِۦ وَجِئۡتُكَ مِن سَبَإِۭ بِنَبَإࣲ یَقِینٍ
İngilizce

But the Hoopoe tarried not far: he (came up and) said: "I have compassed (territory) which thou hast not compassed, and I have come to thee from Saba with tidings true

turkish

Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi

27 (An-Naml) Sure
22 Ayet
378 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنِّی وَجَدتُّ ٱمۡرَأَةࣰ تَمۡلِكُهُمۡ وَأُوتِیَتۡ مِن كُلِّ شَیۡءࣲ وَلَهَا عَرۡشٌ عَظِیمࣱ
İngilizce

I found (there) a woman ruling over them and provided with every requisite; and she has a magnificent throne

turkish

Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi

27 (An-Naml) Sure
23 Ayet
379 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَجَدتُّهَا وَقَوۡمَهَا یَسۡجُدُونَ لِلشَّمۡسِ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَزَیَّنَ لَهُمُ ٱلشَّیۡطَـٰنُ أَعۡمَـٰلَهُمۡ فَصَدَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّبِیلِ فَهُمۡ لَا یَهۡتَدُونَ
İngilizce

I found her and her people worshipping the sun besides Allah: Satan has made their deeds seem pleasing in their eyes, and has kept them away from the Path,- so they receive no guidance

turkish

Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi

27 (An-Naml) Sure
24 Ayet
379 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَ̅لَّ̅ا̅ ̅یَ̅سۡ̅جُ̅دُ̅و̅ا۟̅ ̅لِ̅لَّ̅هِ̅ ٱلَّذِی یُخۡرِجُ ٱلۡخَبۡءَ فِی ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَیَعۡلَمُ مَا تُخۡفُونَ وَمَا تُعۡلِنُونَ
İngilizce

(Kept them away from the Path), that they should not worship Allah, Who brings to light what is hidden in the heavens and the earth, and knows what ye hide and what ye reveal

turkish

Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi

27 (An-Naml) Sure
25 Ayet
379 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱللَّهُ لَاۤ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلۡعَرۡشِ ٱلۡعَظِیمِ ۩
İngilizce

Allah!- there is no god but He!- Lord of the Throne Supreme

turkish

Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi

27 (An-Naml) Sure
26 Ayet
379 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ قَالَ سَنَنظُرُ أَصَدَقۡتَ أَمۡ كُنتَ مِنَ ٱلۡكَـٰذِبِینَ
İngilizce

(Solomon) said: "Soon shall we see whether thou hast told the truth or lied

turkish

Süleyman şöyle söyledi: "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız

27 (An-Naml) Sure
27 Ayet
379 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱذۡهَب بِّكِتَـٰبِی هَـٰذَا فَأَلۡقِهۡ إِلَیۡهِمۡ ثُمَّ تَوَلَّ عَنۡهُمۡ فَٱنظُرۡ مَاذَا یَرۡجِعُونَ
İngilizce

Go thou, with this letter of mine, and deliver it to them: then draw back from them, and (wait to) see what answer they return

turkish

Şu yazımı götür, onlara at, sonra bir yana çekil, varacakları sonuca bak

27 (An-Naml) Sure
28 Ayet
379 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَتۡ یَـٰۤأَیُّهَا ٱلۡمَلَؤُا۟ إِنِّیۤ أُلۡقِیَ إِلَیَّ كِتَـٰبࣱ كَرِیمٌ
İngilizce

(The queen) said: "Ye chiefs! here is delivered to me - a letter worthy of respect

turkish

Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi

27 (An-Naml) Sure
29 Ayet
379 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّهُۥ مِن سُلَیۡمَـٰنَ وَإِنَّهُۥ بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِیمِ
İngilizce

It is from Solomon, and is (as follows): 'In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful

turkish

Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi

27 (An-Naml) Sure
30 Ayet
379 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَلَّا تَعۡلُوا۟ عَلَیَّ وَأۡتُونِی مُسۡلِمِینَ
İngilizce

