Cüzler 19
İngilizce
Such as fear not the meeting with Us (for Judgment) say: "Why are not the angels sent down to us, or (why) do we not see our Lord?" Indeed they have an arrogant conceit of themselves, and mighty is the insolence of their impiety
turkish
Bizimle karşılaşmayı ummayanlar: "Bize ya melekler indirilmeli, ya da Rabbimiz'i görmeliyiz" derler. And olsun ki kendi kendilerine büyüklenmişler, azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Day they see the angels,- no joy will there be to the sinners that Day: The (angels) will say: "There is a barrier forbidden (to you) altogether
turkish
Melekleri gördükleri gün, işte o gün, suçlulara iyi haber yoktur. Melekler: "İyi haber size yasaktır, yasak!" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And We shall turn to whatever deeds they did (in this life), and We shall make such deeds as floating dust scattered about
turkish
Yaptıkları her işi ele alır, onu toz duman ederiz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Companions of the Garden will be well, that Day, in their abode, and have the fairest of places for repose
turkish
O gün, cennetliklerin kalacağı yer çok iyi, dinlenecekleri yer çok güzeldir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Day the heaven shall be rent asunder with clouds, and angels shall be sent down, descending (in ranks)
turkish
O gün, gök beyaz bulutlar halinde parçalanacak ve melekler bölük bölük indirilecektir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That Day, the dominion as of right and truth, shall be (wholly) for (Allah) Most Merciful: it will be a Day of dire difficulty for the misbelievers
turkish
O gün gerçek hükümdarlık Rahman'ındır. İnkarcılar için yaman bir gündür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Day that the wrong-doer will bite at his hands, he will say, "Oh! would that I had taken a (straight) path with the Messenger
turkish
O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah! woe is me! Would that I had never taken such a one for a friend
turkish
O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He did lead me astray from the Message (of Allah) after it had come to me! Ah! the Evil One is but a traitor to man
turkish
O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then the Messenger will say: "O my Lord! Truly my people took this Qur'an for just foolish nonsense
turkish
Peygamber: "Ey Rabbim! Doğrusu milletim bu Kuran'ı terketmişti" der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thus have We made for every prophet an enemy among the sinners: but enough is thy Lord to guide and to help
turkish
Her peygamber için, böylece suçlulardan bir düşman ortaya koyarız. Doğruyu gösterici ve yardımcı olarak, Rabbin yeter
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Those who reject Faith say: "Why is not the Qur'an revealed to him all at once? Thus (is it revealed), that We may strengthen thy heart thereby, and We have rehearsed it to thee in slow, well-arranged stages, gradually
turkish
İnkar edenler: "Kuran ona bir defada indirilmeliydi" derler. Oysa Biz onu böylece senin kalbine yerleştirmek için azar azar indirir ve onu ağır ağır okuruz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And no question do they bring to thee but We reveal to thee the truth and the best explanation (thereof)
turkish
Sana bir misal vermezler ki, Biz onun gerçeğini ve en iyi anlaşılanını sana vermemiş olalım
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Those who will be gathered to Hell (prone) on their faces,- they will be in an evil plight, and, as to Path, most astray
turkish
Cehennemde yüzü koyun toplanacak olanlar, işte onların yerleri en kötü ve yolları da en sapıktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Before this,) We sent Moses The Book, and appointed his brother Aaron with him as minister
turkish
And olsun ki Musa'ya Kitap verdik, kardeşi Harun'u da kendisine vezir yaptık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And We command: "Go ye both, to the people who have rejected our Signs:" And those (people) We destroyed with utter destruction
turkish
Ayetlerimizi yalanlayan millete gidin" dedik. Sonunda o milleti yerle bir ettik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the people of Noah,- when they rejected the messengers, We drowned them, and We made them as a Sign for mankind; and We have prepared for (all) wrong-doers a grievous Penalty
turkish
Nuh milletini de, peygamberleri yalanladıkları zaman suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret kıldık. Zalimlere can yakıcı azap hazırlamışızdır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
As also 'Ad and Thamud, and the Companions of the Rass, and many a generation between them
turkish
Ad, Semud milletleri ile Ress'lileri ve bunların arasında birçok nesilleri de yerle bir ettik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
To each one We set forth Parables and examples; and each one We broke to utter annihilation (for their sins)
turkish
Her birine misaller vermiştik ama, dinlemedikleri için hepsini kırdık geçirdik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the (Unbelievers) must indeed have passed by the town on which was rained a shower of evil: did they not then see it (with their own eyes)? But they fear not the Resurrection
turkish
Bu putperestler and olsun ki, bela yağmuruna tutulmuş olan kasabaya uğramışlardı. Onu görmediler mi? Hayır; tekrar dirilmeyi ummuyorlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
When they see thee, they treat thee no otherwise than in mockery: "Is this the one whom Allah has sent as a messenger
turkish
Seni gördükleri zaman, "Allah'ın gönderdiği elçi bu mudur?" diye alaya almaktan başka birşey yapmazlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He indeed would well-nigh have misled us from our gods, had it not been that we were constant to them!" - Soon will they know, when they see the Penalty, who it is that is most misled in Path
turkish
Tanrılarımız üzerinde direnmeseydik, doğrusu neredeyse bizi onlardan uzaklaştıracaktı" derler. Azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Seest thou such a one as taketh for his god his own passion (or impulse)? Couldst thou be a disposer of affairs for him
turkish
Hevesini kendine tanrı edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Or thinkest thou that most of them listen or understand? They are only like cattle;- nay, they are worse astray in Path
turkish
Yoksa çoklarının söz dinlediklerini veya aklettiklerini mi sanırsın? Onlar şüphesiz davarlar gibidir, belki daha da sapık yolludurlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Hast thou not turned thy vision to thy Lord?- How He doth prolong the shadow! If He willed, He could make it stationary! then do We make the sun its guide
turkish
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then We draw it in towards Ourselves,- a contraction by easy stages
turkish
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And He it is Who makes the Night as a Robe for you, and Sleep as Repose, and makes the Day (as it were) a Resurrection
turkish
Size geceyi örtü, uykuyu rahatlık kılan, gündüzü çalışma zamanı yapan Allah'tır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And He it is Who sends the winds as heralds of glad tidings, going before His mercy, and We send down pure water from the sky
turkish
Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That with it We may give life to a dead land, and slake the thirst of things We have created,- cattle and men in great numbers