Be ye not arrogant against me, but come to me in submission (to the true Religion)

turkish

Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi

27 (An-Naml) Sure
31 Ayet
379 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَتۡ یَـٰۤأَیُّهَا ٱلۡمَلَؤُا۟ أَفۡتُونِی فِیۤ أَمۡرِی مَا كُنتُ قَاطِعَةً أَمۡرًا حَتَّىٰ تَشۡهَدُونِ
İngilizce

She said: "Ye chiefs! advise me in (this) my affair: no affair have I decided except in your presence

turkish

Ey ileri gelenler! Vereceğim emir hakkında bana fikrinizi söyleyin; siz benim yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin bir hüküm vermem" dedi

27 (An-Naml) Sure
32 Ayet
379 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوا۟ نَحۡنُ أُو۟لُوا۟ قُوَّةࣲ وَأُو۟لُوا۟ بَأۡسࣲ شَدِیدࣲ وَٱلۡأَمۡرُ إِلَیۡكِ فَٱنظُرِی مَاذَا تَأۡمُرِینَ
İngilizce

They said: "We are endued with strength, and given to vehement war: but the command is with thee; so consider what thou wilt command

turkish

Biz güçlü kimseler ve zorlu savaş adamlarıyız, emir senindir, sen emretmene bak

27 (An-Naml) Sure
33 Ayet
379 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَتۡ إِنَّ ٱلۡمُلُوكَ إِذَا دَخَلُوا۟ قَرۡیَةً أَفۡسَدُوهَا وَجَعَلُوۤا۟ أَعِزَّةَ أَهۡلِهَاۤ أَذِلَّةࣰۚ وَكَذَ ٰلِكَ یَفۡعَلُونَ
İngilizce

She said: "Kings, when they enter a country, despoil it, and make the noblest of its people its meanest thus do they behave

turkish

Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi

27 (An-Naml) Sure
34 Ayet
379 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنِّی مُرۡسِلَةٌ إِلَیۡهِم بِهَدِیَّةࣲ فَنَاظِرَةُۢ بِمَ یَرۡجِعُ ٱلۡمُرۡسَلُونَ
İngilizce

But I am going to send him a present, and (wait) to see with what (answer) return (my) ambassadors

turkish

Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi

27 (An-Naml) Sure
35 Ayet
379 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَمَّا جَاۤءَ سُلَیۡمَـٰنَ قَالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمَالࣲ فَمَاۤ ءَاتَىٰنِۦَ ٱللَّهُ خَیۡرࣱ مِّمَّاۤ ءَاتَىٰكُمۚ بَلۡ أَنتُم بِهَدِیَّتِكُمۡ تَفۡرَحُونَ
İngilizce

Now when (the embassy) came to Solomon, he said: "Will ye give me abundance in wealth? But that which Allah has given me is better than that which He has given you! Nay it is ye who rejoice in your gift

turkish

Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi

27 (An-Naml) Sure
36 Ayet
380 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱرۡجِعۡ إِلَیۡهِمۡ فَلَنَأۡتِیَنَّهُم بِجُنُودࣲ لَّا قِبَلَ لَهُم بِهَا وَلَنُخۡرِجَنَّهُم مِّنۡهَاۤ أَذِلَّةࣰ وَهُمۡ صَـٰغِرُونَ
İngilizce

Go back to them, and be sure we shall come to them with such hosts as they will never be able to meet: We shall expel them from there in disgrace, and they will feel humbled (indeed)

turkish

Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi

27 (An-Naml) Sure
37 Ayet
380 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ یَـٰۤأَیُّهَا ٱلۡمَلَؤُا۟ أَیُّكُمۡ یَأۡتِینِی بِعَرۡشِهَا قَبۡلَ أَن یَأۡتُونِی مُسۡلِمِینَ
İngilizce

He said (to his own men): "Ye chiefs! which of you can bring me her throne before they come to me in submission

turkish

Süleyman: "Ey cemaat! Bana teslim olmalarından önce, hanginiz o kraliçenin tahtını yanıma getirebilir?" dedi

27 (An-Naml) Sure
38 Ayet
380 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ عِفۡرِیتࣱ مِّنَ ٱلۡجِنِّ أَنَا۠ ءَاتِیكَ بِهِۦ قَبۡلَ أَن تَقُومَ مِن مَّقَامِكَۖ وَإِنِّی عَلَیۡهِ لَقَوِیٌّ أَمِینࣱ
İngilizce

Said an 'Ifrit, of the Jinns: "I will bring it to thee before thou rise from thy council: indeed I have full strength for the purpose, and may be trusted

turkish

Cinlerden bir ifrit: "Sen yerinden kalkmadan önce sana onu getiririm, buna karşı güvenilir bir güce sahibim" dedi

27 (An-Naml) Sure
39 Ayet
380 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ ٱلَّذِی عِندَهُۥ عِلۡمࣱ مِّنَ ٱلۡكِتَـٰبِ أَنَا۠ ءَاتِیكَ بِهِۦ قَبۡلَ أَن یَرۡتَدَّ إِلَیۡكَ طَرۡفُكَۚ فَلَمَّا رَءَاهُ مُسۡتَقِرًّا عِندَهُۥ قَالَ هَـٰذَا مِن فَضۡلِ رَبِّی لِیَبۡلُوَنِیۤ ءَأَشۡكُرُ أَمۡ أَكۡفُرُۖ وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا یَشۡكُرُ لِنَفۡسِهِۦۖ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّی غَنِیࣱّ كَرِیمࣱ
İngilizce

Said one who had knowledge of the Book: "I will bring it to thee within the twinkling of an eye!" Then when (Solomon) saw it placed firmly before him, he said: "This is by the Grace of my Lord!- to test me whether I am grateful or ungrateful! and if any is grateful, truly his gratitude is (a gain) for his own soul; but if any is ungrateful, truly my Lord is Free of all Needs, Supreme in Honour

turkish

Kitabın bilgisine sahip olan biri: "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm" dedi. Süleyman, tahtı yanına yerleşivermiş görünce: "Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan Rabbimin lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; fakat nankörlük eden bilsin ki Rabbim müstağnidir, kerem sahibidir" dedi

27 (An-Naml) Sure
40 Ayet
380 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ نَكِّرُوا۟ لَهَا عَرۡشَهَا نَنظُرۡ أَتَهۡتَدِیۤ أَمۡ تَكُونُ مِنَ ٱلَّذِینَ لَا یَهۡتَدُونَ
İngilizce

He said: "Transform her throne out of all recognition by her: let us see whether she is guided (to the truth) or is one of those who receive no guidance

turkish

Süleyman "Onun tahtını tanınmaz hale getirin, bakalım tanıyabilecek mi yoksa tanıyamayacak mı?" (yola gelecek mi, yoksa yola gelmeyenlerden mi olacak?) dedi

27 (An-Naml) Sure
41 Ayet
380 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَمَّا جَاۤءَتۡ قِیلَ أَهَـٰكَذَا عَرۡشُكِۖ قَالَتۡ كَأَنَّهُۥ هُوَۚ وَأُوتِینَا ٱلۡعِلۡمَ مِن قَبۡلِهَا وَكُنَّا مُسۡلِمِینَ
İngilizce

So when she arrived, she was asked, "Is this thy throne?" She said, "It was just like this; and knowledge was bestowed on us in advance of this, and we have submitted to Allah (in Islam)

turkish

Melike geldiğinde "Senin tahtın böyle miydi?" denildi. O da "Sanki odur, daha önce bize bilgi verilmişti ve teslim olmuştuk" dedi