turkish
Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And We have distributed the (water) amongst them, in order that they may celebrate (our) praises, but most men are averse (to aught) but (rank) ingratitude
turkish
And olsun ki öğüt almaları için ülkeler arasında yer yer türlü türlü yağmur yağdırmışızdır. Buna rağmen insanların çoğu nankörlükte direnmiştir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Had it been Our Will, We could have sent a warner to every centre of population
turkish
Dileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Therefore listen not to the Unbelievers, but strive against them with the utmost strenuousness, with the (Qur'an)
turkish
Sen, inkarcılara uyma, onlara karşı olanca gücünle mücadele et
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
It is He Who has let free the two bodies of flowing water: One palatable and sweet, and the other salt and bitter; yet has He made a barrier between them, a partition that is forbidden to be passed
turkish
Birinin suyu tatlı ve kolay içimli, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da, karışmalarına engel olan bir sınır koyan Allah'tır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
It is He Who has created man from water: then has He established relationships of lineage and marriage: for thy Lord has power (over all things)
turkish
İnsanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O'dur. Rabbin herşeye Kadir'dir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Yet do they worship, besides Allah, things that can neither profit them nor harm them: and the Misbeliever is a helper (of Evil), against his own Lord
turkish
Allah'ı bırakıp, kendilerine fayda da zarar da veremeyen şeylere kulluk ederler. İnkar eden, Rabbine karşı gelenin (şeytanın) yardımcısıdır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But thee We only sent to give glad tidings and admonition
turkish
Biz seni sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Say: "No reward do I ask of you for it but this: that each one who will may take a (straight) Path to his Lord
turkish
De ki: "Ben buna karşı sizden bir ücret değil, ancak, Rabbine doğru bir yol tutmak dileyen kimseler olmanızı istiyorum
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And put thy trust in Him Who lives and dies not; and celebrate his praise; and enough is He to be acquainted with the faults of His servants
turkish
Ölümsüz, diri olan Allah'a güven, O'nu överek tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak kendisi yeter
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He Who created the heavens and the earth and all that is between, in six days, and is firmly established on the Throne (of Authority): Allah Most Gracious: ask thou, then, about Him of any acquainted (with such things)
turkish
Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan sonra da arşa hükmeden Rahman'dır. Bunu bir bilene sor
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
When it is said to them, "Prostrate to (Allah) Most Gracious!", they say, "And what is (Allah) Most Gracious? Shall we prostrate to that which thou commandest us?" And it increases their flight (from the Truth)
turkish
Onlara: "Rahman'a secdeye varın" dendiği zaman "Rahman da nedir? Emrettiğine mi secdeye varacağız?" derler. Bu, onların nefretini artırır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Blessed is He Who made constellations in the skies, and placed therein a Lamp and a Moon giving light
turkish
Gökte burçlar vareden, orada ışık saçan güneş ve aydınlatan ayı yaratan Allah, yücelerin yücesidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And it is He Who made the Night and the Day to follow each other: for such as have the will to celebrate His praises or to show their gratitude
turkish
İbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the servants of (Allah) Most Gracious are those who walk on the earth in humility, and when the ignorant address them, they say, "Peace
turkish
Rahman'ın kulları yeryüzünde mütevazı yürürler. Bilgisizler kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak söz söylerler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Those who spend the night in adoration of their Lord prostrate and standing
turkish
Onlar, gecelerini Rableri için kıyama durarak ve secdeye vararak geçirirler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Those who say, "Our Lord! avert from us the Wrath of Hell, for its Wrath is indeed an affliction grievous
turkish
Onlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Evil indeed is it as an abode, and as a place to rest in
turkish
Onlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Those who, when they spend, are not extravagant and not niggardly, but hold a just (balance) between those (extremes)
turkish
Onlar, sarfettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Those who invoke not, with Allah, any other god, nor slay such life as Allah has made sacred except for just cause, nor commit fornication; - and any that does this (not only) meets punishment
turkish
Onlar, Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarmazlar. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler. Bunları yapan günaha girmiş olur
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(But) the Penalty on the Day of Judgment will be doubled to him, and he will dwell therein in ignominy
turkish
Kıyamet günü azabı kat kat olur, orada, alçaltılarak temelli kalır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Unless he repents, believes, and works righteous deeds, for Allah will change the evil of such persons into good, and Allah is Oft-Forgiving, Most Merciful
turkish
Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş işleyenlerin, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah bağışlar ve merhamet eder
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And whoever repents and does good has truly turned to Allah with an (acceptable) conversion
turkish
Kim tevbe edip yararlı iş işlerse, şüphesiz o, Allah'a gereği gibi yönelmiş olur
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Those who witness no falsehood, and, if they pass by futility, they pass by it with honourable (avoidance)
turkish
Onlar yalan yere şehadet etmezler; faydasız birşeye rastladıkları zaman yüz çevirip vakarla geçerler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Those who, when they are admonished with the Signs of their Lord, droop not down at them as if they were deaf or blind
turkish
Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onlara karşı kör ve sağır davranmazlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And those who pray, "Our Lord! Grant unto us wives and offspring who will be the comfort of our eyes, and give us (the grace) to lead the righteous
turkish
Onlar: "Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder yap" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Those are the ones who will be rewarded with the highest place in heaven, because of their patient constancy: therein shall they be met with salutations and peace
turkish
İşte onlar, sabrettiklerinden ötürü cennetin en yüksek dereceleriyle mükafatlandırılırlar. Orada esenlik ve dirlik dilekleriyle karşılanırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Dwelling therein;- how beautiful an abode and place of rest
turkish
Orada temellidirler. Orası ne güzel bir yer ve ne güzel duraktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Say (to the Rejecters): "My Lord is not uneasy because of you if ye call not on Him: But ye have indeed rejected (Him), and soon will come the inevitable (punishment)
turkish
De ki: "İbadetiniz (duanız) olmasa Rabbim size ne diye değer versin?" Ey inkarcılar! Yalanladığınız için, azap yakanızı bırakmayacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ta. Sin. Mim
turkish
Ta, Sin, Mim
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
These are verses of the Book that makes (things) clear
turkish
Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
It may be thou frettest thy soul with grief, that they do not become Believers
turkish
İnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
If (such) were Our Will, We could send down to them from the sky a Sign, to which they would bend their necks in humility
turkish
Biz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But there comes not to them a newly-revealed Message from (Allah) Most Gracious, but they turn away therefrom
turkish
Rahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They have indeed rejected (the Message): so they will know soon (enough) the truth of what they mocked at
turkish
Evet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Do they not look at the earth,- how many noble things of all kinds We have produced therein
turkish
Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily, in this is a Sign: but most of them do not believe
turkish
Şüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And verily, thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
turkish
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Behold, thy Lord called Moses: "Go to the people of iniquity
turkish
Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The people of the Pharaoh: will they not fear Allah
turkish
Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "O my Lord! I do fear that they will charge me with falsehood
turkish
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
My breast will be straitened. And my speech may not go (smoothly): so send unto Aaron
turkish
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And (further), they have a charge of crime against me; and I fear they may slay me
turkish
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Allah said: "By no means! proceed then, both of you, with Our Signs; We are with you, and will listen (to your call)
turkish
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So go forth, both of you, to Pharaoh, and say: 'We have been sent by the Lord and Cherisher of the worlds
turkish
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Send thou with us the Children of Israel
turkish
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Pharaoh) said: "Did we not cherish thee as a child among us, and didst thou not stay in our midst many years of thy life
turkish
Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And thou didst a deed of thine which (thou knowest) thou didst, and thou art an ungrateful (wretch)
turkish
Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Moses said: "I did it then, when I was in error
turkish
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So I fled from you (all) when I feared you; but my Lord has (since) invested me with judgment (and wisdom) and appointed me as one of the messengers
turkish
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And this is the favour with which thou dost reproach me,- that thou hast enslaved the Children of Israel
turkish
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Pharaoh said: "And what is the 'Lord and Cherisher of the worlds
turkish
Firavun: "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Moses) said: "The Lord and Cherisher of the heavens and the earth, and all between,- if ye want to be quite sure
turkish
Musa: "Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Pharaoh) said to those around: "Did ye not listen (to what he says)
turkish
Yanında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Moses) said: "Your Lord and the Lord of your fathers from the beginning
turkish
O sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Pharaoh) said: "Truly your messenger who has been sent to you is a veritable madman
turkish
Firavun, çevresindekilere: "Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Moses) said: "Lord of the East and the West, and all between! if ye only had sense
turkish
Musa: "Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Pharaoh) said: "If thou dost put forward any god other than me, I will certainly put thee in prison
turkish
Firavun: "Benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Moses) said: "Even if I showed you something clear (and) convincing
turkish
Musa: "Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Pharaoh) said: "Show it then, if thou tellest the truth
turkish
Firavun: "Doğru sözlülerden isen haydi getir" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So (Moses) threw his rod, and behold, it was a serpent, plain (for all to see)
turkish
Bunun üzerine Musa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And he drew out his hand, and behold, it was white to all beholders
turkish
Elini çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Pharaoh) said to the Chiefs around him: "This is indeed a sorcerer well-versed
turkish
Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
His plan is to get you out of your land by his sorcery; then what is it ye counsel
turkish
Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "Keep him and his brother in suspense (for a while), and dispatch to the Cities heralds to collect
turkish
Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And bring up to thee all (our) sorcerers well-versed
turkish
Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So the sorcerers were got together for the appointment of a day well-known
turkish
Sihirbazlar, belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the people were told: "Are ye (now) assembled
turkish
İnsanlara: "Siz de toplanır mısınız?" denildi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That we may follow the sorcerers (in religion) if they win
turkish
Sihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So when the sorcerers arrived, they said to Pharaoh: "Of course - shall we have a (suitable) reward if we win
turkish
Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a; "Biz üstün gelirsek, şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "Yea, (and more),- for ye shall in that case be (raised to posts) nearest (to my person)
turkish
Firavun: "Evet; o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Moses said to them: "Throw ye - that which ye are about to throw
turkish
Musa onlara: "Ne atacaksanız atın" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So they threw their ropes and their rods, and said: "By the might of Pharaoh, it is we who will certainly win
turkish
Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: "Firavun hakkı için, şüphesiz, biz üstün geleceğiz" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then Moses threw his rod, when, behold, it straightway swallows up all the falsehoods which they fake
turkish
Bunun üzerine Musa değneğini attı; onların uydurduklarını yutmağa başlayıverdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then did the sorcerers fall down, prostrate in adoration
turkish
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Saying: "We believe in the Lord of the Worlds
turkish
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Lord of Moses and Aaron
turkish
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Said (Pharaoh): "Believe ye in Him before I give you permission? surely he is your leader, who has taught you sorcery! but soon shall ye know! Be sure I will cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will cause you all to die on the cross
turkish
Firavun: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; ellerinizi ayaklarınızı, and olsun, çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "No matter! for us, we shall but return to our Lord
turkish
İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Only, our desire is that our Lord will forgive us our faults, that we may become foremost among the believers
turkish
İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
By inspiration we told Moses: "Travel by night with my servants; for surely ye shall be pursued
turkish
Biz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip edileceksiniz" diye vahyettik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then Pharaoh sent heralds to (all) the Cities
turkish
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Saying): "These (Israelites) are but a small band
turkish
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And they are raging furiously against us
turkish
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But we are a multitude amply fore-warned
turkish
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So We expelled them from gardens, springs
turkish
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Treasures, and every kind of honourable position
turkish
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thus it was, but We made the Children of Israel inheritors of such things
turkish
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So they pursued them at sunrise
turkish
Firavun ve adamları güneş üzerlerine doğarken onların ardına düştüler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And when the two bodies saw each other, the people of Moses said: "We are sure to be overtaken
turkish
İki topluluk birbirini gördüğünde, Musa'nın adamları: "İşte yakalandık" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Moses) said: "By no means! my Lord is with me! Soon will He guide me
turkish
Musa: "Hayır; Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then We told Moses by inspiration: "Strike the sea with thy rod." So it divided, and each separate part became like the huge, firm mass of a mountain
turkish
Bunun üzerine Biz Musa'ya: "Değneğinle denize vur" diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And We made the other party approach thither
turkish
İşte oraya, geridekileri de yaklaştırdık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We delivered Moses and all who were with him
turkish
Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But We drowned the others
turkish
Öbürlerini suda boğduk
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
turkish
Bunda şüphesiz ders vardır, ama çoğu inanmamıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
turkish
Doğrusu Rabbin, güçlü olandır, merhamet edendir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And rehearse to them (something of) Abraham's story
turkish
Onlara İbrahim'in kıssasını anlat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Behold, he said to his father and his people: "What worship ye
turkish
İbrahim, babasına ve milletine: "Nelere tapıyorsunuz?" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "We worship idols, and we remain constantly in attendance on them
turkish
Putlara tapıyoruz, onlara bağlanıp duruyoruz" demişlerdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "Do they listen to you when ye call (on them)
turkish
İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Or do you good or harm
turkish
İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "Nay, but we found our fathers doing thus (what we do)
turkish
Hayır ama, babalarımızı da bu şekilde ibadet ederken bulduk" demişlerdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "Do ye then see whom ye have been worshipping
turkish
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ye and your fathers before you
turkish
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For they are enemies to me; not so the Lord and Cherisher of the Worlds
turkish
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Who created me, and it is He Who guides me
turkish
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Who gives me food and drink
turkish
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And when I am ill, it is He Who cures me
turkish
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Who will cause me to die, and then to life (again)
turkish
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And who, I hope, will forgive me my faults on the day of Judgment
turkish
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
O my Lord! bestow wisdom on me, and join me with the righteous
turkish
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Grant me honourable mention on the tongue of truth among the latest (generations)
turkish
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Make me one of the inheritors of the Garden of Bliss
turkish
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Forgive my father, for that he is among those astray
turkish
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And let me not be in disgrace on the Day when (men) will be raised up
turkish
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Day whereon neither wealth nor sons will avail
turkish
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But only he (will prosper) that brings to Allah a sound heart
turkish
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
To the righteous, the Garden will be brought near
turkish
O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And to those straying in Evil, the Fire will be placed in full view
turkish
O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And it shall be said to them: 'Where are the (gods) ye worshipped
turkish
Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Besides Allah? Can they help you or help themselves
turkish
Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then they will be thrown headlong into the (Fire),- they and those straying in Evil
turkish
Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the whole hosts of Iblis together
turkish
Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They will say there in their mutual bickerings
turkish
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
By Allah, we were truly in an error manifest
turkish
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
When we held you as equals with the Lord of the Worlds
turkish
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And our seducers were only those who were steeped in guilt
turkish
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Now, then, we have none to intercede (for us)
turkish
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nor a single friend to feel (for us)
turkish
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Now if we only had a chance of return we shall truly be of those who believe
turkish
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily in this is a Sign but most of them do not believe
turkish
Bunda şüphesiz bir ders vardır ama çoğu inanmamıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
turkish
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The people of Noah rejected the messengers
turkish
Nuh'un milleti peygamberlerini yalanladı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Behold, their brother Noah said to them: "Will ye not fear (Allah)
turkish
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I am to you a messenger worthy of all trust
turkish
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So fear Allah, and obey me
turkish
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
turkish
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So fear Allah, and obey me
turkish
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "Shall we believe in thee when it is the meanest that follow thee
turkish
Sana mı inanacağız? Sana en rezil kimseler uymaktadır" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "And what do I know as to what they do
turkish
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Their account is only with my Lord, if ye could (but) understand
turkish
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I am not one to drive away those who believe
turkish
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I am sent only to warn plainly in public
turkish
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "If thou desist not, O Noah! thou shalt be stoned (to death)
turkish
Ey Nuh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "O my Lord! truly my people have rejected me
turkish
Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Judge Thou, then, between me and them openly, and deliver me and those of the Believers who are with me
turkish
Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So We delivered him and those with him, in the Ark filled (with all creatures)
turkish
Bunun üzerine onu ve beraberinde bulunanları, dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thereafter We drowned those who remained behind
turkish
Sonra de geride kalanları suda boğduk
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
turkish
Doğrusu bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
turkish
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The 'Ad (people) rejected the messengers
turkish
Ad milleti de peygamberleri yalanladı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Behold, their brother Hud said to them: "Will ye not fear (Allah)
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I am to you a messenger worthy of all trust
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So fear Allah and obey me
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Do ye build a landmark on every high place to amuse yourselves
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And do ye get for yourselves fine buildings in the hope of living therein (for ever)
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And when ye exert your strong hand, do ye do it like men of absolute power
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Now fear Allah, and obey me
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Yea, fear Him Who has bestowed on you freely all that ye know
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Freely has He bestowed on you cattle and sons
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And Gardens and Springs
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Truly I fear for you the Penalty of a Great Day
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "It is the same to us whether thou admonish us or be not among (our) admonishers
turkish
İster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
This is no other than a customary device of the ancients
turkish
Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And we are not the ones to receive Pains and Penalties
turkish
Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So they rejected him, and We destroyed them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
turkish
Böylece onu yalanladılar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
turkish
Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Thamud (people) rejected the messengers
turkish
Semud milleti de peygamberleri yalanladı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Behold, their brother Salih said to them: "Will you not fear (Allah)
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I am to you a messenger worthy of all trust
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So fear Allah, and obey me
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Will ye be left secure, in (the enjoyment of) all that ye have here
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Gardens and Springs
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And corn-fields and date-palms with spathes near breaking (with the weight of fruit)
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And ye carve houses out of (rocky) mountains with great skill
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But fear Allah and obey me
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And follow not the bidding of those who are extravagant
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Who make mischief in the land, and mend not (their ways)
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "Thou art only one of those bewitched
turkish
Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thou art no more than a mortal like us: then bring us a Sign, if thou tellest the truth
turkish
Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "Here is a she-camel: she has a right of watering, and ye have a right of watering, (severally) on a day appointed
turkish
Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Touch her not with harm, lest the Penalty of a Great Day seize you
turkish
Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But they ham-strung her: then did they become full of regrets
turkish
Onlar ise deveyi kestiler; ama pişman da oldular
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But the Penalty seized them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
turkish
Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
turkish
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The people of Lut rejected the messengers
turkish
Lut milleti de peygamberleri yalanladı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Behold, their brother Lut said to them: "Will ye not fear (Allah)
turkish
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I am to you a messenger worthy of all trust
turkish
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So fear Allah and obey me
turkish
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
No reward do I ask of you for it: my reward is only from the lord of the Worlds
turkish
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Of all the creatures in the world, will ye approach males
turkish
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And leave those whom Allah has created for you to be your mates? Nay, ye are a people transgressing (all limits)
turkish
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "If thou desist not, O Lut! thou wilt assuredly be cast out
turkish
Ey Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "I do detest your doings
turkish
Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
O my Lord! deliver me and my family from such things as they do
turkish
Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So We delivered him and his family,- all
turkish
Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Except an old woman who lingered behind
turkish
Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But the rest We destroyed utterly
turkish
Diğerlerini yerle bir ettik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We rained down on them a shower (of brimstone): and evil was the shower on those who were admonished (but heeded not)
turkish
Üzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
turkish
Şüphesiz bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might Most Merciful
turkish
Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Companions of the Wood rejected the messengers
turkish
Ormanlık yerde oturanlar, Eykeliler de peygamberleri yalanladı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Behold, Shu'aib said to them: "Will ye not fear (Allah)
turkish
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I am to you a messenger worthy of all trust
turkish
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So fear Allah and obey me
turkish
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
turkish
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Give just measure, and cause no loss (to others by fraud)
turkish
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And weigh with scales true and upright
turkish
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And withhold not things justly due to men, nor do evil in the land, working mischief
turkish
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And fear Him Who created you and (who created) the generations before (you)
turkish
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "Thou art only one of those bewitched
turkish
Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thou art no more than a mortal like us, and indeed we think thou art a liar
turkish
Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Now cause a piece of the sky to fall on us, if thou art truthful
turkish
Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "My Lord knows best what ye do
turkish
Şuayb: "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilir" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But they rejected him. Then the punishment of a day of overshadowing gloom seized them, and that was the Penalty of a Great Day
turkish
Ama onu yalanladılar. Bunun üzerine onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Gerçekten o gün, azabı büyük bir gündü
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily in that is a Sign: but most of them do not believe
turkish
Doğrusu bunda bir ders vardır. Fakat çoğu inanmamıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
turkish
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily this is a Revelation from the Lord of the Worlds
turkish
Şüphesiz Kuran Alemlerin Rabbinin indirmesidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
With it came down the spirit of Faith and Truth
turkish
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
To thy heart and mind, that thou mayest admonish
turkish
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
In the perspicuous Arabic tongue
turkish
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Without doubt it is (announced) in the mystic Books of former peoples
turkish
O, daha öncekilerin kitabında da zikredilmiştir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Is it not a Sign to them that the Learned of the Children of Israel knew it (as true)
turkish
İsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Had We revealed it to any of the non-Arabs
turkish
Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And had he recited it to them, they would not have believed in it
turkish
Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thus have We caused it to enter the hearts of the sinners
turkish
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They will not believe in it until they see the grievous Penalty
turkish
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But the (Penalty) will come to them of a sudden, while they perceive it not
turkish
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then they will say: "Shall we be respited
turkish
O zaman "Erteye bırakılmaz mıyız?" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Do they then ask for Our Penalty to be hastened on
turkish
Bizim azabımızı mı acele istiyorlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Seest thou? If We do let them enjoy (this life) for a few years
turkish
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Yet there comes to them at length the (Punishment) which they were promised
turkish
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
It will profit them not that they enjoyed (this life)
turkish
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Never did We destroy a population, but had its warners
turkish
Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
By way of reminder; and We never are unjust
turkish
Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
No evil ones have brought down this (Revelation)
turkish
Kuran'ı şeytanlar indirmemiştir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
It would neither suit them nor would they be able (to produce it)
turkish
Bu onlara düşmez, zaten güçleri de yetmez
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Indeed they have been removed far from even (a chance of) hearing it
turkish
Doğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So call not on any other god with Allah, or thou wilt be among those under the Penalty
turkish
O halde sakın Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap göreceklerden olursun
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And admonish thy nearest kinsmen
turkish
Önce en yakın hısımlarını uyar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And lower thy wing to the Believers who follow thee
turkish
Sana uyan müminleri kanatların altına al
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then if they disobey thee, say: "I am free (of responsibility) for what ye do
turkish
Sana başkaldırırlarsa: "Yaptıklarınızdan uzağım" de
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And put thy trust on the Exalted in Might, the Merciful
turkish
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Who seeth thee standing forth (in prayer)
turkish
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And thy movements among those who prostrate themselves
turkish
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For it is He Who heareth and knoweth all things
turkish
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Shall I inform you, (O people!), on whom it is that the evil ones descend
turkish
Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?" de
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They descend on every lying, wicked person
turkish
Onlar, günahkar iftiracıların hepsine iner
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Into whose ears) they pour hearsay vanities, and most of them are liars
turkish
Bunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the Poets,- It is those straying in Evil, who follow them
turkish
O şairlere gelince; onlara azgınlar uyar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Seest thou not that they wander distracted in every valley
turkish
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And that they say what they practise not
turkish
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Except those who believe, work righteousness, engage much in the remembrance of Allah, and defend themselves only after they are unjustly attacked. And soon will the unjust assailants know what vicissitudes their affairs will take
turkish
Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
These are verses of the Qur'an,-a book that makes (things) clear
turkish
Ta, Sin, Bunlar Kuran'ın, Kitab-ı Mübin'in ayetleridir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
A guide: and glad tidings for the believers
turkish
Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Those who establish regular prayers and give in regular charity, and also have (full) assurance of the hereafter
turkish
Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
As to those who believe not in the Hereafter, We have made their deeds pleasing in their eyes; and so they wander about in distraction
turkish
Ahirete inanmayanların yaptıkları işleri kendilerine güzel göstermişizdir; bu yüzden körü körüne bocalarlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Such are they for whom a grievous Penalty is (waiting); and in the Hereafter theirs will be the greatest loss
turkish
Kötü azap işte bunlaradır. Ahirette en çok kayba uğrayacaklar da bunlardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
As to thee, the Qur'an is bestowed upon thee from the presence of one who is wise and all-knowing
turkish
Şüphesiz, Kuran'ı, Hakim ve Alim olan Allah katından almaktasın
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Behold! Moses said to his family: "I perceive a fire; soon will I bring you from there some information, or I will bring you a burning brand to light our fuel, that ye may warm yourselves
turkish
Musa, ailesine: "Ben bir ateş gördüm; size oradan ya bir haber getireceğim, yahut ısınasınız diye tutuşmuş bir odun getireceğim" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But when he came to the (fire), a voice was heard: "Blessed are those in the fire and those around: and glory to Allah, the Lord of the worlds
turkish
Oraya geldiğinde, kendisine şöyle nida olunmuştu: "Ateşin yanında olan ve çevresinde bulunanlar mübarek kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah münezzehtir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
O Moses! verily, I am Allah, the exalted in might, the wise
turkish
Ey Musa! Gerçek şu ki, Ben, güçlü ve hakim olan Allah'ım
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Now do thou throw thy rod!" But when he saw it moving (of its own accord) as if it had been a snake, he turned back in retreat, and retraced not his steps: "O Moses!" (it was said), "Fear not: truly, in My presence, those called as messengers have no fear
turkish
Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But if any have done wrong and have thereafter substituted good to take the place of evil, truly, I am Oft-Forgiving, Most Merciful
turkish
Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Now put thy hand into thy bosom, and it will come forth white without stain (or harm): (these are) among the nine Signs (thou wilt take) to Pharaoh and his people: for they are a people rebellious in transgression
turkish
Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But when Our Signs came to them, that should have opened their eyes, they said: "This is sorcery manifest
turkish
Ayetlerimiz gözlerinin önüne serilince: "Bu apaçık bir sihirdir" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And they rejected those Signs in iniquity and arrogance, though their souls were convinced thereof: so see what was the end of those who acted corruptly
turkish
Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, haksızlık ve büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We gave (in the past) knowledge to David and Solomon: And they both said: "Praise be to Allah, Who has favoured us above many of his servants who believe
turkish
And olsun ki, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. İkisi "Bizi mümin kullarının çoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And Solomon was David's heir. He said: "O ye people! We have been taught the speech of birds, and on us has been bestowed (a little) of all things: this is indeed Grace manifest (from Allah)
turkish
Süleyman Davud'a varis oldu: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize herşeyden bolca verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And before Solomon were marshalled his hosts,- of Jinns and men and birds, and they were all kept in order and ranks
turkish
Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil olan ordusu toplandı. Hepsi toplu olarak gidiyorlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
At length, when they came to a (lowly) valley of ants, one of the ants said: "O ye ants, get into your habitations, lest Solomon and his hosts crush you (under foot) without knowing it
turkish
Sonunda, karıncaların bulunduğu vadiye geldiklerinde bir dişi (kraliçe) karınca: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman'ın ordusu farkına varmadan sizi ezmesin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So he smiled, amused at her speech; and he said: "O my Lord! so order me that I may be grateful for Thy favours, which thou hast bestowed on me and on my parents, and that I may work the righteousness that will please Thee: And admit me, by Thy Grace, to the ranks of Thy righteous Servants
turkish
Süleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve: "Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükürde, hoşnut olacağın işi yapmakta beni muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına koy" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And he took a muster of the Birds; and he said: "Why is it I see not the Hoopoe? Or is he among the absentees
turkish
Süleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I will certainly punish him with a severe penalty, or execute him, unless he bring me a clear reason (for absence)
turkish
Süleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But the Hoopoe tarried not far: he (came up and) said: "I have compassed (territory) which thou hast not compassed, and I have come to thee from Saba with tidings true
turkish
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I found (there) a woman ruling over them and provided with every requisite; and she has a magnificent throne
turkish
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I found her and her people worshipping the sun besides Allah: Satan has made their deeds seem pleasing in their eyes, and has kept them away from the Path,- so they receive no guidance
turkish
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Kept them away from the Path), that they should not worship Allah, Who brings to light what is hidden in the heavens and the earth, and knows what ye hide and what ye reveal
turkish
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Allah!- there is no god but He!- Lord of the Throne Supreme
turkish
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Solomon) said: "Soon shall we see whether thou hast told the truth or lied
turkish
Süleyman şöyle söyledi: "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Go thou, with this letter of mine, and deliver it to them: then draw back from them, and (wait to) see what answer they return
turkish
Şu yazımı götür, onlara at, sonra bir yana çekil, varacakları sonuca bak
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(The queen) said: "Ye chiefs! here is delivered to me - a letter worthy of respect
turkish
Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
It is from Solomon, and is (as follows): 'In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful
turkish
Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Be ye not arrogant against me, but come to me in submission (to the true Religion)
turkish
Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
She said: "Ye chiefs! advise me in (this) my affair: no affair have I decided except in your presence
turkish
Ey ileri gelenler! Vereceğim emir hakkında bana fikrinizi söyleyin; siz benim yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin bir hüküm vermem" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "We are endued with strength, and given to vehement war: but the command is with thee; so consider what thou wilt command
turkish
Biz güçlü kimseler ve zorlu savaş adamlarıyız, emir senindir, sen emretmene bak
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
She said: "Kings, when they enter a country, despoil it, and make the noblest of its people its meanest thus do they behave
turkish
Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But I am going to send him a present, and (wait) to see with what (answer) return (my) ambassadors
turkish
Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Now when (the embassy) came to Solomon, he said: "Will ye give me abundance in wealth? But that which Allah has given me is better than that which He has given you! Nay it is ye who rejoice in your gift
turkish
Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Go back to them, and be sure we shall come to them with such hosts as they will never be able to meet: We shall expel them from there in disgrace, and they will feel humbled (indeed)
turkish
Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said (to his own men): "Ye chiefs! which of you can bring me her throne before they come to me in submission
turkish
Süleyman: "Ey cemaat! Bana teslim olmalarından önce, hanginiz o kraliçenin tahtını yanıma getirebilir?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Said an 'Ifrit, of the Jinns: "I will bring it to thee before thou rise from thy council: indeed I have full strength for the purpose, and may be trusted
turkish
Cinlerden bir ifrit: "Sen yerinden kalkmadan önce sana onu getiririm, buna karşı güvenilir bir güce sahibim" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Said one who had knowledge of the Book: "I will bring it to thee within the twinkling of an eye!" Then when (Solomon) saw it placed firmly before him, he said: "This is by the Grace of my Lord!- to test me whether I am grateful or ungrateful! and if any is grateful, truly his gratitude is (a gain) for his own soul; but if any is ungrateful, truly my Lord is Free of all Needs, Supreme in Honour
turkish
Kitabın bilgisine sahip olan biri: "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm" dedi. Süleyman, tahtı yanına yerleşivermiş görünce: "Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan Rabbimin lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; fakat nankörlük eden bilsin ki Rabbim müstağnidir, kerem sahibidir" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "Transform her throne out of all recognition by her: let us see whether she is guided (to the truth) or is one of those who receive no guidance
turkish
Süleyman "Onun tahtını tanınmaz hale getirin, bakalım tanıyabilecek mi yoksa tanıyamayacak mı?" (yola gelecek mi, yoksa yola gelmeyenlerden mi olacak?) dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So when she arrived, she was asked, "Is this thy throne?" She said, "It was just like this; and knowledge was bestowed on us in advance of this, and we have submitted to Allah (in Islam)
turkish
Melike geldiğinde "Senin tahtın böyle miydi?" denildi. O da "Sanki odur, daha önce bize bilgi verilmişti ve teslim olmuştuk" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And he diverted her from the worship of others besides Allah: for she was (sprung) of a people that had no faith
turkish
Melikeyi o zamana kadar alıkoyan, Allah'tan başka taptığı şeylerdi; çünkü kendisi inkarcı bir millettendi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
She was asked to enter the lofty Palace: but when she saw it, she thought it was a lake of water, and she (tucked up her skirts), uncovering her legs. He said: "This is but a palace paved smooth with slabs of glass." She said: "O my Lord! I have indeed wronged my soul: I do (now) submit (in Islam), with Solomon, to the Lord of the Worlds
turkish
Ona: "Köşke gir" dendi; salonu görünce, onu derin bir su zannetti, eteğini çekti. Süleyman: "Doğrusu bu camdan yapılmış mücella bir salondur" dedi. Melike: "Rabbim! Şüphesiz ben kendime yazık etmişim. Süleyman'la beraber, Alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We sent (aforetime), to the Thamud, their brother Salih, saying, "Serve Allah": But behold, they became two factions quarrelling with each other
turkish
And olsun ki, Semud milletine kardeşleri Salih'i "Allah'a kulluk ediniz" desin diye gönderdik. Hemen birbiriyle çekişen iki zümreye ayrıldılar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "O my people! why ask ye to hasten on the evil in preference to the good? If only ye ask Allah for forgiveness, ye may hope to receive mercy
turkish
Salih: "Ey milletim! Niye iyilikten önce, acele kötülük istiyorsunuz? Merhamet olunasınız diye Allah'tan mağfiret dileseniz olmaz mı?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "Ill omen do we augur from thee and those that are with thee". He said: "Your ill omen is with Allah; yea, ye are a people under trial
turkish
Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık" dediler. Salih: "Uğursuzluğunuz Allah katındandır; belki imtihana çekilen bir milletsiniz" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
There were in the city nine men of a family, who made mischief in the land, and would not reform
turkish
O şehirde, yeryüzünde bozgunculuk yapan, düzeltmeye uğraşmayan dokuz kişi (çete) vardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "Swear a mutual oath by Allah that we shall make a secret night attack on him and his people, and that we shall then say to his heir (when he seeks vengeance): 'We were not present at the slaughter of his people, and we are positively telling the truth
turkish
Biz gece ona ve ailesine baskın verelim, sonra da onun dostuna, ailesinin yok edilişinde bulunmadık, şüphesiz biz doğru söylüyoruz, diyelim" diye aralarında Allah'a yemin ettiler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They plotted and planned, but We too planned, even while they perceived it not
turkish
Onlar bir düzen kurdular. Biz farkettirmeden düzenlerini bozduk
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then see what was the end of their plot!- this, that We destroyed them and their people, all (of them)
turkish
Hilelerinin sonunun nasıl olduğuna bir bak! Biz onları ve milletlerini, hepsini, yerle bir ettik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Now such were their houses, - in utter ruin, - because they practised wrong-doing. Verily in this is a Sign for people of knowledge
turkish
İşte, haksızlıklarına karşılık çökmüş bulunan evleri! Bunda, bilen bir millet için şüphesiz, ders vardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And We saved those who believed and practised righteousness
turkish
İnanıp Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtardık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(We also sent) Lut (as a messenger): behold, He said to his people, "Do ye do what is shameful though ye see (its iniquity)
turkish
Lut'u da gönderdik; milletine şöyle dedi: "Göz göre göre bir hayasızlık mı yapıyorsunuz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Would ye really approach men in your lusts rather than women? Nay, ye are a people (grossly) ignorant
turkish
Kadınları bırakıp, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz; evet, siz cahil bir milletsiniz