27 (An-Naml) Sure
42 Ayet
380 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَصَدَّهَا مَا كَانَت تَّعۡبُدُ مِن دُونِ ٱللَّهِۖ إِنَّهَا كَانَتۡ مِن قَوۡمࣲ كَـٰفِرِینَ
İngilizce

And he diverted her from the worship of others besides Allah: for she was (sprung) of a people that had no faith

turkish

Melikeyi o zamana kadar alıkoyan, Allah'tan başka taptığı şeylerdi; çünkü kendisi inkarcı bir millettendi

27 (An-Naml) Sure
43 Ayet
380 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قِیلَ لَهَا ٱدۡخُلِی ٱلصَّرۡحَۖ فَلَمَّا رَأَتۡهُ حَسِبَتۡهُ لُجَّةࣰ وَكَشَفَتۡ عَن سَاقَیۡهَاۚ قَالَ إِنَّهُۥ صَرۡحࣱ مُّمَرَّدࣱ مِّن قَوَارِیرَۗ قَالَتۡ رَبِّ إِنِّی ظَلَمۡتُ نَفۡسِی وَأَسۡلَمۡتُ مَعَ سُلَیۡمَـٰنَ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
İngilizce

She was asked to enter the lofty Palace: but when she saw it, she thought it was a lake of water, and she (tucked up her skirts), uncovering her legs. He said: "This is but a palace paved smooth with slabs of glass." She said: "O my Lord! I have indeed wronged my soul: I do (now) submit (in Islam), with Solomon, to the Lord of the Worlds

turkish

Ona: "Köşke gir" dendi; salonu görünce, onu derin bir su zannetti, eteğini çekti. Süleyman: "Doğrusu bu camdan yapılmış mücella bir salondur" dedi. Melike: "Rabbim! Şüphesiz ben kendime yazık etmişim. Süleyman'la beraber, Alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum" dedi

27 (An-Naml) Sure
44 Ayet
380 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَاۤ إِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمۡ صَـٰلِحًا أَنِ ٱعۡبُدُوا۟ ٱللَّهَ فَإِذَا هُمۡ فَرِیقَانِ یَخۡتَصِمُونَ
İngilizce

We sent (aforetime), to the Thamud, their brother Salih, saying, "Serve Allah": But behold, they became two factions quarrelling with each other

turkish

And olsun ki, Semud milletine kardeşleri Salih'i "Allah'a kulluk ediniz" desin diye gönderdik. Hemen birbiriyle çekişen iki zümreye ayrıldılar

27 (An-Naml) Sure
45 Ayet
381 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ یَـٰقَوۡمِ لِمَ تَسۡتَعۡجِلُونَ بِٱلسَّیِّئَةِ قَبۡلَ ٱلۡحَسَنَةِۖ لَوۡلَا تَسۡتَغۡفِرُونَ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ
İngilizce

He said: "O my people! why ask ye to hasten on the evil in preference to the good? If only ye ask Allah for forgiveness, ye may hope to receive mercy

turkish

Salih: "Ey milletim! Niye iyilikten önce, acele kötülük istiyorsunuz? Merhamet olunasınız diye Allah'tan mağfiret dileseniz olmaz mı?" dedi

27 (An-Naml) Sure
46 Ayet
381 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوا۟ ٱطَّیَّرۡنَا بِكَ وَبِمَن مَّعَكَۚ قَالَ طَـٰۤئِرُكُمۡ عِندَ ٱللَّهِۖ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمࣱ تُفۡتَنُونَ
İngilizce

They said: "Ill omen do we augur from thee and those that are with thee". He said: "Your ill omen is with Allah; yea, ye are a people under trial

turkish

Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık" dediler. Salih: "Uğursuzluğunuz Allah katındandır; belki imtihana çekilen bir milletsiniz" dedi

27 (An-Naml) Sure
47 Ayet
381 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَكَانَ فِی ٱلۡمَدِینَةِ تِسۡعَةُ رَهۡطࣲ یُفۡسِدُونَ فِی ٱلۡأَرۡضِ وَلَا یُصۡلِحُونَ
İngilizce

There were in the city nine men of a family, who made mischief in the land, and would not reform

turkish

O şehirde, yeryüzünde bozgunculuk yapan, düzeltmeye uğraşmayan dokuz kişi (çete) vardı

27 (An-Naml) Sure
48 Ayet
381 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوا۟ تَقَاسَمُوا۟ بِٱللَّهِ لَنُبَیِّتَنَّهُۥ وَأَهۡلَهُۥ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِیِّهِۦ مَا شَهِدۡنَا مَهۡلِكَ أَهۡلِهِۦ وَإِنَّا لَصَـٰدِقُونَ
İngilizce

They said: "Swear a mutual oath by Allah that we shall make a secret night attack on him and his people, and that we shall then say to his heir (when he seeks vengeance): 'We were not present at the slaughter of his people, and we are positively telling the truth

turkish

Biz gece ona ve ailesine baskın verelim, sonra da onun dostuna, ailesinin yok edilişinde bulunmadık, şüphesiz biz doğru söylüyoruz, diyelim" diye aralarında Allah'a yemin ettiler

27 (An-Naml) Sure
49 Ayet
381 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَكَرُوا۟ مَكۡرࣰا وَمَكَرۡنَا مَكۡرࣰا وَهُمۡ لَا یَشۡعُرُونَ
İngilizce

They plotted and planned, but We too planned, even while they perceived it not

turkish

Onlar bir düzen kurdular. Biz farkettirmeden düzenlerini bozduk

27 (An-Naml) Sure
50 Ayet
381 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱنظُرۡ كَیۡفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ مَكۡرِهِمۡ أَنَّا دَمَّرۡنَـٰهُمۡ وَقَوۡمَهُمۡ أَجۡمَعِینَ
İngilizce

Then see what was the end of their plot!- this, that We destroyed them and their people, all (of them)

turkish

Hilelerinin sonunun nasıl olduğuna bir bak! Biz onları ve milletlerini, hepsini, yerle bir ettik

27 (An-Naml) Sure
51 Ayet
381 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَتِلۡكَ بُیُوتُهُمۡ خَاوِیَةَۢ بِمَا ظَلَمُوۤا۟ۚ إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَءَایَةࣰ لِّقَوۡمࣲ یَعۡلَمُونَ
İngilizce

Now such were their houses, - in utter ruin, - because they practised wrong-doing. Verily in this is a Sign for people of knowledge

turkish

İşte, haksızlıklarına karşılık çökmüş bulunan evleri! Bunda, bilen bir millet için şüphesiz, ders vardır

27 (An-Naml) Sure
52 Ayet
381 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَنجَیۡنَا ٱلَّذِینَ ءَامَنُوا۟ وَكَانُوا۟ یَتَّقُونَ
İngilizce

And We saved those who believed and practised righteousness

turkish

İnanıp Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtardık

27 (An-Naml) Sure
53 Ayet
381 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلُوطًا إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِۦۤ أَتَأۡتُونَ ٱلۡفَـٰحِشَةَ وَأَنتُمۡ تُبۡصِرُونَ
İngilizce

(We also sent) Lut (as a messenger): behold, He said to his people, "Do ye do what is shameful though ye see (its iniquity)

turkish

Lut'u da gönderdik; milletine şöyle dedi: "Göz göre göre bir hayasızlık mı yapıyorsunuz

27 (An-Naml) Sure
54 Ayet
381 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَئِنَّكُمۡ لَتَأۡتُونَ ٱلرِّجَالَ شَهۡوَةࣰ مِّن دُونِ ٱلنِّسَاۤءِۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمࣱ تَجۡهَلُونَ
İngilizce

Would ye really approach men in your lusts rather than women? Nay, ye are a people (grossly) ignorant

turkish

Kadınları bırakıp, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz; evet, siz cahil bir milletsiniz

27 (An-Naml) Sure
55 Ayet
381 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri