Cüzler 25

۞ إِلَیۡهِ یُرَدُّ عِلۡمُ ٱلسَّاعَةِۚ وَمَا تَخۡرُجُ مِن ثَمَرَ ٰتࣲ مِّنۡ أَكۡمَامِهَا وَمَا تَحۡمِلُ مِنۡ أُنثَىٰ وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلۡمِهِۦۚ وَیَوۡمَ یُنَادِیهِمۡ أَیۡنَ شُرَكَاۤءِی قَالُوۤا۟ ءَاذَنَّـٰكَ مَامِنَّا مِن شَهِیدࣲ
İngilizce

To Him is referred the Knowledge of the Hour (of Judgment: He knows all): No date-fruit comes out of its sheath, nor does a female conceive (within her womb) nor bring forth the Day that (Allah) will propound to them the (question), "Where are the partners (ye attributed to Me?" They will say, "We do assure thee not one of us can bear witness)

turkish

Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi ona aittir. O'nun bilgisi dışında hiçbir ürün kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara: "Bana koştuğunuz ortaklar nerede?" diye seslendiği gün: "Sana, buna dair bizden hiçbir şahit olmadığınıarzederiz" derler

41 (Fussilat) Sure
47 Ayet
482 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَضَلَّ عَنۡهُم مَّا كَانُوا۟ یَدۡعُونَ مِن قَبۡلُۖ وَظَنُّوا۟ مَا لَهُم مِّن مَّحِیصࣲ
İngilizce

The (deities) they used to invoke aforetime will leave them in the lurch, and they will perceive that they have no way of escape

turkish

Önceden yalvarıp durdukları şeyler onlardan uzaklaşmıştır. Kendilerinin kaçacak yerleri olmadığını anlamışlardır

41 (Fussilat) Sure
48 Ayet
482 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَّا یَسۡءَمُ ٱلۡإِنسَـٰنُ مِن دُعَاۤءِ ٱلۡخَیۡرِ وَإِن مَّسَّهُ ٱلشَّرُّ فَیَءُوسࣱ قَنُوطࣱ
İngilizce

Man does not weary of asking for good (things), but if ill touches him, he gives up all hope (and) is lost in despair

turkish

İnsan, iyilik istemekten usanmaz da, kendisine bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer, meyus olur

41 (Fussilat) Sure
49 Ayet
482 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَئِنۡ أَذَقۡنَـٰهُ رَحۡمَةࣰ مِّنَّا مِنۢ بَعۡدِ ضَرَّاۤءَ مَسَّتۡهُ لَیَقُولَنَّ هَـٰذَا لِی وَمَاۤ أَظُنُّ ٱلسَّاعَةَ قَاۤئِمَةࣰ وَلَئِن رُّجِعۡتُ إِلَىٰ رَبِّیۤ إِنَّ لِی عِندَهُۥ لَلۡحُسۡنَىٰۚ فَلَنُنَبِّئَنَّ ٱلَّذِینَ كَفَرُوا۟ بِمَا عَمِلُوا۟ وَلَنُذِیقَنَّهُم مِّنۡ عَذَابٍ غَلِیظࣲ
İngilizce

When we give him a taste of some Mercy from Ourselves, after some adversity has touched him, he is sure to say, "This is due to my (merit): I think not that the Hour (of Judgment) will (ever) be established; but if I am brought back to my Lord, I have (much) good (stored) in His sight!" But We will show the Unbelievers the truth of all that they did, and We shall give them the taste of a severe Penalty

turkish

Başına gelen sıkıntıdan sonra, kendisine katımızdan bir rahmet tattırsak: "Bu benim hakkımdır; kıyametin kopacağını sanmıyorum. Rabbime döndürülürsem, O'nun katında and olsun ki, benim için daha güzel şeyler vardır" der. İnkar edenlere, işlediklerini, and olsun ki bildireceğiz. Onlara and olsun ki çetin bir azap tattıracağız

41 (Fussilat) Sure
50 Ayet
482 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِذَاۤ أَنۡعَمۡنَا عَلَى ٱلۡإِنسَـٰنِ أَعۡرَضَ وَنَءَا بِجَانِبِهِۦ وَإِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ فَذُو دُعَاۤءٍ عَرِیضࣲ
İngilizce

When We bestow favours on man, he turns away, and gets himself remote on his side (instead of coming to Us); and when evil seizes him, (he comes) full of prolonged prayer

turkish

İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirerek yan çizer; başına bir kötülük gelince uzun uzun yalvarır

41 (Fussilat) Sure
51 Ayet
482 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قُلۡ أَرَءَیۡتُمۡ إِن كَانَ مِنۡ عِندِ ٱللَّهِ ثُمَّ كَفَرۡتُم بِهِۦ مَنۡ أَضَلُّ مِمَّنۡ هُوَ فِی شِقَاقِۭ بَعِیدࣲ
İngilizce

Say: "See ye if the (Revelation) is (really) from Allah, and yet do ye reject it? Who is more astray than one who is in a schism far (from any purpose)

turkish

De ki: "Kuran Allah katından gelmiş olup da siz de onu inkar etmişseniz, söyleyin bana, derin bir çıkmazda bulunan kimseden daha sapık kim vardır

41 (Fussilat) Sure
52 Ayet
482 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
سَنُرِیهِمۡ ءَایَـٰتِنَا فِی ٱلۡءَافَاقِ وَفِیۤ أَنفُسِهِمۡ حَتَّىٰ یَتَبَیَّنَ لَهُمۡ أَنَّهُ ٱلۡحَقُّۗ أَوَ لَمۡ یَكۡفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَیۡءࣲ شَهِیدٌ
İngilizce

Soon will We show them our Signs in the (furthest) regions (of the earth), and in their own souls, until it becomes manifest to them that this is the Truth. Is it not enough that thy Lord doth witness all things

turkish

Onun hak olduğu meydana çıkıncaya kadar varlığımızın belgelerini onlara hem dış dünyada ve hem de kendi içlerinde göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi

41 (Fussilat) Sure
53 Ayet
482 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَلَاۤ إِنَّهُمۡ فِی مِرۡیَةࣲ مِّن لِّقَاۤءِ رَبِّهِمۡۗ أَلَاۤ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَیۡءࣲ مُّحِیطُۢ
İngilizce

Ah indeed! Are they in doubt concerning the Meeting with their Lord? Ah indeed! It is He that doth encompass all things

turkish

Dikkat edin; onlar Rablerine kavuşmaktan şüphededirler; dikkat edin; Allah şüphesiz her şeyi bilgisiyle kuşatandır

41 (Fussilat) Sure
54 Ayet
482 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
حمۤ
İngilizce

Ha-Mim

turkish

Ha, Mim

42 (Ash-Shura) Sure
1 Ayet
483 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
عۤسۤقۤ
İngilizce

Ain. Sin. Qaf

turkish

Ayn, Sin, Kaf

42 (Ash-Shura) Sure
2 Ayet
483 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَذَ ٰلِكَ یُوحِیۤ إِلَیۡكَ وَإِلَى ٱلَّذِینَ مِن قَبۡلِكَ ٱللَّهُ ٱلۡعَزِیزُ ٱلۡحَكِیمُ
İngilizce

Thus doth (He) send inspiration to thee as (He did) to those before thee,- Allah, Exalted in Power, Full of Wisdom

turkish

Güçlü olan, Hakim olan Allah, sana da, senden öncekilere de böyle vahyeder

42 (Ash-Shura) Sure
3 Ayet
483 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَهُۥ مَا فِی ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَمَا فِی ٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَلِیُّ ٱلۡعَظِیمُ
İngilizce

To Him belongs all that is in the heavens and on earth: and He is Most High, Most Great

turkish

Göklerde olanlar da, yerde olanlar da O'nundur. O, çok yücedir ve büyüktür

42 (Ash-Shura) Sure
4 Ayet
483 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
تَكَادُ ٱلسَّمَـٰوَ ٰتُ یَتَفَطَّرۡنَ مِن فَوۡقِهِنَّۚ وَٱلۡمَلَـٰۤئِكَةُ یُسَبِّحُونَ بِحَمۡدِ رَبِّهِمۡ وَیَسۡتَغۡفِرُونَ لِمَن فِی ٱلۡأَرۡضِۗ أَلَاۤ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِیمُ
İngilizce

The heavens are almost rent asunder from above them (by Him Glory): and the angels celebrate the Praises of their Lord, and pray for forgiveness for (all) beings on earth: Behold! Verily Allah is He, the Oft-Forgiving, Most Merciful

turkish

Gökler neredeyse üstlerinden çatlayacak. Melekler Rablerini överek tesbih eder ve yeryüzünde bulunanlar için O'ndan bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah Şüphesiz bağışlayandır, merhametli olandır

42 (Ash-Shura) Sure
5 Ayet
483 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلَّذِینَ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِهِۦۤ أَوۡلِیَاۤءَ ٱللَّهُ حَفِیظٌ عَلَیۡهِمۡ وَمَاۤ أَنتَ عَلَیۡهِم بِوَكِیلࣲ
İngilizce

And those who take as protectors others besides Him,- Allah doth watch over them; and thou art not the disposer of their affairs

turkish

Allah'ı bırakıp da dostlar edinenlerin işlediklerini Allah gözetlemektedir. Sen, onlara vekil olmağa memur değilsin

42 (Ash-Shura) Sure
6 Ayet
483 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَكَذَ ٰلِكَ أَوۡحَیۡنَاۤ إِلَیۡكَ قُرۡءَانًا عَرَبِیࣰّا لِّتُنذِرَ أُمَّ ٱلۡقُرَىٰ وَمَنۡ حَوۡلَهَا وَتُنذِرَ یَوۡمَ ٱلۡجَمۡعِ لَا رَیۡبَ فِیهِۚ فَرِیقࣱ فِی ٱلۡجَنَّةِ وَفَرِیقࣱ فِی ٱلسَّعِیرِ
İngilizce

Thus have We sent by inspiration to thee an Arabic Qur'an: that thou mayest warn the Mother of Cities and all around her,- and warn (them) of the Day of Assembly, of which there is no doubt: (when) some will be in the Garden, and some in the Blazing Fire

turkish

Böylece şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarman, şüphe götürmeyen toplanma günü ile uyarman için sana Arapça okunan bir Kitap vahyettik. İnsanların bir takımı cennete, bir takımı da çılgın alevli cehenneme girer

42 (Ash-Shura) Sure
7 Ayet
483 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَوۡ شَاۤءَ ٱللَّهُ لَجَعَلَهُمۡ أُمَّةࣰ وَ ٰحِدَةࣰ وَلَـٰكِن یُدۡخِلُ مَن یَشَاۤءُ فِی رَحۡمَتِهِۦۚ وَٱلظَّـٰلِمُونَ مَا لَهُم مِّن وَلِیࣲّ وَلَا نَصِیرٍ
İngilizce

If Allah had so willed, He could have made them a single people; but He admits whom He will to His Mercy; and the Wrong-doers will have no protector nor helper

turkish

Eğer dilemiş olsaydı hepsini bir tek ümmet yapardı. Ama, O, rahmetine dilediğini kavuşturur. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı olmaz

42 (Ash-Shura) Sure
8 Ayet
483 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَمِ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِهِۦۤ أَوۡلِیَاۤءَۖ فَٱللَّهُ هُوَ ٱلۡوَلِیُّ وَهُوَ یُحۡیِ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَیۡءࣲ قَدِیرࣱ
İngilizce

What! Have they taken (for worship) protectors besides Him? But it is Allah,- He is the Protector, and it is He Who gives life to the dead: It is He Who has power over all things

turkish

Demek onlar Allah'tan başka dostlar edindiler? Oysa dost, ancak Allah'tır. O, ölüleri diriltir. Her şeye Kadir'dir

42 (Ash-Shura) Sure
9 Ayet
483 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَا ٱخۡتَلَفۡتُمۡ فِیهِ مِن شَیۡءࣲ فَحُكۡمُهُۥۤ إِلَى ٱللَّهِۚ ذَ ٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبِّی عَلَیۡهِ تَوَكَّلۡتُ وَإِلَیۡهِ أُنِیبُ
İngilizce

Whatever it be wherein ye differ, the decision thereof is with Allah: such is Allah my Lord: In Him I trust, and to Him I turn

turkish

Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah'a aittir; "İşte bu Allah, benim Rabbimdir. O'na güvenirim ve O'na yönelirim." (demek gerekir)

42 (Ash-Shura) Sure
10 Ayet
483 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَاطِرُ ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ جَعَلَ لَكُم مِّنۡ أَنفُسِكُمۡ أَزۡوَ ٰجࣰا وَمِنَ ٱلۡأَنۡعَـٰمِ أَزۡوَ ٰجࣰا یَذۡرَؤُكُمۡ فِیهِۚ لَیۡسَ كَمِثۡلِهِۦ شَیۡءࣱۖ وَهُوَ ٱلسَّمِیعُ ٱلۡبَصِیرُ
İngilizce

(He is) the Creator of the heavens and the earth: He has made for you pairs from among yourselves, and pairs among cattle: by this means does He multiply you: there is nothing whatever like unto Him, and He is the One that hears and sees (all things)

turkish

Göklerin ve yerin yaratanı, size içinizden eşler, çift çift hayvanlar var etmiştir. Bu suretle, çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir

42 (Ash-Shura) Sure
11 Ayet
484 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَهُۥ مَقَالِیدُ ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ یَبۡسُطُ ٱلرِّزۡقَ لِمَن یَشَاۤءُ وَیَقۡدِرُۚ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَیۡءٍ عَلِیمࣱ
İngilizce

To Him belong the keys of the heavens and the earth: He enlarges and restricts. The Sustenance to whom He will: for He knows full well all things

turkish

Göklerin ve yerin kilitleri O'nundur. Dilediğine rızkı yayar ve isterse kısar, bir ölçüye göre verir. Doğrusu O herşeyi bilendir

42 (Ash-Shura) Sure
12 Ayet
484 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ شَرَعَ لَكُم مِّنَ ٱلدِّینِ مَا وَصَّىٰ بِهِۦ نُوحࣰا وَٱلَّذِیۤ أَوۡحَیۡنَاۤ إِلَیۡكَ وَمَا وَصَّیۡنَا بِهِۦۤ إِبۡرَ ٰهِیمَ وَمُوسَىٰ وَعِیسَىٰۤۖ أَنۡ أَقِیمُوا۟ ٱلدِّینَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا۟ فِیهِۚ كَبُرَ عَلَى ٱلۡمُشۡرِكِینَ مَا تَدۡعُوهُمۡ إِلَیۡهِۚ ٱللَّهُ یَجۡتَبِیۤ إِلَیۡهِ مَن یَشَاۤءُ وَیَهۡدِیۤ إِلَیۡهِ مَن یُنِیبُ
İngilizce

The same religion has He established for you as that which He enjoined on Noah - the which We have sent by inspiration to thee - and that which We enjoined on Abraham, Moses, and Jesus: Namely, that ye should remain steadfast in religion, and make no divisions therein: to those who worship other things than Allah, hard is the (way) to which thou callest them. Allah chooses to Himself those whom He pleases, and guides to Himself those who turn (to Him)

turkish

Allah Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyurduk ki: "Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin." Ortak koşanları çağırdığın şey onların gözünde büyümektedir. Allah dilediğini kendine seçer, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir

42 (Ash-Shura) Sure
13 Ayet
484 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَا تَفَرَّقُوۤا۟ إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ مَا جَاۤءَهُمُ ٱلۡعِلۡمُ بَغۡیَۢا بَیۡنَهُمۡۚ وَلَوۡلَا كَلِمَةࣱ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ إِلَىٰۤ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّى لَّقُضِیَ بَیۡنَهُمۡۚ وَإِنَّ ٱلَّذِینَ أُورِثُوا۟ ٱلۡكِتَـٰبَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡ لَفِی شَكࣲّ مِّنۡهُ مُرِیبࣲ
İngilizce

And they became divided only after Knowledge reached them,- through selfish envy as between themselves. Had it not been for a Word that went forth before from thy Lord, (tending) to a Term appointed, the matter would have been settled between them: But truly those who have inherited the Book after them are in suspicious (disquieting) doubt concerning it

turkish

Kendilerine ilim geldikten sonra ayrılığa düşmeleri, ancak, birbirini çekememekten oldu. Eğer belirli bir süre için Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hemen hükmedilirdi. Arkalarından Kitaba varis kılınanlar da ondan şüphe ve endişe içindedirler

42 (Ash-Shura) Sure
14 Ayet
484 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلِذَ ٰلِكَ فَٱدۡعُۖ وَٱسۡتَقِمۡ كَمَاۤ أُمِرۡتَۖ وَلَا تَتَّبِعۡ أَهۡوَاۤءَهُمۡۖ وَقُلۡ ءَامَنتُ بِمَاۤ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِن كِتَـٰبࣲۖ وَأُمِرۡتُ لِأَعۡدِلَ بَیۡنَكُمُۖ ٱللَّهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمۡۖ لَنَاۤ أَعۡمَـٰلُنَا وَلَكُمۡ أَعۡمَـٰلُكُمۡۖ لَا حُجَّةَ بَیۡنَنَا وَبَیۡنَكُمُۖ ٱللَّهُ یَجۡمَعُ بَیۡنَنَاۖ وَإِلَیۡهِ ٱلۡمَصِیرُ
İngilizce

Now then, for that (reason), call (them to the Faith), and stand steadfast as thou art commanded, nor follow thou their vain desires; but say: "I believe in the Book which Allah has sent down; and I am commanded to judge justly between you. Allah is our Lord and your Lord: for us (is the responsibility for) our deeds, and for you for your deeds. There is no contention between us and you. Allah will bring us together, and to Him is (our) Final Goal

turkish

Bundan ötürü sen birliğe çağır ve emrolunduğun gibi doğru ol; onların heveslerine uyma ve şöyle söyle: "Allah'ın indirdiği Kitap'a inandım; aranızda adaletle hükmetmek ile emrolundum; Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir; bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz kendinizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar; dönüş O'nadır

42 (Ash-Shura) Sure
15 Ayet
484 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلَّذِینَ یُحَاۤجُّونَ فِی ٱللَّهِ مِنۢ بَعۡدِ مَا ٱسۡتُجِیبَ لَهُۥ حُجَّتُهُمۡ دَاحِضَةٌ عِندَ رَبِّهِمۡ وَعَلَیۡهِمۡ غَضَبࣱ وَلَهُمۡ عَذَابࣱ شَدِیدٌ
İngilizce

But those who dispute concerning Allah after He has been accepted,- futile is their dispute in the Sight of their Lord: on them will be a Penalty terrible

turkish

Allah'ın çağrısına icabet eden bulunduktan sonra, O'nun hakkında tartışmağa girişenlerin delilleri Rableri katında hükümsüzdür. Onlara bir gazap vardır, çetin bir azap da onlar içindir

42 (Ash-Shura) Sure
16 Ayet
485 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱللَّهُ ٱلَّذِیۤ أَنزَلَ ٱلۡكِتَـٰبَ بِٱلۡحَقِّ وَٱلۡمِیزَانَۗ وَمَا یُدۡرِیكَ لَعَلَّ ٱلسَّاعَةَ قَرِیبࣱ
İngilizce

It is Allah Who has sent down the Book in Truth, and the Balance (by which to weigh conduct). And what will make thee realise that perhaps the Hour is close at hand

turkish

Gerçekten Kitap'ı ve ölçüyü indiren Allah'tır. Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır

42 (Ash-Shura) Sure
17 Ayet
485 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَسۡتَعۡجِلُ بِهَا ٱلَّذِینَ لَا یُؤۡمِنُونَ بِهَاۖ وَٱلَّذِینَ ءَامَنُوا۟ مُشۡفِقُونَ مِنۡهَا وَیَعۡلَمُونَ أَنَّهَا ٱلۡحَقُّۗ أَلَاۤ إِنَّ ٱلَّذِینَ یُمَارُونَ فِی ٱلسَّاعَةِ لَفِی ضَلَـٰلِۭ بَعِیدٍ
İngilizce

Only those wish to hasten it who believe not in it: those who believe hold it in awe, and know that it is the Truth. Behold, verily those that dispute concerning the Hour are far astray

turkish

O'na inanmayanlar, acele olmasını beklerler; inananlar ise korku ile titrerler ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler

42 (Ash-Shura) Sure
18 Ayet
485 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱللَّهُ لَطِیفُۢ بِعِبَادِهِۦ یَرۡزُقُ مَن یَشَاۤءُۖ وَهُوَ ٱلۡقَوِیُّ ٱلۡعَزِیزُ
İngilizce

Gracious is Allah to His servants: He gives Sustenance to whom He pleases: and He has power and can carry out His Will

turkish

Allah, kullarına lütufta bulunandır. Dilediğini rızıklandırır. Kuvvetli olan da güçlü olan da O'dur

42 (Ash-Shura) Sure
19 Ayet
485 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
مَن كَانَ یُرِیدُ حَرۡثَ ٱلۡءَاخِرَةِ نَزِدۡ لَهُۥ فِی حَرۡثِهِۦۖ وَمَن كَانَ یُرِیدُ حَرۡثَ ٱلدُّنۡیَا نُؤۡتِهِۦ مِنۡهَا وَمَا لَهُۥ فِی ٱلۡءَاخِرَةِ مِن نَّصِیبٍ
İngilizce

To any that desires the tilth of the Hereafter, We give increase in his tilth, and to any that desires the tilth of this world, We grant somewhat thereof, but he has no share or lot in the Hereafter

turkish

Ahiret kazancını isteyenin kazancını artırırız; dünya kazancını isteyene de ondan veririz; ama ahirette bir payı bulunmaz

42 (Ash-Shura) Sure
20 Ayet
485 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَمۡ لَهُمۡ شُرَكَـٰۤؤُا۟ شَرَعُوا۟ لَهُم مِّنَ ٱلدِّینِ مَا لَمۡ یَأۡذَنۢ بِهِ ٱللَّهُۚ وَلَوۡلَا كَلِمَةُ ٱلۡفَصۡلِ لَقُضِیَ بَیۡنَهُمۡۗ وَإِنَّ ٱلظَّـٰلِمِینَ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِیمࣱ
İngilizce

What! have they partners (in godhead), who have established for them some religion without the permission of Allah? Had it not been for the Decree of Judgment, the matter would have been decided between them (at once). But verily the Wrong-doers will have a grievous Penalty

turkish

Yoksa, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer kesin yargı bulunmayacak olsaydı aralarında hemen hükmedilirdi. Doğrusu, zalimlere can yakıcı azap vardır

42 (Ash-Shura) Sure
21 Ayet
485 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
تَرَى ٱلظَّـٰلِمِینَ مُشۡفِقِینَ مِمَّا كَسَبُوا۟ وَهُوَ وَاقِعُۢ بِهِمۡۗ وَٱلَّذِینَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فِی رَوۡضَاتِ ٱلۡجَنَّاتِۖ لَهُم مَّا یَشَاۤءُونَ عِندَ رَبِّهِمۡۚ ذَ ٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَضۡلُ ٱلۡكَبِیرُ
İngilizce

Thou wilt see the Wrong-doers in fear on account of what they have earned, and (the burden of) that must (necessarily) fall on them. But those who believe and work righteous deeds will be in the luxuriant meads of the Gardens: they shall have, before their Lord, all that they wish for. That will indeed be the magnificent Bounty (of Allah)

turkish

Yaptıkları şeyler başlarına gelirken, zalimlerin korkudan titrediklerini görürsün. İnanıp yararlı işler işleyenler cennet bahçelerindedirler. Rablerinin katında, onlara diledikleri verilir. İşte büyük lütuf budur

42 (Ash-Shura) Sure
22 Ayet
485 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ذَ ٰلِكَ ٱلَّذِی یُبَشِّرُ ٱللَّهُ عِبَادَهُ ٱلَّذِینَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِۗ قُل لَّاۤ أَسۡءَلُكُمۡ عَلَیۡهِ أَجۡرًا إِلَّا ٱلۡمَوَدَّةَ فِی ٱلۡقُرۡبَىٰۗ وَمَن یَقۡتَرِفۡ حَسَنَةࣰ نَّزِدۡ لَهُۥ فِیهَا حُسۡنًاۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ شَكُورٌ
İngilizce

That is (the Bounty) whereof Allah gives Glad Tidings to His Servants who believe and do righteous deeds. Say: "No reward do I ask of you for this except the love of those near of kin." And if any one earns any good, We shall give him an increase of good in respect thereof: for Allah is Oft-Forgiving, Most Ready to appreciate (service)

turkish

Allah, inanıp yararlı işler işleyen kullarını bununla müjdeler. De ki: "Ben sizden buna karşı yakınlara sevgiden (veya Allah'a yaklaşmaktan) başka bir ücret istemem." Kim güzel bir iş işlerse onun güzelliğini arttırırız. Doğrusu Allah bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir

42 (Ash-Shura) Sure
23 Ayet
486 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَمۡ یَقُولُونَ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبࣰاۖ فَإِن یَشَإِ ٱللَّهُ یَخۡتِمۡ عَلَىٰ قَلۡبِكَۗ وَیَمۡحُ ٱللَّهُ ٱلۡبَـٰطِلَ وَیُحِقُّ ٱلۡحَقَّ بِكَلِمَـٰتِهِۦۤۚ إِنَّهُۥ عَلِیمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
İngilizce

What! Do they say, "He has forged a falsehood against Allah"? But if Allah willed, He could seal up thy heart. And Allah blots out Vanity, and proves the Truth by His Words. For He knows well the secrets of all hearts

turkish

Yoksa senin için "Allah'a karşı yalan yere iftira etti" mi derler? Allah dilerse senin kalbini mühürler, batılı da yok eder, hakkı sözleriyle gerçekleştirir. Doğrusu O, kalplerde olanı bilendir

42 (Ash-Shura) Sure
24 Ayet
486 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَهُوَ ٱلَّذِی یَقۡبَلُ ٱلتَّوۡبَةَ عَنۡ عِبَادِهِۦ وَیَعۡفُوا۟ عَنِ ٱلسَّیِّءَاتِ وَیَعۡلَمُ مَا تَفۡعَلُونَ
İngilizce

He is the One that accepts repentance from His Servants and forgives sins: and He knows all that ye do

turkish

Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden, yaptıklarınızı bilen, inanıp yararlı işler işleyenlerin duasını kabul eden, lütfuyla onların ecrini arttıran O'dur. Ama, inkarcılar için çetin azap vardır

42 (Ash-Shura) Sure
25 Ayet
486 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَیَسۡتَجِیبُ ٱلَّذِینَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَیَزِیدُهُم مِّن فَضۡلِهِۦۚ وَٱلۡكَـٰفِرُونَ لَهُمۡ عَذَابࣱ شَدِیدࣱ
İngilizce

And He listens to those who believe and do deeds of righteousness, and gives them increase of His Bounty: but for the Unbelievers their is a terrible Penalty

turkish

Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden, yaptıklarınızı bilen, inanıp yararlı işler işleyenlerin duasını kabul eden, lütfuyla onların ecrini arttıran O'dur. Ama, inkarcılar için çetin azap vardır

42 (Ash-Shura) Sure
26 Ayet
486 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ وَلَوۡ بَسَطَ ٱللَّهُ ٱلرِّزۡقَ لِعِبَادِهِۦ لَبَغَوۡا۟ فِی ٱلۡأَرۡضِ وَلَـٰكِن یُنَزِّلُ بِقَدَرࣲ مَّا یَشَاۤءُۚ إِنَّهُۥ بِعِبَادِهِۦ خَبِیرُۢ بَصِیرࣱ
İngilizce

If Allah were to enlarge the provision for His Servants, they would indeed transgress beyond all bounds through the earth; but he sends (it) down in due measure as He pleases. For He is with His Servants Well-acquainted, Watchful

turkish

Eğer Allah rızkı kullarının hepsine bol bol verseydi, yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Ama O, dilediğini bir ölçüye göre indirir. Doğrusu O, kullarından haberdardır, onları görendir

42 (Ash-Shura) Sure
27 Ayet
486 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَهُوَ ٱلَّذِی یُنَزِّلُ ٱلۡغَیۡثَ مِنۢ بَعۡدِ مَا قَنَطُوا۟ وَیَنشُرُ رَحۡمَتَهُۥۚ وَهُوَ ٱلۡوَلِیُّ ٱلۡحَمِیدُ
İngilizce

He is the One that sends down rain (even) after (men) have given up all hope, and scatters His Mercy (far and wide). And He is the Protector, Worthy of all Praise

turkish

Umutsuzluğa düşmelerinin ardından yağmuru indiren, rahmetini yayan O'dur. O, övülmeğe layık olan dosttur

42 (Ash-Shura) Sure
28 Ayet
486 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمِنۡ ءَایَـٰتِهِۦ خَلۡقُ ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَثَّ فِیهِمَا مِن دَاۤبَّةࣲۚ وَهُوَ عَلَىٰ جَمۡعِهِمۡ إِذَا یَشَاۤءُ قَدِیرࣱ
İngilizce

And among His Signs is the creation of the heavens and the earth, and the living creatures that He has scattered through them: and He has power to gather them together when He wills

turkish

Gökleri, yeri ve ikisinde yaydığı canlıları yaratması varlığının delillerindendir

42 (Ash-Shura) Sure
29 Ayet
486 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَاۤ أَصَـٰبَكُم مِّن مُّصِیبَةࣲ فَبِمَا كَسَبَتۡ أَیۡدِیكُمۡ وَیَعۡفُوا۟ عَن كَثِیرࣲ
İngilizce

Whatever misfortune happens to you, is because on the things your hands have wrought, and for many (of them) He grants forgiveness

turkish

Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder

42 (Ash-Shura) Sure
30 Ayet
486 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَاۤ أَنتُم بِمُعۡجِزِینَ فِی ٱلۡأَرۡضِۖ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِیࣲّ وَلَا نَصِیرࣲ
İngilizce

Nor can ye frustrate (aught), (fleeing) through the earth; nor have ye, besides Allah, any one to protect or to help

turkish

Yeryüzünde O'nu aciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dostunuz da yardımcınız da yoktur

42 (Ash-Shura) Sure
31 Ayet
486 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمِنۡ ءَایَـٰتِهِ ٱلۡجَوَارِ فِی ٱلۡبَحۡرِ كَٱلۡأَعۡلَـٰمِ
İngilizce

And among His Signs are the ships, smooth-running through the ocean, (tall) as mountains

turkish

Denizde yüce dağlar gibi gemilerin yürümesi O'nun varlığının delillerindendir

42 (Ash-Shura) Sure
32 Ayet
487 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِن یَشَأۡ یُسۡكِنِ ٱلرِّیحَ فَیَظۡلَلۡنَ رَوَاكِدَ عَلَىٰ ظَهۡرِهِۦۤۚ إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَءَایَـٰتࣲ لِّكُلِّ صَبَّارࣲ شَكُورٍ
İngilizce

If it be His Will He can still the Wind: then would they become motionless on the back of the (ocean). Verily in this are Signs for everyone who patiently perseveres and is grateful

turkish

O, dilerse rüzgarı durdurur, yelkenle giden gemiler o zaman denizin yüzünde durakalır. Bunlarda, sabırlı olan ve çok şükreden kimseler için deliller vardır

42 (Ash-Shura) Sure
33 Ayet
487 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَوۡ یُوبِقۡهُنَّ بِمَا كَسَبُوا۟ وَیَعۡفُ عَن كَثِیرࣲ
İngilizce

Or He can cause them to perish because of the (evil) which (the men) have earned; but much doth He forgive

turkish

Yahut yaptıklarına karşılık onları ortadan kaldırır, bir çoğunu da bağışlar

42 (Ash-Shura) Sure
34 Ayet
487 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَیَعۡلَمَ ٱلَّذِینَ یُجَـٰدِلُونَ فِیۤ ءَایَـٰتِنَا مَا لَهُم مِّن مَّحِیصࣲ
İngilizce

But let those know, who dispute about Our Signs, that there is for them no way of escape

turkish

Ayetlerimiz üzerinde tartışanlar, kendilerine kaçacak yer olmadığını bilsinler

42 (Ash-Shura) Sure
35 Ayet
487 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَمَاۤ أُوتِیتُم مِّن شَیۡءࣲ فَمَتَـٰعُ ٱلۡحَیَوٰةِ ٱلدُّنۡیَاۚ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ خَیۡرࣱ وَأَبۡقَىٰ لِلَّذِینَ ءَامَنُوا۟ وَعَلَىٰ رَبِّهِمۡ یَتَوَكَّلُونَ
İngilizce

Whatever ye are given (here) is (but) a convenience of this life: but that which is with Allah is better and more lasting: (it is) for those who believe and put their trust in their Lord

turkish

Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler

42 (Ash-Shura) Sure
36 Ayet
487 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلَّذِینَ یَجۡتَنِبُونَ كَبَـٰۤئِرَ ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡفَوَ ٰحِشَ وَإِذَا مَا غَضِبُوا۟ هُمۡ یَغۡفِرُونَ
İngilizce

Those who avoid the greater crimes and shameful deeds, and, when they are angry even then forgive

turkish

Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler

42 (Ash-Shura) Sure
37 Ayet
487 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلَّذِینَ ٱسۡتَجَابُوا۟ لِرَبِّهِمۡ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَمۡرُهُمۡ شُورَىٰ بَیۡنَهُمۡ وَمِمَّا رَزَقۡنَـٰهُمۡ یُنفِقُونَ
İngilizce

Those who hearken to their Lord, and establish regular Prayer; who (conduct) their affairs by mutual Consultation; who spend out of what We bestow on them for Sustenance

turkish

Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler

42 (Ash-Shura) Sure
38 Ayet
487 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلَّذِینَ إِذَاۤ أَصَابَهُمُ ٱلۡبَغۡیُ هُمۡ یَنتَصِرُونَ
İngilizce

And those who, when an oppressive wrong is inflicted on them, (are not cowed but) help and defend themselves

turkish

Bir haksızlığa uğradıklarında, üstün gelmek için aralarında yardımlaşırlar

42 (Ash-Shura) Sure
39 Ayet
487 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَجَزَ ٰۤؤُا۟ سَیِّئَةࣲ سَیِّئَةࣱ مِّثۡلُهَاۖ فَمَنۡ عَفَا وَأَصۡلَحَ فَأَجۡرُهُۥ عَلَى ٱللَّهِۚ إِنَّهُۥ لَا یُحِبُّ ٱلظَّـٰلِمِینَ
İngilizce

The recompense for an injury is an injury equal thereto (in degree): but if a person forgives and makes reconciliation, his reward is due from Allah: for (Allah) loveth not those who do wrong

turkish

Bir kötülüğün karşılığı, aynı şekilde bir kötülüktür. Ama kim affeder ve barışırsa, onun ecri Allah'a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez

42 (Ash-Shura) Sure
40 Ayet
487 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَمَنِ ٱنتَصَرَ بَعۡدَ ظُلۡمِهِۦ فَأُو۟لَـٰۤئِكَ مَا عَلَیۡهِم مِّن سَبِیلٍ
İngilizce

But indeed if any do help and defend themselves after a wrong (done) to them, against such there is no cause of blame

turkish

Zulüm gördükten sonra hakkını alan kimselere, işte onların aleyhine bir yol yoktur

42 (Ash-Shura) Sure
41 Ayet
487 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّمَا ٱلسَّبِیلُ عَلَى ٱلَّذِینَ یَظۡلِمُونَ ٱلنَّاسَ وَیَبۡغُونَ فِی ٱلۡأَرۡضِ بِغَیۡرِ ٱلۡحَقِّۚ أُو۟لَـٰۤئِكَ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِیمࣱ
İngilizce

The blame is only against those who oppress men and wrong-doing and insolently transgress beyond bounds through the land, defying right and justice: for such there will be a penalty grievous

turkish

İnsanlara zulmedenlere, yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere karşı durulmalıdır. İşte, can yakıcı azap bunlaradır

42 (Ash-Shura) Sure
42 Ayet
487 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَمَن صَبَرَ وَغَفَرَ إِنَّ ذَ ٰلِكَ لَمِنۡ عَزۡمِ ٱلۡأُمُورِ
İngilizce

But indeed if any show patience and forgive, that would truly be an exercise of courageous will and resolution in the conduct of affairs

turkish

Ama sabredip bağışlayanın işi, işte bu, azmedilmeye değer işlerdendir

42 (Ash-Shura) Sure
43 Ayet
487 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَن یُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن وَلِیࣲّ مِّنۢ بَعۡدِهِۦۗ وَتَرَى ٱلظَّـٰلِمِینَ لَمَّا رَأَوُا۟ ٱلۡعَذَابَ یَقُولُونَ هَلۡ إِلَىٰ مَرَدࣲّ مِّن سَبِیلࣲ
İngilizce

For any whom Allah leaves astray, there is no protector thereafter. And thou wilt see the Wrong-doers, when in sight of the Penalty, Say: "Is there any way (to effect) a return

turkish

Allah kimi saptırırsa, artık onun bundan sonra bir dostu olmaz. Azabı gördüklerinde, zalimlerin: "Dönecek bir yol yok mudur?" dediklerini görürsün

42 (Ash-Shura) Sure
44 Ayet
487 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَتَرَىٰهُمۡ یُعۡرَضُونَ عَلَیۡهَا خَـٰشِعِینَ مِنَ ٱلذُّلِّ یَنظُرُونَ مِن طَرۡفٍ خَفِیࣲّۗ وَقَالَ ٱلَّذِینَ ءَامَنُوۤا۟ إِنَّ ٱلۡخَـٰسِرِینَ ٱلَّذِینَ خَسِرُوۤا۟ أَنفُسَهُمۡ وَأَهۡلِیهِمۡ یَوۡمَ ٱلۡقِیَـٰمَةِۗ أَلَاۤ إِنَّ ٱلظَّـٰلِمِینَ فِی عَذَابࣲ مُّقِیمࣲ
İngilizce

And thou wilt see them brought forward to the (Penalty), in a humble frame of mind because of (their) disgrace, (and) looking with a stealthy glance. And the Believers will say: "Those are indeed in loss, who have given to perdition their own selves and those belonging to them on the Day of Judgment. Behold! Truly the Wrong-doers are in a lasting Penalty

turkish

Aşağılıktan başları öne eğilmiş, göz ucuyla gizli gizli etrafa bakarken, ateşe sunulduklarını görürsün. İnananlar: "Hüsranda olanlar, kıyamet günü kendilerini de, ailelerini de hüsranda bırakanlardır" derler. İyi bilin ki, zalimler sürekli bir azap içindedirler

42 (Ash-Shura) Sure
45 Ayet
488 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَا كَانَ لَهُم مِّنۡ أَوۡلِیَاۤءَ یَنصُرُونَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِۗ وَمَن یُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن سَبِیلٍ
İngilizce

And no protectors have they to help them, other than Allah. And for any whom Allah leaves to stray, there is no way (to the Goal)

turkish

Onların, Allah'tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah'ın saptırdığı kimsenin çıkar yolu olmaz

42 (Ash-Shura) Sure
46 Ayet
488 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱسۡتَجِیبُوا۟ لِرَبِّكُم مِّن قَبۡلِ أَن یَأۡتِیَ یَوۡمࣱ لَّا مَرَدَّ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِۚ مَا لَكُم مِّن مَّلۡجَإࣲ یَوۡمَئِذࣲ وَمَا لَكُم مِّن نَّكِیرࣲ
İngilizce

Hearken ye to your Lord, before there come a Day which there will be no putting back, because of (the Ordainment of) Allah! that Day there will be for you no place of refuge nor will there be for you any room for denial (of your sins)

turkish

Allah katından, geri çevrilemeyecek günün gelmesinden önce Rabbinizin çağrısına cevap verin. O gün hiçbirinize sığınacak yer bulunmaz, inkar de edemezsiniz

42 (Ash-Shura) Sure
47 Ayet
488 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَإِنۡ أَعۡرَضُوا۟ فَمَاۤ أَرۡسَلۡنَـٰكَ عَلَیۡهِمۡ حَفِیظًاۖ إِنۡ عَلَیۡكَ إِلَّا ٱلۡبَلَـٰغُۗ وَإِنَّاۤ إِذَاۤ أَذَقۡنَا ٱلۡإِنسَـٰنَ مِنَّا رَحۡمَةࣰ فَرِحَ بِهَاۖ وَإِن تُصِبۡهُمۡ سَیِّئَةُۢ بِمَا قَدَّمَتۡ أَیۡدِیهِمۡ فَإِنَّ ٱلۡإِنسَـٰنَ كَفُورࣱ
İngilizce

If then they run away, We have not sent thee as a guard over them. Thy duty is but to convey (the Message). And truly, when We give man a taste of a Mercy from Ourselves, he doth exult thereat, but when some ill happens to him, on account of the deeds which his hands have sent forth, truly then is man ungrateful

turkish

Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik; sana düşen sadece tebliğdir. Doğrusu Biz insana katımızdan bir rahmet tattırırsak ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse işte o zaman görürsün ki insan gerçekten pek nankördür

42 (Ash-Shura) Sure
48 Ayet
488 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لِّلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ یَخۡلُقُ مَا یَشَاۤءُۚ یَهَبُ لِمَن یَشَاۤءُ إِنَـٰثࣰا وَیَهَبُ لِمَن یَشَاۤءُ ٱلذُّكُورَ
İngilizce

To Allah belongs the dominion of the heavens and the earth. He creates what He wills (and plans). He bestows (children) male or female according to His Will (and Plan)

turkish

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk verir

42 (Ash-Shura) Sure
49 Ayet
488 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَوۡ یُزَوِّجُهُمۡ ذُكۡرَانࣰا وَإِنَـٰثࣰاۖ وَیَجۡعَلُ مَن یَشَاۤءُ عَقِیمًاۚ إِنَّهُۥ عَلِیمࣱ قَدِیرࣱ
İngilizce

Or He bestows both males and females, and He leaves barren whom He will: for He is full of Knowledge and Power

turkish

Yahut hem kız hem erkek çocuk verir, dilediğini de kısır kılar. O, bilendir, her şeye Kadir'dir

42 (Ash-Shura) Sure
50 Ayet
488 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن یُكَلِّمَهُ ٱللَّهُ إِلَّا وَحۡیًا أَوۡ مِن وَرَاۤئِ حِجَابٍ أَوۡ یُرۡسِلَ رَسُولࣰا فَیُوحِیَ بِإِذۡنِهِۦ مَا یَشَاۤءُۚ إِنَّهُۥ عَلِیٌّ حَكِیمࣱ
İngilizce

It is not fitting for a man that Allah should speak to him except by inspiration, or from behind a veil, or by the sending of a messenger to reveal, with Allah's permission, what Allah wills: for He is Most High, Most Wise

turkish

Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir; izniyle, dilediğini vahyeder. Doğrusu O yücedir, Hakim'dir

42 (Ash-Shura) Sure
51 Ayet
488 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَكَذَ ٰلِكَ أَوۡحَیۡنَاۤ إِلَیۡكَ رُوحࣰا مِّنۡ أَمۡرِنَاۚ مَا كُنتَ تَدۡرِی مَا ٱلۡكِتَـٰبُ وَلَا ٱلۡإِیمَـٰنُ وَلَـٰكِن جَعَلۡنَـٰهُ نُورࣰا نَّهۡدِی بِهِۦ مَن نَّشَاۤءُ مِنۡ عِبَادِنَاۚ وَإِنَّكَ لَتَهۡدِیۤ إِلَىٰ صِرَ ٰطࣲ مُّسۡتَقِیمࣲ
İngilizce

And thus have We, by Our Command, sent inspiration to thee: thou knewest not (before) what was Revelation, and what was Faith; but We have made the (Qur'an) a Light, wherewith We guide such of Our servants as We will; and verily thou dost guide (men) to the Straight Way

turkish

İşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisininolan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner

42 (Ash-Shura) Sure
52 Ayet
489 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
صِرَ ٰطِ ٱللَّهِ ٱلَّذِی لَهُۥ مَا فِی ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَمَا فِی ٱلۡأَرۡضِۗ أَلَاۤ إِلَى ٱللَّهِ تَصِیرُ ٱلۡأُمُورُ
İngilizce

The Way of Allah, to Whom belongs whatever is in the heavens and whatever is on earth. Behold (how) all affairs tend towards Allah

turkish

İşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisininolan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner

42 (Ash-Shura) Sure
53 Ayet
489 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
حمۤ
İngilizce

Ha-Mim

turkish

Ha, Mim

43 (Az-Zukhruf) Sure
1 Ayet
489 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلۡكِتَـٰبِ ٱلۡمُبِینِ
İngilizce

By the Book that makes things clear

turkish

Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır

43 (Az-Zukhruf) Sure
2 Ayet
489 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّا جَعَلۡنَـٰهُ قُرۡءَ ٰنًا عَرَبِیࣰّا لَّعَلَّكُمۡ تَعۡقِلُونَ
İngilizce

We have made it a Qur'an in Arabic, that ye may be able to understand (and learn wisdom)

turkish

Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır

43 (Az-Zukhruf) Sure
3 Ayet
489 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنَّهُۥ فِیۤ أُمِّ ٱلۡكِتَـٰبِ لَدَیۡنَا لَعَلِیٌّ حَكِیمٌ
İngilizce

And verily, it is in the Mother of the Book, in Our Presence, high (in dignity), full of wisdom

turkish

Şüphesiz o, Bizim katımızda Ana Kitap'ta mevcut, yüce ve hikmet dolu bir Kitap'dır

43 (Az-Zukhruf) Sure
4 Ayet
489 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَفَنَضۡرِبُ عَنكُمُ ٱلذِّكۡرَ صَفۡحًا أَن كُنتُمۡ قَوۡمࣰا مُّسۡرِفِینَ
İngilizce

Shall We then take away the Message from you and repel (you), for that ye are a people transgressing beyond bounds

turkish

Ey inkarcılar! Aşırı giden kimselersiniz diye sizi Kuran'la uyarmaktan vaz mı geçelim

43 (Az-Zukhruf) Sure
5 Ayet
489 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَكَمۡ أَرۡسَلۡنَا مِن نَّبِیࣲّ فِی ٱلۡأَوَّلِینَ
İngilizce

But how many were the prophets We sent amongst the peoples of old

turkish

Öncekilere nice peygamberler göndermişizdir

43 (Az-Zukhruf) Sure
6 Ayet
489 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَا یَأۡتِیهِم مِّن نَّبِیٍّ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ یَسۡتَهۡزِءُونَ
İngilizce

And never came there a prophet to them but they mocked him

turkish

Kendilerine gelen her peygamberi onlar mutlaka alaya alırlardı

43 (Az-Zukhruf) Sure
7 Ayet
489 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَهۡلَكۡنَاۤ أَشَدَّ مِنۡهُم بَطۡشࣰا وَمَضَىٰ مَثَلُ ٱلۡأَوَّلِینَ
İngilizce

So We destroyed (them)- stronger in power than these;- and (thus) has passed on the Parable of the peoples of old

turkish

Bunun için Biz de, bunlardan daha kuvvetli olanları yok etmişizdir. Öncekilere dair nice misaller geçmiştir

43 (Az-Zukhruf) Sure
8 Ayet
489 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَئِن سَأَلۡتَهُم مَّنۡ خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ لَیَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ ٱلۡعَزِیزُ ٱلۡعَلِیمُ
İngilizce

If thou wert to question them, 'Who created the heavens and the earth?' They would be sure to reply, 'they were created by (Him), the Exalted in Power, Full of Knowledge

turkish

And olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, "Onları güçlü olan, her şeyi bilen yaratmıştır" derler

43 (Az-Zukhruf) Sure
9 Ayet
489 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱلَّذِی جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ مَهۡدࣰا وَجَعَلَ لَكُمۡ فِیهَا سُبُلࣰا لَّعَلَّكُمۡ تَهۡتَدُونَ
İngilizce

(Yea, the same that) has made for you the earth (like a carpet) spread out, and has made for you roads (and channels) therein, in order that ye may find guidance (on the way)

turkish

O, size yeri beşik kılmış ve orada, doğru gidesiniz diye yollar var etmiştir

43 (Az-Zukhruf) Sure
10 Ayet
489 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلَّذِی نَزَّلَ مِنَ ٱلسَّمَاۤءِ مَاۤءَۢ بِقَدَرࣲ فَأَنشَرۡنَا بِهِۦ بَلۡدَةࣰ مَّیۡتࣰاۚ كَذَ ٰلِكَ تُخۡرَجُونَ
İngilizce

That sends down (from time to time) rain from the sky in due measure;- and We raise to life therewith a land that is dead; even so will ye be raised (from the dead)

turkish

O, suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü memleketi diriltiriz. İşte siz de böyle diriltileceksiniz

43 (Az-Zukhruf) Sure
11 Ayet
490 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلَّذِی خَلَقَ ٱلۡأَزۡوَ ٰجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلۡفُلۡكِ وَٱلۡأَنۡعَـٰمِ مَا تَرۡكَبُونَ
İngilizce

That has created pairs in all things, and has made for you ships and cattle on which ye ride

turkish

Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir

43 (Az-Zukhruf) Sure
12 Ayet
490 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لِتَسۡتَوُۥا۟ عَلَىٰ ظُهُورِهِۦ ثُمَّ تَذۡكُرُوا۟ نِعۡمَةَ رَبِّكُمۡ إِذَا ٱسۡتَوَیۡتُمۡ عَلَیۡهِ وَتَقُولُوا۟ سُبۡحَـٰنَ ٱلَّذِی سَخَّرَ لَنَا هَـٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُۥ مُقۡرِنِینَ
İngilizce

In order that ye may sit firm and square on their backs, and when so seated, ye may celebrate the (kind) favour of your Lord, and say, "Glory to Him Who has subjected these to our (use), for we could never have accomplished this (by ourselves)

turkish

Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir

43 (Az-Zukhruf) Sure
13 Ayet
490 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنَّاۤ إِلَىٰ رَبِّنَا لَمُنقَلِبُونَ
İngilizce

And to our Lord, surely, must we turn back

turkish

Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir

43 (Az-Zukhruf) Sure
14 Ayet
490 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَجَعَلُوا۟ لَهُۥ مِنۡ عِبَادِهِۦ جُزۡءًاۚ إِنَّ ٱلۡإِنسَـٰنَ لَكَفُورࣱ مُّبِینٌ
İngilizce

Yet they attribute to some of His servants a share with Him (in his godhead)! truly is man a blasphemous ingrate avowed

turkish

Ama inkarcılar O'na çocuk isnat ettiler. İnsan gerçekten apaçık nankördür

43 (Az-Zukhruf) Sure
15 Ayet
490 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَمِ ٱتَّخَذَ مِمَّا یَخۡلُقُ بَنَاتࣲ وَأَصۡفَىٰكُم بِٱلۡبَنِینَ
İngilizce

What! has He taken daughters out of what He himself creates, and granted to you sons for choice

turkish

Demek O yarattıkları arasından kızları kendisine alıp da oğulları size verdi öyle mi

43 (Az-Zukhruf) Sure
16 Ayet
490 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُم بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحۡمَـٰنِ مَثَلࣰا ظَلَّ وَجۡهُهُۥ مُسۡوَدࣰّا وَهُوَ كَظِیمٌ
İngilizce

When news is brought to one of them of (the birth of) what he sets up as a likeness to (Allah) Most Gracious, his face darkens, and he is filled with inward grief

turkish

Ama Rahman olan Allah'a isnat ettiği kız evlat kendilerinden birine müjdelenince, o kimsenin içi gayzla dolarak yüzü simsiyah kesilir

43 (Az-Zukhruf) Sure
17 Ayet
490 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَوَ مَن یُنَشَّؤُا۟ فِی ٱلۡحِلۡیَةِ وَهُوَ فِی ٱلۡخِصَامِ غَیۡرُ مُبِینࣲ
İngilizce

Is then one brought up among trinkets, and unable to give a clear account in a dispute (to be associated with Allah)

turkish

Demek, süs içinde yetiştirilecek de çekişmeyi beceremeyecek olanı Allah'a değil mi

43 (Az-Zukhruf) Sure
18 Ayet
490 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَجَعَلُوا۟ ٱلۡمَلَـٰۤئِكَةَ ٱلَّذِینَ هُمۡ عِبَـٰدُ ٱلرَّحۡمَـٰنِ إِنَـٰثًاۚ أَشَهِدُوا۟ خَلۡقَهُمۡۚ سَتُكۡتَبُ شَهَـٰدَتُهُمۡ وَیُسۡءَلُونَ
İngilizce

And they make into females angels who themselves serve Allah. Did they witness their creation? Their evidence will be recorded, and they will be called to account

turkish

Onlar, Rahman olan Allah'ın kulları melekleri de dişi saydılar. Yaratılışlarını mı görmüşler? Onların bu şahidlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir

43 (Az-Zukhruf) Sure
19 Ayet
490 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَقَالُوا۟ لَوۡ شَاۤءَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ مَا عَبَدۡنَـٰهُمۗ مَّا لَهُم بِذَ ٰلِكَ مِنۡ عِلۡمٍۖ إِنۡ هُمۡ إِلَّا یَخۡرُصُونَ
İngilizce

(Ah!") they say, "If it had been the will of (Allah) Most Gracious, we should not have worshipped such (deities)!" Of that they have no knowledge! they do nothing but lie

turkish

Eğer Rahman dilemiş olsaydı, biz bunlara kulluk etmezdik" derler. Buna dair bir bilgileri yoktur; onlar sadece vehimde bulunuyorlar

43 (Az-Zukhruf) Sure
20 Ayet
490 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَمۡ ءَاتَیۡنَـٰهُمۡ كِتَـٰبࣰا مِّن قَبۡلِهِۦ فَهُم بِهِۦ مُسۡتَمۡسِكُونَ
İngilizce

What! have We given them a Book before this, to which they are holding fast

turkish

Yoksa onlara daha önce bir kitap verdik de ona mı bağlanıyorlar

43 (Az-Zukhruf) Sure
21 Ayet
490 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
بَلۡ قَالُوۤا۟ إِنَّا وَجَدۡنَاۤ ءَابَاۤءَنَا عَلَىٰۤ أُمَّةࣲ وَإِنَّا عَلَىٰۤ ءَاثَـٰرِهِم مُّهۡتَدُونَ
İngilizce

Nay! they say: "We found our fathers following a certain religion, and we do guide ourselves by their footsteps

turkish

Hayır; "Doğrusu Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerinden gitmekteyiz" derler

43 (Az-Zukhruf) Sure
22 Ayet
490 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَكَذَ ٰلِكَ مَاۤ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ فِی قَرۡیَةࣲ مِّن نَّذِیرٍ إِلَّا قَالَ مُتۡرَفُوهَاۤ إِنَّا وَجَدۡنَاۤ ءَابَاۤءَنَا عَلَىٰۤ أُمَّةࣲ وَإِنَّا عَلَىٰۤ ءَاثَـٰرِهِم مُّقۡتَدُونَ
İngilizce

Just in the same way, whenever We sent a Warner before thee to any people, the wealthy ones among them said: "We found our fathers following a certain religion, and we will certainly follow in their footsteps

turkish

Senden önce, herhangi bir şehre gönderdiğimiz uyarıcıya, şımarık varlıklıları sadece: "Doğrusu babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerini izlemekteyiz" dediler

43 (Az-Zukhruf) Sure
23 Ayet
491 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ قَـٰلَ أَوَ لَوۡ جِئۡتُكُم بِأَهۡدَىٰ مِمَّا وَجَدتُّمۡ عَلَیۡهِ ءَابَاۤءَكُمۡۖ قَالُوۤا۟ إِنَّا بِمَاۤ أُرۡسِلۡتُم بِهِۦ كَـٰفِرُونَ
İngilizce

He said: "What! Even if I brought you better guidance than that which ye found your fathers following?" They said: "For us, we deny that ye (prophets) are sent (on a mission at all)

turkish

Gönderilen uyarıcı: "Eğer size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş isem de mi bana uymazsınız?" dedi. Onlar: "Doğrusu sizinle gönderilen şeyi inkar ediyoruz" dediler

43 (Az-Zukhruf) Sure
24 Ayet
491 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱنتَقَمۡنَا مِنۡهُمۡۖ فَٱنظُرۡ كَیۡفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلۡمُكَذِّبِینَ
İngilizce

So We exacted retribution from them: now see what was the end of those who rejected (Truth)

turkish

Bunun üzerine Biz de onlardan öç aldık. Yalancıların sonunun nasıl olduğuna bir bak

43 (Az-Zukhruf) Sure
25 Ayet
491 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِذۡ قَالَ إِبۡرَ ٰهِیمُ لِأَبِیهِ وَقَوۡمِهِۦۤ إِنَّنِی بَرَاۤءࣱ مِّمَّا تَعۡبُدُونَ
İngilizce

Behold! Abraham said to his father and his people: "I do indeed clear myself of what ye worship

turkish

İbrahim, babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç, sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O'dur

43 (Az-Zukhruf) Sure
26 Ayet
491 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِلَّا ٱلَّذِی فَطَرَنِی فَإِنَّهُۥ سَیَهۡدِینِ
İngilizce

(I worship) only Him Who made me, and He will certainly guide me

turkish

İbrahim, babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç, sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O'dur

43 (Az-Zukhruf) Sure
27 Ayet
491 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَجَعَلَهَا كَلِمَةَۢ بَاقِیَةࣰ فِی عَقِبِهِۦ لَعَلَّهُمۡ یَرۡجِعُونَ
İngilizce

And he left it as a Word to endure among those who came after him, that they may turn back (to Allah)

turkish

İbrahim ardından geleceklere bu sözü, devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı. Artık belki doğru yola dönerler

43 (Az-Zukhruf) Sure
28 Ayet
491 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
بَلۡ مَتَّعۡتُ هَـٰۤؤُلَاۤءِ وَءَابَاۤءَهُمۡ حَتَّىٰ جَاۤءَهُمُ ٱلۡحَقُّ وَرَسُولࣱ مُّبِینࣱ
İngilizce

Yea, I have given the good things of this life to these (men) and their fathers, until the Truth has come to them, and a messenger making things clear

turkish

Hayır; Ben bunları ve babalarını gerçek ve onu açıklayan bir peygamber gelene kadar geçindirdim

43 (Az-Zukhruf) Sure
29 Ayet
491 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَمَّا جَاۤءَهُمُ ٱلۡحَقُّ قَالُوا۟ هَـٰذَا سِحۡرࣱ وَإِنَّا بِهِۦ كَـٰفِرُونَ
İngilizce

But when the Truth came to them, they said: "This is sorcery, and we do reject it

turkish

Gerçek kendilerine geldiği zaman: "Bu bir büyüdür. Doğrusu biz onu inkar ediyoruz" dediler

43 (Az-Zukhruf) Sure
30 Ayet
491 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَقَالُوا۟ لَوۡلَا نُزِّلَ هَـٰذَا ٱلۡقُرۡءَانُ عَلَىٰ رَجُلࣲ مِّنَ ٱلۡقَرۡیَتَیۡنِ عَظِیمٍ
İngilizce

Also, they say: "Why is not this Qur'an sent down to some leading man in either of the two (chief) cities

turkish

Bu Kuran, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler

43 (Az-Zukhruf) Sure
31 Ayet
491 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَهُمۡ یَقۡسِمُونَ رَحۡمَتَ رَبِّكَۚ نَحۡنُ قَسَمۡنَا بَیۡنَهُم مَّعِیشَتَهُمۡ فِی ٱلۡحَیَوٰةِ ٱلدُّنۡیَاۚ وَرَفَعۡنَا بَعۡضَهُمۡ فَوۡقَ بَعۡضࣲ دَرَجَـٰتࣲ لِّیَتَّخِذَ بَعۡضُهُم بَعۡضࣰا سُخۡرِیࣰّاۗ وَرَحۡمَتُ رَبِّكَ خَیۡرࣱ مِّمَّا یَجۡمَعُونَ
İngilizce

Is it they who would portion out the Mercy of thy Lord? It is We Who portion out between them their livelihood in the life of this world: and We raise some of them above others in ranks, so that some may command work from others. But the Mercy of thy Lord is better than the (wealth) which they amass

turkish

Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edip paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında Biz taksim ettik; birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık; Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha iyidir

43 (Az-Zukhruf) Sure
32 Ayet
491 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَوۡلَاۤ أَن یَكُونَ ٱلنَّاسُ أُمَّةࣰ وَ ٰحِدَةࣰ لَّجَعَلۡنَا لِمَن یَكۡفُرُ بِٱلرَّحۡمَـٰنِ لِبُیُوتِهِمۡ سُقُفࣰا مِّن فِضَّةࣲ وَمَعَارِجَ عَلَیۡهَا یَظۡهَرُونَ
İngilizce

And were it not that (all) men might become of one (evil) way of life, We would provide, for everyone that blasphemes against (Allah) Most Gracious, silver roofs for their houses and (silver) stair-ways on which to go up

turkish

Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır

43 (Az-Zukhruf) Sure
33 Ayet
491 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلِبُیُوتِهِمۡ أَبۡوَ ٰبࣰا وَسُرُرًا عَلَیۡهَا یَتَّكِءُونَ
İngilizce

And (silver) doors to their houses, and thrones (of silver) on which they could recline

turkish

Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır

43 (Az-Zukhruf) Sure
34 Ayet
492 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَزُخۡرُفࣰاۚ وَإِن كُلُّ ذَ ٰلِكَ لَمَّا مَتَـٰعُ ٱلۡحَیَوٰةِ ٱلدُّنۡیَاۚ وَٱلۡءَاخِرَةُ عِندَ رَبِّكَ لِلۡمُتَّقِینَ
İngilizce

And also adornments of gold. But all this were nothing but conveniences of the present life: The Hereafter, in the sight of thy Lord is for the Righteous

turkish

Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır

43 (Az-Zukhruf) Sure
35 Ayet
492 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَن یَعۡشُ عَن ذِكۡرِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ نُقَیِّضۡ لَهُۥ شَیۡطَـٰنࣰا فَهُوَ لَهُۥ قَرِینࣱ
İngilizce

If anyone withdraws himself from remembrance of (Allah) Most Gracious, We appoint for him an evil one, to be an intimate companion to him

turkish

Rahman olan Allah'ı anmayı görmezlikten gelene, yanından ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş veririz

43 (Az-Zukhruf) Sure
36 Ayet
492 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنَّهُمۡ لَیَصُدُّونَهُمۡ عَنِ ٱلسَّبِیلِ وَیَحۡسَبُونَ أَنَّهُم مُّهۡتَدُونَ
İngilizce

Such (evil ones) really hinder them from the Path, but they think that they are being guided aright

turkish

Şüphesiz onlar bunları yoldan alıkorlar, bunlar da doğru yola eriştiklerini sanırlar

43 (Az-Zukhruf) Sure
37 Ayet
492 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
حَتَّىٰۤ إِذَا جَاۤءَنَا قَالَ یَـٰلَیۡتَ بَیۡنِی وَبَیۡنَكَ بُعۡدَ ٱلۡمَشۡرِقَیۡنِ فَبِئۡسَ ٱلۡقَرِینُ
İngilizce

At length, when (such a one) comes to Us, he says (to his evil companion): "Would that between me and thee were the distance of East and West!" Ah! evil is the companion (indeed)

turkish

Sonunda Bize gelince arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!" der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız

43 (Az-Zukhruf) Sure
38 Ayet
492 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَن یَنفَعَكُمُ ٱلۡیَوۡمَ إِذ ظَّلَمۡتُمۡ أَنَّكُمۡ فِی ٱلۡعَذَابِ مُشۡتَرِكُونَ
İngilizce

When ye have done wrong, it will avail you nothing, that Day, that ye shall be partners in Punishment

turkish

Sonunda Bize gelince arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!" der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız

43 (Az-Zukhruf) Sure
39 Ayet
492 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَفَأَنتَ تُسۡمِعُ ٱلصُّمَّ أَوۡ تَهۡدِی ٱلۡعُمۡیَ وَمَن كَانَ فِی ضَلَـٰلࣲ مُّبِینࣲ
İngilizce

Canst thou then make the deaf to hear, or give direction to the blind or to such as (wander) in manifest error

turkish

Sağırlara sen mi duyuracaksın? Yoksa körleri ve apaçık sapıklıkta olanları doğru yola sen mi eriştireceksin

43 (Az-Zukhruf) Sure
40 Ayet
492 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَإِمَّا نَذۡهَبَنَّ بِكَ فَإِنَّا مِنۡهُم مُّنتَقِمُونَ
İngilizce

Even if We take thee away, We shall be sure to exact retribution from them

turkish

Seni onlardan uzaklaştırsak bile doğrusu Biz kendilerinden öç alırız; yahut onlara vadettiğimizi sana gösteririz. Çünkü onlara karşı gücü yetenleriz

43 (Az-Zukhruf) Sure
41 Ayet
492 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَوۡ نُرِیَنَّكَ ٱلَّذِی وَعَدۡنَـٰهُمۡ فَإِنَّا عَلَیۡهِم مُّقۡتَدِرُونَ
İngilizce

Or We shall show thee that (accomplished) which We have promised them: for verily We shall prevail over them

turkish

Seni onlardan uzaklaştırsak bile doğrusu Biz kendilerinden öç alırız; yahut onlara vadettiğimizi sana gösteririz. Çünkü onlara karşı gücü yetenleriz

43 (Az-Zukhruf) Sure
42 Ayet
492 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱسۡتَمۡسِكۡ بِٱلَّذِیۤ أُوحِیَ إِلَیۡكَۖ إِنَّكَ عَلَىٰ صِرَ ٰطࣲ مُّسۡتَقِیمࣲ
İngilizce

So hold thou fast to the Revelation sent down to thee; verily thou art on a Straight Way

turkish

Sana vahyolunana sarıl, sen, şüphesiz doğru yol üzerindesin

43 (Az-Zukhruf) Sure
43 Ayet
492 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنَّهُۥ لَذِكۡرࣱ لَّكَ وَلِقَوۡمِكَۖ وَسَوۡفَ تُسۡءَلُونَ
İngilizce

The (Qur'an) is indeed the message, for thee and for thy people; and soon shall ye (all) be brought to account

turkish

Doğrusu bu Kuran sana ve ümmetine bir öğüttür, ondan sorumlu tutulacaksınız

43 (Az-Zukhruf) Sure
44 Ayet
492 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَسۡءَلۡ مَنۡ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ مِن رُّسُلِنَاۤ أَجَعَلۡنَا مِن دُونِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ءَالِهَةࣰ یُعۡبَدُونَ
İngilizce

And question thou our messengers whom We sent before thee; did We appoint any deities other than (Allah) Most Gracious, to be worshipped

turkish

Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor; Biz, Rahman olan Allah'tan başka, kulluk edilecek tanrılar meşru kılmış mıyız

43 (Az-Zukhruf) Sure
45 Ayet
492 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مُوسَىٰ بِءَایَـٰتِنَاۤ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَمَلَإِی۟هِۦ فَقَالَ إِنِّی رَسُولُ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
İngilizce

We did send Moses aforetime, with Our Signs, to Pharaoh and his Chiefs: He said, "I am a messenger of the Lord of the Worlds

turkish

And olsun ki Biz Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve erkanına göndermiştik, "Şüphesiz ben, Alemlerin Rabbinin elçisiyim" demişti

43 (Az-Zukhruf) Sure
46 Ayet
492 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَمَّا جَاۤءَهُم بِءَایَـٰتِنَاۤ إِذَا هُم مِّنۡهَا یَضۡحَكُونَ
İngilizce

But when he came to them with Our Signs, behold they ridiculed them

turkish

Onlara mucizelerimizi getirdiği zaman, bunlara gülüvermişlerdi

43 (Az-Zukhruf) Sure
47 Ayet
492 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَا نُرِیهِم مِّنۡ ءَایَةٍ إِلَّا هِیَ أَكۡبَرُ مِنۡ أُخۡتِهَاۖ وَأَخَذۡنَـٰهُم بِٱلۡعَذَابِ لَعَلَّهُمۡ یَرۡجِعُونَ
İngilizce

We showed them Sign after Sign, each greater than its fellow, and We seized them with Punishment, in order that they might turn (to Us)

turkish

Onlara gösterdiğimiz her mucize diğerinden daha büyüktü; doğru yola dönmeleri için onları azaba uğrattık

43 (Az-Zukhruf) Sure
48 Ayet
493 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَقَالُوا۟ یَـٰۤأَیُّهَ ٱلسَّاحِرُ ٱدۡعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِندَكَ إِنَّنَا لَمُهۡتَدُونَ
İngilizce

And they said, "O thou sorcerer! Invoke thy Lord for us according to His covenant with thee; for we shall truly accept guidance

turkish

Ey Sihirbaz! Sana verdiği ahde göre Rabbine bizim için yalvar da doğru yola erişelim" dediler

43 (Az-Zukhruf) Sure
49 Ayet
493 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَمَّا كَشَفۡنَا عَنۡهُمُ ٱلۡعَذَابَ إِذَا هُمۡ یَنكُثُونَ
İngilizce

But when We removed the Penalty from them, behold, they broke their word

turkish

Ama, azabı üzerlerinden kaldırdığımızda hemen sözlerinden döndüler

43 (Az-Zukhruf) Sure
50 Ayet
493 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَنَادَىٰ فِرۡعَوۡنُ فِی قَوۡمِهِۦ قَالَ یَـٰقَوۡمِ أَلَیۡسَ لِی مُلۡكُ مِصۡرَ وَهَـٰذِهِ ٱلۡأَنۡهَـٰرُ تَجۡرِی مِن تَحۡتِیۤۚ أَفَلَا تُبۡصِرُونَ
İngilizce

And Pharaoh proclaimed among his people, saying: "O my people! Does not the dominion of Egypt belong to me, (witness) these streams flowing underneath my (palace)? What! see ye not then

turkish

Firavun, milletine şöyle seslendi: "Ey milletim! Mısır hükümdarlığı ve memleketimde akan bu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz

43 (Az-Zukhruf) Sure
51 Ayet
493 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَمۡ أَنَا۠ خَیۡرࣱ مِّنۡ هَـٰذَا ٱلَّذِی هُوَ مَهِینࣱ وَلَا یَكَادُ یُبِینُ
İngilizce

Am I not better than this (Moses), who is a contemptible wretch and can scarcely express himself clearly

turkish

Yahut, ben zavallı ve nerdeyse konuşamayan bu kimseden daha üstün değil miyim

43 (Az-Zukhruf) Sure
52 Ayet
493 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَوۡلَاۤ أُلۡقِیَ عَلَیۡهِ أَسۡوِرَةࣱ مِّن ذَهَبٍ أَوۡ جَاۤءَ مَعَهُ ٱلۡمَلَـٰۤئِكَةُ مُقۡتَرِنِینَ
İngilizce

Then why are not gold bracelets bestowed on him, or (why) come (not) with him angels accompanying him in procession

turkish

Ona altın bilezikler verilmeli veya yanında ona yardım edecek melekler gelmeli değil mi

43 (Az-Zukhruf) Sure
53 Ayet
493 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱسۡتَخَفَّ قَوۡمَهُۥ فَأَطَاعُوهُۚ إِنَّهُمۡ كَانُوا۟ قَوۡمࣰا فَـٰسِقِینَ
İngilizce

Thus did he make fools of his people, and they obeyed him: truly were they a people rebellious (against Allah)

turkish

Firavun, milletini küçümsedi ama, onlar kendisine yine de itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir milletti

43 (Az-Zukhruf) Sure
54 Ayet
493 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَمَّاۤ ءَاسَفُونَا ٱنتَقَمۡنَا مِنۡهُمۡ فَأَغۡرَقۡنَـٰهُمۡ أَجۡمَعِینَ
İngilizce

When at length they provoked Us, We exacted retribution from them, and We drowned them all

turkish

Böylece Bizi öfkelendirince onlardan öç aldık, hepsini suda boğduk

43 (Az-Zukhruf) Sure
55 Ayet
493 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَجَعَلۡنَـٰهُمۡ سَلَفࣰا وَمَثَلࣰا لِّلۡءَاخِرِینَ
İngilizce

And We made them (a people) of the Past and an Example to later ages

turkish

Onları, sonradan gelecek inkarcılara ibret alınacak bir geçmiş kıldık

43 (Az-Zukhruf) Sure
56 Ayet
493 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ وَلَمَّا ضُرِبَ ٱبۡنُ مَرۡیَمَ مَثَلًا إِذَا قَوۡمُكَ مِنۡهُ یَصِدُّونَ
İngilizce

When (Jesus) the son of Mary is held up as an example, behold, thy people raise a clamour thereat (in ridicule)

turkish

Meryem oğlu misal verilince, senin milletin buna gülüp geçiverdi

43 (Az-Zukhruf) Sure
57 Ayet
493 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَقَالُوۤا۟ ءَأَ ٰلِهَتُنَا خَیۡرٌ أَمۡ هُوَۚ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ إِلَّا جَدَلَۢاۚ بَلۡ هُمۡ قَوۡمٌ خَصِمُونَ
İngilizce

And they say, "Are our gods best, or he?" This they set forth to thee, only by way of disputation: yea, they are a contentious people

turkish

Bizim tanrımız mı yoksa o mu daha iyidir?" dediler. Sana böyle söylemeleri, sadece, tartışmaya girişmek içindir. Onlar şüphesiz kavgacı bir millettir

43 (Az-Zukhruf) Sure
58 Ayet
493 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنۡ هُوَ إِلَّا عَبۡدٌ أَنۡعَمۡنَا عَلَیۡهِ وَجَعَلۡنَـٰهُ مَثَلࣰا لِّبَنِیۤ إِسۡرَ ٰۤءِیلَ
İngilizce

He was no more than a servant: We granted Our favour to him, and We made him an example to the Children of Israel

turkish

Meryemoğlu, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur

43 (Az-Zukhruf) Sure
59 Ayet
493 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَوۡ نَشَاۤءُ لَجَعَلۡنَا مِنكُم مَّلَـٰۤئِكَةࣰ فِی ٱلۡأَرۡضِ یَخۡلُفُونَ
İngilizce

And if it were Our Will, We could make angels from amongst you, succeeding each other on the earth

turkish

Eğer dileseydik, size bedel yeryüzünde sizin yerinizi tutacak melekler var ederdik

43 (Az-Zukhruf) Sure
60 Ayet
493 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنَّهُۥ لَعِلۡمࣱ لِّلسَّاعَةِ فَلَا تَمۡتَرُنَّ بِهَا وَٱتَّبِعُونِۚ هَـٰذَا صِرَ ٰطࣱ مُّسۡتَقِیمࣱ
İngilizce

And (Jesus) shall be a Sign (for the coming of) the Hour (of Judgment): therefore have no doubt about the (Hour), but follow ye Me: this is a Straight Way

turkish

O kıyametin kopacağını bildirir; o saatin geleceğinden şüphe etmeyin, Bana uyun, bu doğru yoldur

43 (Az-Zukhruf) Sure
61 Ayet
494 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَا یَصُدَّنَّكُمُ ٱلشَّیۡطَـٰنُۖ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوࣱّ مُّبِینࣱ
İngilizce

Let not the Evil One hinder you: for he is to you an enemy avowed

turkish

Sakın şeytan sizi bu yoldan alıkoymasın; şüphesiz o size apaçık bir düşmandır

43 (Az-Zukhruf) Sure
62 Ayet
494 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَمَّا جَاۤءَ عِیسَىٰ بِٱلۡبَیِّنَـٰتِ قَالَ قَدۡ جِئۡتُكُم بِٱلۡحِكۡمَةِ وَلِأُبَیِّنَ لَكُم بَعۡضَ ٱلَّذِی تَخۡتَلِفُونَ فِیهِۖ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِیعُونِ
İngilizce

When Jesus came with Clear Signs, he said: "Now have I come to you with Wisdom, and in order to make clear to you some of the (points) on which ye dispute: therefore fear Allah and obey me

turkish

İsa, belgeleri getirdiği zaman demişti ki: "Size hikmetle ve ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklamak üzere geldim. Allah'a karşı gelmekten sakının, bana itaat edin

43 (Az-Zukhruf) Sure
63 Ayet
494 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ رَبِّی وَرَبُّكُمۡ فَٱعۡبُدُوهُۚ هَـٰذَا صِرَ ٰطࣱ مُّسۡتَقِیمࣱ
İngilizce

For Allah, He is my Lord and your Lord: so worship ye Him: this is a Straight Way

turkish

Doğrusu Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir, artık O'na kulluk edin, bu, doğru yoldur

43 (Az-Zukhruf) Sure
64 Ayet
494 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱخۡتَلَفَ ٱلۡأَحۡزَابُ مِنۢ بَیۡنِهِمۡۖ فَوَیۡلࣱ لِّلَّذِینَ ظَلَمُوا۟ مِنۡ عَذَابِ یَوۡمٍ أَلِیمٍ
İngilizce

But sects from among themselves fell into disagreement: then woe to the wrong-doers, from the Penalty of a Grievous Day

turkish

Ama, aralarında guruplaştılar, ayrılığa düştüler. Kıyamet gününün can yakıcı azabına uğrayacak zalimlerin vay haline

43 (Az-Zukhruf) Sure
65 Ayet
494 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
هَلۡ یَنظُرُونَ إِلَّا ٱلسَّاعَةَ أَن تَأۡتِیَهُم بَغۡتَةࣰ وَهُمۡ لَا یَشۡعُرُونَ
İngilizce

Do they only wait for the Hour - that it should come on them all of a sudden, while they perceive not

turkish

Onlar farkında değillerken kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar

43 (Az-Zukhruf) Sure
66 Ayet
494 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱلۡأَخِلَّاۤءُ یَوۡمَئِذِۭ بَعۡضُهُمۡ لِبَعۡضٍ عَدُوٌّ إِلَّا ٱلۡمُتَّقِینَ
İngilizce

Friends on that day will be foes, one to another,- except the Righteous

turkish

O gün Allah'a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dost olanlar birbirine düşman olurlar

43 (Az-Zukhruf) Sure
67 Ayet
494 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَـٰعِبَادِ لَا خَوۡفٌ عَلَیۡكُمُ ٱلۡیَوۡمَ وَلَاۤ أَنتُمۡ تَحۡزَنُونَ
İngilizce

My devotees! no fear shall be on you that Day, nor shall ye grieve

turkish

Allah: "Ey kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz" der

43 (Az-Zukhruf) Sure
68 Ayet
494 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱلَّذِینَ ءَامَنُوا۟ بِءَایَـٰتِنَا وَكَانُوا۟ مُسۡلِمِینَ
İngilizce

(Being) those who have believed in Our Signs and bowed (their wills to Ours) in Islam

turkish

Bunlar, ayetlerimize inanmış ve kendilerini Bize vermişlerdir

43 (Az-Zukhruf) Sure
69 Ayet
494 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱدۡخُلُوا۟ ٱلۡجَنَّةَ أَنتُمۡ وَأَزۡوَ ٰجُكُمۡ تُحۡبَرُونَ
İngilizce

Enter ye the Garden, ye and your wives, in (beauty and) rejoicing

turkish

Şöyle denir: "Siz ve eşleriniz, ağırlanmış olarak cennete giriniz

43 (Az-Zukhruf) Sure
70 Ayet
494 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یُطَافُ عَلَیۡهِم بِصِحَافࣲ مِّن ذَهَبࣲ وَأَكۡوَابࣲۖ وَفِیهَا مَا تَشۡتَهِیهِ ٱلۡأَنفُسُ وَتَلَذُّ ٱلۡأَعۡیُنُۖ وَأَنتُمۡ فِیهَا خَـٰلِدُونَ
İngilizce

To them will be passed round, dishes and goblets of gold: there will be there all that the souls could desire, all that their eyes could delight in: and ye shall abide therein (for eye)

turkish

Onlar için altın kadeh ve tepsiler dolaştırılır, canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedi kalacaksınız

43 (Az-Zukhruf) Sure
71 Ayet
494 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَتِلۡكَ ٱلۡجَنَّةُ ٱلَّتِیۤ أُورِثۡتُمُوهَا بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
İngilizce

Such will be the Garden of which ye are made heirs for your (good) deeds (in life)

turkish

İşlediklerinize karşılık, size miras verilen işte bu cennettir

43 (Az-Zukhruf) Sure
72 Ayet
494 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَكُمۡ فِیهَا فَـٰكِهَةࣱ كَثِیرَةࣱ مِّنۡهَا تَأۡكُلُونَ
İngilizce

Ye shall have therein abundance of fruit, from which ye shall have satisfaction

turkish

Orada sizin için bol yemiş vardır, onlardan yersiniz

43 (Az-Zukhruf) Sure
73 Ayet
494 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ ٱلۡمُجۡرِمِینَ فِی عَذَابِ جَهَنَّمَ خَـٰلِدُونَ
İngilizce

The sinners will be in the Punishment of Hell, to dwell therein (for aye)

turkish

Doğrusu suçlular, temelli kalacakları cehennemin azabı içindedirler

43 (Az-Zukhruf) Sure
74 Ayet
495 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَا یُفَتَّرُ عَنۡهُمۡ وَهُمۡ فِیهِ مُبۡلِسُونَ
İngilizce

Nowise will the (Punishment) be lightened for them, and in despair will they be there overwhelmed

turkish

Azaba hiç ara verilmez, onlar orada tamamen umutsuzdurlar

43 (Az-Zukhruf) Sure
75 Ayet
495 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَا ظَلَمۡنَـٰهُمۡ وَلَـٰكِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلظَّـٰلِمِینَ
İngilizce

Nowise shall We be unjust to them: but it is they who have been unjust themselves

turkish

Biz onlara zulmetmedik, ama onlar zalim kimselerdi

43 (Az-Zukhruf) Sure
76 Ayet
495 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَنَادَوۡا۟ یَـٰمَـٰلِكُ لِیَقۡضِ عَلَیۡنَا رَبُّكَۖ قَالَ إِنَّكُم مَّـٰكِثُونَ
İngilizce

They will cry: "O Malik! would that thy Lord put an end to us!" He will say, "Nay, but ye shall abide

turkish

Cehennemde şöyle seslenilir: "Ey Nöbetçi! Rabbin hiç değilse canımızı alsın." Nöbetçi: "Siz böyle kalacaksınız" der

43 (Az-Zukhruf) Sure
77 Ayet
495 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَقَدۡ جِئۡنَـٰكُم بِٱلۡحَقِّ وَلَـٰكِنَّ أَكۡثَرَكُمۡ لِلۡحَقِّ كَـٰرِهُونَ
İngilizce

Verily We have brought the Truth to you: but most of you have a hatred for Truth

turkish

And olsun ki, size gerçeği getirdik; fakat çoğunuz gerçeği sevmiyorsunuz

43 (Az-Zukhruf) Sure
78 Ayet
495 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَمۡ أَبۡرَمُوۤا۟ أَمۡرࣰا فَإِنَّا مُبۡرِمُونَ
İngilizce

What! have they settled some plan (among themselves)? But it is We Who settle things

turkish

Yoksa bir işe mi karar verdiler? Doğrusu Biz de kararlıyız

43 (Az-Zukhruf) Sure
79 Ayet
495 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَمۡ یَحۡسَبُونَ أَنَّا لَا نَسۡمَعُ سِرَّهُمۡ وَنَجۡوَىٰهُمۚ بَلَىٰ وَرُسُلُنَا لَدَیۡهِمۡ یَكۡتُبُونَ
İngilizce

Or do they think that We hear not their secrets and their private counsels? Indeed (We do), and Our messengers are by them, to record

turkish

Yoksa, kendilerinin gizli veya açık konuşmalarını duymayız mı sanırlar? Hayır; öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz yazmaktadır

43 (Az-Zukhruf) Sure
80 Ayet
495 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قُلۡ إِن كَانَ لِلرَّحۡمَـٰنِ وَلَدࣱ فَأَنَا۠ أَوَّلُ ٱلۡعَـٰبِدِینَ
İngilizce

Say: "If (Allah) Most Gracious had a son, I would be the first to worship

turkish

De ki: "Eğer Rahman olan Allah'ın çocuğu olsa, kulluk edenlerin ilki ben olurdum

43 (Az-Zukhruf) Sure
81 Ayet
495 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
سُبۡحَـٰنَ رَبِّ ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ رَبِّ ٱلۡعَرۡشِ عَمَّا یَصِفُونَ
İngilizce

Glory to the Lord of the heavens and the earth, the Lord of the Throne (of Authority)! (He is free) from the things they attribute (to him)

turkish

Göklerin ve yerin Rabbi, Arşın Rabbi onların vasıflandırmalarından münezzehtir

43 (Az-Zukhruf) Sure
82 Ayet
495 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَذَرۡهُمۡ یَخُوضُوا۟ وَیَلۡعَبُوا۟ حَتَّىٰ یُلَـٰقُوا۟ یَوۡمَهُمُ ٱلَّذِی یُوعَدُونَ
İngilizce

So leave them to babble and play (with vanities) until they meet that Day of theirs, which they have been promised

turkish

Bırak onları, kendilerine söz verilen güne kavuşana kadar, dalsınlar, oynasınlar

43 (Az-Zukhruf) Sure
83 Ayet
495 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَهُوَ ٱلَّذِی فِی ٱلسَّمَاۤءِ إِلَـٰهࣱ وَفِی ٱلۡأَرۡضِ إِلَـٰهࣱۚ وَهُوَ ٱلۡحَكِیمُ ٱلۡعَلِیمُ
İngilizce

It is He Who is Allah in heaven and Allah on earth; and He is full of Wisdom and Knowledge

turkish

Gökte de Tanrı, yerde de Tanrı O'dur. Hakim olan, her şeyi bilen O'dur

43 (Az-Zukhruf) Sure
84 Ayet
495 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَتَبَارَكَ ٱلَّذِی لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَیۡنَهُمَا وَعِندَهُۥ عِلۡمُ ٱلسَّاعَةِ وَإِلَیۡهِ تُرۡجَعُونَ
İngilizce

And blessed is He to Whom belongs the dominion of the heavens and the earth, and all between them: with Him is the Knowledge of the Hour (of Judgment): and to Him shall ye be brought back

turkish

Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı kendisinin olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek O'na aittir. O'na döneceksiniz

43 (Az-Zukhruf) Sure
85 Ayet
495 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَا یَمۡلِكُ ٱلَّذِینَ یَدۡعُونَ مِن دُونِهِ ٱلشَّفَـٰعَةَ إِلَّا مَن شَهِدَ بِٱلۡحَقِّ وَهُمۡ یَعۡلَمُونَ
İngilizce

And those whom they invoke besides Allah have no power of intercession;- only he who bears witness to the Truth, and they know (him)

turkish

Allah'ı bırakıp yalvardıkları şeyler, şefaat edemezler. Ancak hakkı bilip ona şahidlik edenler bunun dışındadır

43 (Az-Zukhruf) Sure
86 Ayet
495 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَئِن سَأَلۡتَهُم مَّنۡ خَلَقَهُمۡ لَیَقُولُنَّ ٱللَّهُۖ فَأَنَّىٰ یُؤۡفَكُونَ
İngilizce

If thou ask them, who created them, they will certainly say, Allah: How then are they deluded away (from the Truth)

turkish

And olsun ki, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan: "Allah" derler. Öyleyken nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar

43 (Az-Zukhruf) Sure
87 Ayet
495 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَقِیلِهِۦ یَـٰرَبِّ إِنَّ هَـٰۤؤُلَاۤءِ قَوۡمࣱ لَّا یُؤۡمِنُونَ
İngilizce

(Allah has knowledge) of the (Prophet's) cry, "O my Lord! Truly these are people who will not believe

turkish

Onlar hakkında: "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir millettir" demesi üzerine Allah: "Onlardan geç, esenlik dile; yakında bileceklerdir" buyurdu

43 (Az-Zukhruf) Sure
88 Ayet
495 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱصۡفَحۡ عَنۡهُمۡ وَقُلۡ سَلَـٰمࣱۚ فَسَوۡفَ یَعۡلَمُونَ
İngilizce

But turn away from them, and say "Peace!" But soon shall they know

turkish

Onlar hakkında: "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir millettir" demesi üzerine Allah: "Onlardan geç, esenlik dile; yakında bileceklerdir" buyurdu

43 (Az-Zukhruf) Sure
89 Ayet
495 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
حمۤ
İngilizce

Ha-Mim

turkish

Ha, Mim

44 (Ad-Dukhan) Sure
1 Ayet
496 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱلۡكِتَـٰبِ ٱلۡمُبِینِ
İngilizce

By the Book that makes things clear

turkish

Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız

44 (Ad-Dukhan) Sure
2 Ayet
496 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّاۤ أَنزَلۡنَـٰهُ فِی لَیۡلَةࣲ مُّبَـٰرَكَةٍۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِینَ
İngilizce

We sent it down during a Blessed Night: for We (ever) wish to warn (against Evil)

turkish

Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız

44 (Ad-Dukhan) Sure
3 Ayet
496 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فِیهَا یُفۡرَقُ كُلُّ أَمۡرٍ حَكِیمٍ
İngilizce

In the (Night) is made distinct every affair of wisdom

turkish

Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir

44 (Ad-Dukhan) Sure
4 Ayet
496 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَمۡرࣰا مِّنۡ عِندِنَاۤۚ إِنَّا كُنَّا مُرۡسِلِینَ
İngilizce

By command, from Our Presence. For We (ever) send (revelations)

turkish

Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir

44 (Ad-Dukhan) Sure
5 Ayet
496 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
رَحۡمَةࣰ مِّن رَّبِّكَۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِیعُ ٱلۡعَلِیمُ
İngilizce

As Mercy from thy Lord: for He hears and knows (all things)

turkish

Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir

44 (Ad-Dukhan) Sure
6 Ayet
496 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
رَبِّ ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَیۡنَهُمَاۤۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِینَ
İngilizce

The Lord of the heavens and the earth and all between them, if ye (but) have an assured faith

turkish

Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir

44 (Ad-Dukhan) Sure
7 Ayet
496 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَاۤ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ یُحۡیِۦ وَیُمِیتُۖ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَاۤئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِینَ
İngilizce

There is no god but He: It is He Who gives life and gives death,- The Lord and Cherisher to you and your earliest ancestors

turkish

O'ndan başka tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki atalarınızın da Rabbidir

44 (Ad-Dukhan) Sure
8 Ayet
496 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
بَلۡ هُمۡ فِی شَكࣲّ یَلۡعَبُونَ
İngilizce

Yet they play about in doubt

turkish

Ama inkarcılar, dirilmekten şüphededirler, bunu eğlenceye alırlar

44 (Ad-Dukhan) Sure
9 Ayet
496 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱرۡتَقِبۡ یَوۡمَ تَأۡتِی ٱلسَّمَاۤءُ بِدُخَانࣲ مُّبِینࣲ
İngilizce

Then watch thou for the Day that the sky will bring forth a kind of smoke (or mist) plainly visible

turkish

Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır

44 (Ad-Dukhan) Sure
10 Ayet
496 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَغۡشَى ٱلنَّاسَۖ هَـٰذَا عَذَابٌ أَلِیمࣱ
İngilizce

Enveloping the people: this will be a Penalty Grievous

turkish

Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır

44 (Ad-Dukhan) Sure
11 Ayet
496 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
رَّبَّنَا ٱكۡشِفۡ عَنَّا ٱلۡعَذَابَ إِنَّا مُؤۡمِنُونَ
İngilizce

(They will say:) "Our Lord! remove the Penalty from us, for we do really believe

turkish

İnsanlar: "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız" derler

44 (Ad-Dukhan) Sure
12 Ayet
496 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكۡرَىٰ وَقَدۡ جَاۤءَهُمۡ رَسُولࣱ مُّبِینࣱ
İngilizce

How shall the message be (effectual) for them, seeing that an Messenger explaining things clearly has (already) come to them

turkish

Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi

44 (Ad-Dukhan) Sure
13 Ayet
496 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ثُمَّ تَوَلَّوۡا۟ عَنۡهُ وَقَالُوا۟ مُعَلَّمࣱ مَّجۡنُونٌ
İngilizce

Yet they turn away from him and say: "Tutored (by others), a man possessed

turkish

Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi

44 (Ad-Dukhan) Sure
14 Ayet
496 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّا كَاشِفُوا۟ ٱلۡعَذَابِ قَلِیلًاۚ إِنَّكُمۡ عَاۤئِدُونَ
İngilizce

We shall indeed remove the Penalty for a while, (but) truly ye will revert (to your ways)

turkish

Biz sizden azabı az bir süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz

44 (Ad-Dukhan) Sure
15 Ayet
496 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَوۡمَ نَبۡطِشُ ٱلۡبَطۡشَةَ ٱلۡكُبۡرَىٰۤ إِنَّا مُنتَقِمُونَ
İngilizce

One day We shall seize you with a mighty onslaught: We will indeed (then) exact Retribution

turkish

Onları çarptıkça çarpacağımız gün öcümüzü şüphesiz alırız

44 (Ad-Dukhan) Sure
16 Ayet
496 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ وَلَقَدۡ فَتَنَّا قَبۡلَهُمۡ قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَ وَجَاۤءَهُمۡ رَسُولࣱ كَرِیمٌ
İngilizce

We did, before them, try the people of Pharaoh: there came to them a messenger most honourable

turkish

And olsun ki, onlardan önce, Firavun milletini denemiştik. Onlara gelen değerli bir peygamber demişti ki

44 (Ad-Dukhan) Sure
17 Ayet
496 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَنۡ أَدُّوۤا۟ إِلَیَّ عِبَادَ ٱللَّهِۖ إِنِّی لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِینࣱ
İngilizce

Saying: "Restore to me the Servants of Allah: I am to you an messenger worthy of all trust

turkish

Ey Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

44 (Ad-Dukhan) Sure
18 Ayet
496 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَن لَّا تَعۡلُوا۟ عَلَى ٱللَّهِۖ إِنِّیۤ ءَاتِیكُم بِسُلۡطَـٰنࣲ مُّبِینࣲ
İngilizce

And be not arrogant as against Allah: for I come to you with authority manifest

turkish

Allah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın; doğrusu ben size apaçık bir delil getirdim

44 (Ad-Dukhan) Sure
19 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنِّی عُذۡتُ بِرَبِّی وَرَبِّكُمۡ أَن تَرۡجُمُونِ
İngilizce

For me, I have sought safety with my Lord and your Lord, against your injuring me

turkish

Beni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım

44 (Ad-Dukhan) Sure
20 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِن لَّمۡ تُؤۡمِنُوا۟ لِی فَٱعۡتَزِلُونِ
İngilizce

If ye believe me not, at least keep yourselves away from me

turkish

Bana inanmazsanız, başımdan çekilin

44 (Ad-Dukhan) Sure
21 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَدَعَا رَبَّهُۥۤ أَنَّ هَـٰۤؤُلَاۤءِ قَوۡمࣱ مُّجۡرِمُونَ
İngilizce

(But they were aggressive:) then he cried to his Lord: "These are indeed a people given to sin

turkish

Bunlar, suçlu bir millet olduğu için, Rabbine yardım etmesi için yalvardı

44 (Ad-Dukhan) Sure
22 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَسۡرِ بِعِبَادِی لَیۡلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
İngilizce

(The reply came:) "March forth with My Servants by night: for ye are sure to be pursued

turkish

Allah da şöyle buyurdu: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız

44 (Ad-Dukhan) Sure
23 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱتۡرُكِ ٱلۡبَحۡرَ رَهۡوًاۖ إِنَّهُمۡ جُندࣱ مُّغۡرَقُونَ
İngilizce

And leave the sea as a furrow (divided): for they are a host (destined) to be drowned

turkish

Denizi sakin iken geride bırak, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur

44 (Ad-Dukhan) Sure
24 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَمۡ تَرَكُوا۟ مِن جَنَّـٰتࣲ وَعُیُونࣲ
İngilizce

How many were the gardens and springs they left behind

turkish

Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı

44 (Ad-Dukhan) Sure
25 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَزُرُوعࣲ وَمَقَامࣲ كَرِیمࣲ
İngilizce

And corn-fields and noble buildings

turkish

Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı

44 (Ad-Dukhan) Sure
26 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَنَعۡمَةࣲ كَانُوا۟ فِیهَا فَـٰكِهِینَ
İngilizce

And wealth (and conveniences of life), wherein they had taken such delight

turkish

Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı

44 (Ad-Dukhan) Sure
27 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَذَ ٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَـٰهَا قَوۡمًا ءَاخَرِینَ
İngilizce

Thus (was their end)! And We made other people inherit (those things)

turkish

Bu böyledir; onları başka bir millete miras bıraktık

44 (Ad-Dukhan) Sure
28 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَمَا بَكَتۡ عَلَیۡهِمُ ٱلسَّمَاۤءُ وَٱلۡأَرۡضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِینَ
İngilizce

And neither heaven nor earth shed a tear over them: nor were they given a respite (again)

turkish

Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı

44 (Ad-Dukhan) Sure
29 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَقَدۡ نَجَّیۡنَا بَنِیۤ إِسۡرَ ٰۤءِیلَ مِنَ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡمُهِینِ
İngilizce

We did deliver aforetime the Children of Israel from humiliating Punishment

turkish

And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık

44 (Ad-Dukhan) Sure
30 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
مِن فِرۡعَوۡنَۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِیࣰا مِّنَ ٱلۡمُسۡرِفِینَ
İngilizce

Inflicted by Pharaoh, for he was arrogant (even) among inordinate transgressors

turkish

And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık

44 (Ad-Dukhan) Sure
31 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَقَدِ ٱخۡتَرۡنَـٰهُمۡ عَلَىٰ عِلۡمٍ عَلَى ٱلۡعَـٰلَمِینَ
İngilizce

And We chose them aforetime above the nations, knowingly

turkish

And olsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık

44 (Ad-Dukhan) Sure
32 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَءَاتَیۡنَـٰهُم مِّنَ ٱلۡءَایَـٰتِ مَا فِیهِ بَلَـٰۤؤࣱا۟ مُّبِینٌ
İngilizce

And granted them Signs in which there was a manifest trial

turkish

Onlara, her birinde açıkça bir imtihan bulunan, mucizeler verdik

44 (Ad-Dukhan) Sure
33 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ هَـٰۤؤُلَاۤءِ لَیَقُولُونَ
İngilizce

As to these (Quraish), they say forsooth

turkish

Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler

44 (Ad-Dukhan) Sure
34 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنۡ هِیَ إِلَّا مَوۡتَتُنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُنشَرِینَ
İngilizce

There is nothing beyond our first death, and we shall not be raised again

turkish

Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler

44 (Ad-Dukhan) Sure
35 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأۡتُوا۟ بِءَابَاۤئِنَاۤ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِینَ
İngilizce

Then bring (back) our forefathers, if what ye say is true

turkish

Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler

44 (Ad-Dukhan) Sure
36 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَهُمۡ خَیۡرٌ أَمۡ قَوۡمُ تُبَّعࣲ وَٱلَّذِینَ مِن قَبۡلِهِمۡ أَهۡلَكۡنَـٰهُمۡۚ إِنَّهُمۡ كَانُوا۟ مُجۡرِمِینَ
İngilizce

What! Are they better than the people of Tubba and those who were before them? We destroyed them because they were guilty of sin

turkish

Bunlar mı daha üstün yoksa Tubba milleti ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmişizdir, çünkü onlar suçlu idiler

44 (Ad-Dukhan) Sure
37 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَیۡنَهُمَا لَـٰعِبِینَ
İngilizce

We created not the heavens, the earth, and all between them, merely in (idle) sport

turkish

Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık

44 (Ad-Dukhan) Sure
38 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
مَا خَلَقۡنَـٰهُمَاۤ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَلَـٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا یَعۡلَمُونَ
İngilizce

We created them not except for just ends: but most of them do not understand

turkish

Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler

44 (Ad-Dukhan) Sure
39 Ayet
497 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ یَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ مِیقَـٰتُهُمۡ أَجۡمَعِینَ
İngilizce

Verily the Day of sorting out is the time appointed for all of them

turkish

Doğrusu hüküm günü hepsinin bir arada bulunacağı gündür

44 (Ad-Dukhan) Sure
40 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَوۡمَ لَا یُغۡنِی مَوۡلًى عَن مَّوۡلࣰى شَیۡءࣰا وَلَا هُمۡ یُنصَرُونَ
İngilizce

The Day when no protector can avail his client in aught, and no help can they receive

turkish

O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler

44 (Ad-Dukhan) Sure
41 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلرَّحِیمُ
İngilizce

Except such as receive Allah's Mercy: for He is Exalted in Might, Most Merciful

turkish

Yalnız, Allah'ın merhamet ettiği kimseler bunların dışındadır. O, şüphesiz güçlüdür, merhametlidir

44 (Ad-Dukhan) Sure
42 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ
İngilizce

Verily the tree of Zaqqum

turkish

Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir

44 (Ad-Dukhan) Sure
43 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
طَعَامُ ٱلۡأَثِیمِ
İngilizce

Will be the food of the Sinful

turkish

Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir

44 (Ad-Dukhan) Sure
44 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَٱلۡمُهۡلِ یَغۡلِی فِی ٱلۡبُطُونِ
İngilizce

Like molten brass; it will boil in their insides

turkish

Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir

44 (Ad-Dukhan) Sure
45 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَغَلۡیِ ٱلۡحَمِیمِ
İngilizce

Like the boiling of scalding water

turkish

Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir

44 (Ad-Dukhan) Sure
46 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
خُذُوهُ فَٱعۡتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَاۤءِ ٱلۡجَحِیمِ
İngilizce

A voice will cry: "Seize ye him and drag him into the midst of the Blazing Fire

turkish

Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir

44 (Ad-Dukhan) Sure
47 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ثُمَّ صُبُّوا۟ فَوۡقَ رَأۡسِهِۦ مِنۡ عَذَابِ ٱلۡحَمِیمِ
İngilizce

Then pour over his head the Penalty of Boiling Water

turkish

Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir

44 (Ad-Dukhan) Sure
48 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ذُقۡ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلۡكَرِیمُ
İngilizce

Taste thou (this)! Truly wast thou mighty, full of honour

turkish

Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir

44 (Ad-Dukhan) Sure
49 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ هَـٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمۡتَرُونَ
İngilizce

Truly this is what ye used to doubt

turkish

Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir

44 (Ad-Dukhan) Sure
50 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِینَ فِی مَقَامٍ أَمِینࣲ
İngilizce

As to the Righteous (they will be) in a position of Security

turkish

Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar

44 (Ad-Dukhan) Sure
51 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فِی جَنَّـٰتࣲ وَعُیُونࣲ
İngilizce

Among Gardens and Springs

turkish

Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar

44 (Ad-Dukhan) Sure
52 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَلۡبَسُونَ مِن سُندُسࣲ وَإِسۡتَبۡرَقࣲ مُّتَقَـٰبِلِینَ
İngilizce

Dressed in fine silk and in rich brocade, they will face each other

turkish

İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar

44 (Ad-Dukhan) Sure
53 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَذَ ٰلِكَ وَزَوَّجۡنَـٰهُم بِحُورٍ عِینࣲ
İngilizce

So; and We shall join them to fair women with beautiful, big, and lustrous eyes

turkish

Bu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz

44 (Ad-Dukhan) Sure
54 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَدۡعُونَ فِیهَا بِكُلِّ فَـٰكِهَةٍ ءَامِنِینَ
İngilizce

There can they call for every kind of fruit in peace and security

turkish

Orada, güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler

44 (Ad-Dukhan) Sure
55 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَا یَذُوقُونَ فِیهَا ٱلۡمَوۡتَ إِلَّا ٱلۡمَوۡتَةَ ٱلۡأُولَىٰۖ وَوَقَىٰهُمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِیمِ
İngilizce

Nor will they there taste Death, except the first death; and He will preserve them from the Penalty of the Blazing Fire

turkish

Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur

44 (Ad-Dukhan) Sure
56 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَضۡلࣰا مِّن رَّبِّكَۚ ذَ ٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِیمُ
İngilizce

As a Bounty from thy Lord! that will be the supreme achievement

turkish

Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur

44 (Ad-Dukhan) Sure
57 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَإِنَّمَا یَسَّرۡنَـٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمۡ یَتَذَكَّرُونَ
İngilizce

Verily, We have made this (Qur'an) easy, in thy tongue, in order that they may give heed

turkish

Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler

44 (Ad-Dukhan) Sure
58 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱرۡتَقِبۡ إِنَّهُم مُّرۡتَقِبُونَ
İngilizce

So wait thou and watch; for they (too) are waiting

turkish

Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler

44 (Ad-Dukhan) Sure
59 Ayet
498 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
حمۤ
İngilizce

Ha-Mim

turkish

Ha, Mim

45 (Al-Jathiyah) Sure
1 Ayet
499 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
تَنزِیلُ ٱلۡكِتَـٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلۡعَزِیزِ ٱلۡحَكِیمِ
İngilizce

The revelation of the Book is from Allah the Exalted in Power, Full of Wisdom

turkish

Kitap'ın indirilmesi, güçlü ve Hakim olan Allah katındandır

45 (Al-Jathiyah) Sure
2 Ayet
499 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ فِی ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ لَءَایَـٰتࣲ لِّلۡمُؤۡمِنِینَ
İngilizce

Verily in the heavens and the earth, are Signs for those who believe

turkish

Göklerde ve yerde inananlara nice dersler vardır

45 (Al-Jathiyah) Sure
3 Ayet
499 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَفِی خَلۡقِكُمۡ وَمَا یَبُثُّ مِن دَاۤبَّةٍ ءَایَـٰتࣱ لِّقَوۡمࣲ یُوقِنُونَ
İngilizce

And in the creation of yourselves and the fact that animals are scattered (through the earth), are Signs for those of assured Faith

turkish

Ey insanlar! Sizin yaratılmanızda ve canlıların yeryüzünde yayılmasında, kesin olarak inanan kimseler için ibretler vardır

45 (Al-Jathiyah) Sure
4 Ayet
499 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱخۡتِلَـٰفِ ٱلَّیۡلِ وَٱلنَّهَارِ وَمَاۤ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلسَّمَاۤءِ مِن رِّزۡقࣲ فَأَحۡیَا بِهِ ٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ مَوۡتِهَا وَتَصۡرِیفِ ٱلرِّیَـٰحِ ءَایَـٰتࣱ لِّقَوۡمࣲ یَعۡقِلُونَ
İngilizce

And in the alternation of Night and Day, and the fact that Allah sends down Sustenance from the sky, and revives therewith the earth after its death, and in the change of the winds,- are Signs for those that are wise

turkish

Gece ile gündüzün birbiri ardından gelmesinde, gökten, Allah'ın rızık vermek için yağmur indirip, yeri onunla, ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgarları yönetmesinde, akleden kimseler için dersler vardır

45 (Al-Jathiyah) Sure
5 Ayet
499 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
تِلۡكَ ءَایَـٰتُ ٱللَّهِ نَتۡلُوهَا عَلَیۡكَ بِٱلۡحَقِّۖ فَبِأَیِّ حَدِیثِۭ بَعۡدَ ٱللَّهِ وَءَایَـٰتِهِۦ یُؤۡمِنُونَ
İngilizce

Such are the Signs of Allah, which We rehearse to thee in Truth; then in what exposition will they believe after (rejecting) Allah and His Signs

turkish

İşte sana gerçek olarak anlattığımız bunlar, Allah'ın varlığının delilleridir. Artık Allah'tan ve O'nun delillerinden sonra hangi söze inanırlar

45 (Al-Jathiyah) Sure
6 Ayet
499 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَیۡلࣱ لِّكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِیمࣲ
İngilizce

Woe to each sinful dealer in Falsehoods

turkish

Kendine okunan Allah'ın ayetlerini dinleyip, sonra, onları hiç duymamış gibi büyüklük taslamakta direnen, yalancı ve günahkar kişinin vay haline! Ona can yakıcı bir azap müjdele

45 (Al-Jathiyah) Sure
7 Ayet
499 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَسۡمَعُ ءَایَـٰتِ ٱللَّهِ تُتۡلَىٰ عَلَیۡهِ ثُمَّ یُصِرُّ مُسۡتَكۡبِرࣰا كَأَن لَّمۡ یَسۡمَعۡهَاۖ فَبَشِّرۡهُ بِعَذَابٍ أَلِیمࣲ
İngilizce

He hears the Signs of Allah rehearsed to him, yet is obstinate and lofty, as if he had not heard them: then announce to him a Penalty Grievous

turkish

Kendine okunan Allah'ın ayetlerini dinleyip, sonra, onları hiç duymamış gibi büyüklük taslamakta direnen, yalancı ve günahkar kişinin vay haline! Ona can yakıcı bir azap müjdele

45 (Al-Jathiyah) Sure
8 Ayet
499 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِذَا عَلِمَ مِنۡ ءَایَـٰتِنَا شَیۡءًا ٱتَّخَذَهَا هُزُوًاۚ أُو۟لَـٰۤئِكَ لَهُمۡ عَذَابࣱ مُّهِینࣱ
İngilizce

And when he learns something of Our Signs, he takes them in jest: for such there will be a humiliating Penalty

turkish

Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde onu alaya alır. İşte bunlara alçaltıcı bir azap ve ardından da cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara bir fayda vermez. Büyük azap onlaradır

45 (Al-Jathiyah) Sure
9 Ayet
499 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
مِّن وَرَاۤئِهِمۡ جَهَنَّمُۖ وَلَا یُغۡنِی عَنۡهُم مَّا كَسَبُوا۟ شَیۡءࣰا وَلَا مَا ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَوۡلِیَاۤءَۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ عَظِیمٌ
İngilizce

In front of them is Hell: and of no profit to them is anything they may have earned, nor any protectors they may have taken to themselves besides Allah: for them is a tremendous Penalty

turkish

Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde onu alaya alır. İşte bunlara alçaltıcı bir azap ve ardından da cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara bir fayda vermez. Büyük azap onlaradır

45 (Al-Jathiyah) Sure
10 Ayet
499 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
هَـٰذَا هُدࣰىۖ وَٱلَّذِینَ كَفَرُوا۟ بِءَایَـٰتِ رَبِّهِمۡ لَهُمۡ عَذَابࣱ مِّن رِّجۡزٍ أَلِیمٌ
İngilizce

This is (true) Guidance and for those who reject the Signs of their Lord, is a grievous Penalty of abomination

turkish

İşte bu Kuran doğruluk rehberidir. Rablerinin ayetlerini inkar edenlere, onlara, tiksindiren, can yakan bir azap vardır

45 (Al-Jathiyah) Sure
11 Ayet
499 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ ٱللَّهُ ٱلَّذِی سَخَّرَ لَكُمُ ٱلۡبَحۡرَ لِتَجۡرِیَ ٱلۡفُلۡكُ فِیهِ بِأَمۡرِهِۦ وَلِتَبۡتَغُوا۟ مِن فَضۡلِهِۦ وَلَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
İngilizce

It is Allah Who has subjected the sea to you, that ships may sail through it by His command, that ye may seek of his Bounty, and that ye may be grateful

turkish

Emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, lütfedip verdiği rızkı aramanız için denizi buyruğunuz altına veren Allah'tır, belki artık şükredersiniz

45 (Al-Jathiyah) Sure
12 Ayet
499 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِی ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَمَا فِی ٱلۡأَرۡضِ جَمِیعࣰا مِّنۡهُۚ إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَءَایَـٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ یَتَفَكَّرُونَ
İngilizce

And He has subjected to you, as from Him, all that is in the heavens and on earth: Behold, in that are Signs indeed for those who reflect

turkish

Göklerde olanları, yerde olanları, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu bunlarda, düşünen kimseler için dersler vardır

45 (Al-Jathiyah) Sure
13 Ayet
499 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قُل لِّلَّذِینَ ءَامَنُوا۟ یَغۡفِرُوا۟ لِلَّذِینَ لَا یَرۡجُونَ أَیَّامَ ٱللَّهِ لِیَجۡزِیَ قَوۡمَۢا بِمَا كَانُوا۟ یَكۡسِبُونَ
İngilizce

Tell those who believe, to forgive those who do not look forward to the Days of Allah: It is for Him to recompense (for good or ill) each People according to what they have earned

turkish

İnanmışlara de ki: Allah'ın bir milleti yaptıklarına karşılık cezalandıracağı günlerin geleceğini ummayanları şimdilik bağışlasınlar

45 (Al-Jathiyah) Sure
14 Ayet
500 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
مَنۡ عَمِلَ صَـٰلِحࣰا فَلِنَفۡسِهِۦۖ وَمَنۡ أَسَاۤءَ فَعَلَیۡهَاۖ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُمۡ تُرۡجَعُونَ
İngilizce

If any one does a righteous deed, it ensures to the benefit of his own soul; if he does evil, it works against (his own soul). In the end will ye (all) be brought back to your Lord

turkish

Kim yararlı iş işlerse kendinedir; kim kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Sonra Rabbinize döndürülürsünüz

45 (Al-Jathiyah) Sure
15 Ayet
500 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَقَدۡ ءَاتَیۡنَا بَنِیۤ إِسۡرَ ٰۤءِیلَ ٱلۡكِتَـٰبَ وَٱلۡحُكۡمَ وَٱلنُّبُوَّةَ وَرَزَقۡنَـٰهُم مِّنَ ٱلطَّیِّبَـٰتِ وَفَضَّلۡنَـٰهُمۡ عَلَى ٱلۡعَـٰلَمِینَ
İngilizce

We did aforetime grant to the Children of Israel the Book the Power of Command, and Prophethood; We gave them, for Sustenance, things good and pure; and We favoured them above the nations

turkish

And olsun ki Biz, İsrailoğullarına Kitap, hüküm ve peygamberlik verdik; onları temiz şeylerle rızıklandırdık; onları dünyalara üstün kıldık

45 (Al-Jathiyah) Sure
16 Ayet
500 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَءَاتَیۡنَـٰهُم بَیِّنَـٰتࣲ مِّنَ ٱلۡأَمۡرِۖ فَمَا ٱخۡتَلَفُوۤا۟ إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ مَا جَاۤءَهُمُ ٱلۡعِلۡمُ بَغۡیَۢا بَیۡنَهُمۡۚ إِنَّ رَبَّكَ یَقۡضِی بَیۡنَهُمۡ یَوۡمَ ٱلۡقِیَـٰمَةِ فِیمَا كَانُوا۟ فِیهِ یَخۡتَلِفُونَ
İngilizce

And We granted them Clear Signs in affairs (of Religion): it was only after knowledge had been granted to them that they fell into schisms, through insolent envy among themselves. Verily thy Lord will judge between them on the Day of Judgment as to those matters in which they set up differences

turkish

Din konusunda, onlara belgeler verdik; ancak, kendilerine ilim geldikten sonra birbirini çekememezlikten ayrılığa düştüler. Rabbin kıyamet günü, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında şüphesiz aralarında hükmedecektir

45 (Al-Jathiyah) Sure
17 Ayet
500 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ثُمَّ جَعَلۡنَـٰكَ عَلَىٰ شَرِیعَةࣲ مِّنَ ٱلۡأَمۡرِ فَٱتَّبِعۡهَا وَلَا تَتَّبِعۡ أَهۡوَاۤءَ ٱلَّذِینَ لَا یَعۡلَمُونَ
İngilizce

Then We put thee on the (right) Way of Religion: so follow thou that (Way), and follow not the desires of those who know not

turkish

Sonra seni de din konusunda bir şeriat sahibi kıldık, ona uy; bilmeyenlerin heveslerine uyma

45 (Al-Jathiyah) Sure
18 Ayet
500 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّهُمۡ لَن یُغۡنُوا۟ عَنكَ مِنَ ٱللَّهِ شَیۡءࣰاۚ وَإِنَّ ٱلظَّـٰلِمِینَ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلِیَاۤءُ بَعۡضࣲۖ وَٱللَّهُ وَلِیُّ ٱلۡمُتَّقِینَ
İngilizce

They will be of no use to thee in the sight of Allah: it is only Wrong-doers (that stand as) protectors, one to another: but Allah is the Protector of the Righteous

turkish

Şüphesiz onlar, seni Allah'tan müstağni kılamazlar. Doğrusu zalimler birbirlerinin dostudurlar. Sakınanların dostu ise Allah'tır

45 (Al-Jathiyah) Sure
19 Ayet
500 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
هَـٰذَا بَصَـٰۤئِرُ لِلنَّاسِ وَهُدࣰى وَرَحۡمَةࣱ لِّقَوۡمࣲ یُوقِنُونَ
İngilizce

These are clear evidences to men and a Guidance and Mercy to those of assured Faith

turkish

Bu Kuran, insanlar için açık belgeler; kesin olarak inanan millet için doğruluk rehberi ve rahmettir

45 (Al-Jathiyah) Sure
20 Ayet
500 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَمۡ حَسِبَ ٱلَّذِینَ ٱجۡتَرَحُوا۟ ٱلسَّیِّءَاتِ أَن نَّجۡعَلَهُمۡ كَٱلَّذِینَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ سَوَاۤءࣰ مَّحۡیَاهُمۡ وَمَمَاتُهُمۡۚ سَاۤءَ مَا یَحۡكُمُونَ
İngilizce

What! Do those who seek after evil ways think that We shall hold them equal with those who believe and do righteous deeds,- that equal will be their life and their death? Ill is the judgment that they make

turkish

Yoksa, kötülük işleyen kimseler, ölümlerinde ve diriliklerinde kendilerini, inanıp yararlı iş işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar

45 (Al-Jathiyah) Sure
21 Ayet
500 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَخَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِٱلۡحَقِّ وَلِتُجۡزَىٰ كُلُّ نَفۡسِۭ بِمَا كَسَبَتۡ وَهُمۡ لَا یُظۡلَمُونَ
İngilizce

Allah created the heavens and the earth for just ends, and in order that each soul may find the recompense of what it has earned, and none of them be wronged

turkish

Allah gökleri ve yeri gerçekle yaratmıştır; her cana, kazandığının karşılığı verilir, onlara zulmedilmez

45 (Al-Jathiyah) Sure
22 Ayet
500 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَفَرَءَیۡتَ مَنِ ٱتَّخَذَ إِلَـٰهَهُۥ هَوَىٰهُ وَأَضَلَّهُ ٱللَّهُ عَلَىٰ عِلۡمࣲ وَخَتَمَ عَلَىٰ سَمۡعِهِۦ وَقَلۡبِهِۦ وَجَعَلَ عَلَىٰ بَصَرِهِۦ غِشَـٰوَةࣰ فَمَن یَهۡدِیهِ مِنۢ بَعۡدِ ٱللَّهِۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
İngilizce

Then seest thou such a one as takes as his god his own vain desire? Allah has, knowing (him as such), left him astray, and sealed his hearing and his heart (and understanding), and put a cover on his sight. Who, then, will guide him after Allah (has withdrawn Guidance)? Will ye not then receive admonition

turkish

Heva ve hevesini tanrı edinen, bilgisi olduğu halde Allah'ın şaşırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünü perdelediği kimseyi gördün mü? Onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Ey insanlar! Anlamaz mısınız

45 (Al-Jathiyah) Sure
23 Ayet
501 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَقَالُوا۟ مَا هِیَ إِلَّا حَیَاتُنَا ٱلدُّنۡیَا نَمُوتُ وَنَحۡیَا وَمَا یُهۡلِكُنَاۤ إِلَّا ٱلدَّهۡرُۚ وَمَا لَهُم بِذَ ٰلِكَ مِنۡ عِلۡمٍۖ إِنۡ هُمۡ إِلَّا یَظُنُّونَ
İngilizce

And they say: "What is there but our life in this world? We shall die and we live, and nothing but time can destroy us." But of that they have no knowledge: they merely conjecture

turkish

Hayat, ancak bu dünyadaki hayatımızdır. Ölürüz ve yaşarız; bizi ancak zamanın geçişi yokluğa sürükler" derler. Onların bu hususta bir bilgisi yoktur, sadece böyle sanırlar

45 (Al-Jathiyah) Sure
24 Ayet
501 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَیۡهِمۡ ءَایَـٰتُنَا بَیِّنَـٰتࣲ مَّا كَانَ حُجَّتَهُمۡ إِلَّاۤ أَن قَالُوا۟ ٱئۡتُوا۟ بِءَابَاۤئِنَاۤ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِینَ
İngilizce

And when Our Clear Signs are rehearsed to them their argument is nothing but this: They say, "Bring (back) our forefathers, if what ye say is true

turkish

Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman, delilleri yalnızca: "Doğru sözlü iseniz babalarımızı getirin bakalım" demek olur

45 (Al-Jathiyah) Sure
25 Ayet
501 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قُلِ ٱللَّهُ یُحۡیِیكُمۡ ثُمَّ یُمِیتُكُمۡ ثُمَّ یَجۡمَعُكُمۡ إِلَىٰ یَوۡمِ ٱلۡقِیَـٰمَةِ لَا رَیۡبَ فِیهِ وَلَـٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا یَعۡلَمُونَ
İngilizce

Say: "It is Allah Who gives you life, then gives you death; then He will gather you together for the Day of Judgment about which there is no doubt": But most men do not understand

turkish

De ki: "Sizi Allah diriltir, sonra öldürür, sonra sizi şüphe götürmeyen kıyamet gününde toplar. Ama insanların çoğu bilmezler

45 (Al-Jathiyah) Sure
26 Ayet
501 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَیَوۡمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ یَوۡمَئِذࣲ یَخۡسَرُ ٱلۡمُبۡطِلُونَ
İngilizce

To Allah belongs the dominion of the heavens and the earth, and the Day that the Hour of Judgment is established,- that Day will the dealers in Falsehood perish

turkish

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün, batıl sözlere uymuş olanlar hüsranda kalırlar

45 (Al-Jathiyah) Sure
27 Ayet
501 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَتَرَىٰ كُلَّ أُمَّةࣲ جَاثِیَةࣰۚ كُلُّ أُمَّةࣲ تُدۡعَىٰۤ إِلَىٰ كِتَـٰبِهَا ٱلۡیَوۡمَ تُجۡزَوۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
İngilizce

And thou wilt see every sect bowing the knee: Every sect will be called to its Record: "This Day shall ye be recompensed for all that ye did

turkish

Her ümmeti diz üstü çökmüş olarak görürsün. Her ümmet kitabına çağrılır. Onlara denir ki: "Bugün, size işlediğinizin karşılığı verilecektir

45 (Al-Jathiyah) Sure
28 Ayet
501 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
هَـٰذَا كِتَـٰبُنَا یَنطِقُ عَلَیۡكُم بِٱلۡحَقِّۚ إِنَّا كُنَّا نَسۡتَنسِخُ مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
İngilizce

This Our Record speaks about you with truth: For We were wont to put on Record all that ye did

turkish

Bu kitabımız gerçekten sizin aleyhinize konuşur. Biz yaptıklarınızı şüphesiz bir bir kaydediyorduk

45 (Al-Jathiyah) Sure
29 Ayet
501 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَمَّا ٱلَّذِینَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَیُدۡخِلُهُمۡ رَبُّهُمۡ فِی رَحۡمَتِهِۦۚ ذَ ٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡمُبِینُ
İngilizce

Then, as to those who believed and did righteous deeds, their Lord will admit them to His Mercy that will be the achievement for all to see

turkish

İnanıp, yararlı iş işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine garkeder. İşte bu, apaçık kurtuluştur

45 (Al-Jathiyah) Sure
30 Ayet
501 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَمَّا ٱلَّذِینَ كَفَرُوۤا۟ أَفَلَمۡ تَكُنۡ ءَایَـٰتِی تُتۡلَىٰ عَلَیۡكُمۡ فَٱسۡتَكۡبَرۡتُمۡ وَكُنتُمۡ قَوۡمࣰا مُّجۡرِمِینَ
İngilizce

But as to those who rejected Allah, (to them will be said): "Were not Our Signs rehearsed to you? But ye were arrogant, and were a people given to sin

turkish

Ama, inkar eden kimselere denir ki: "Ayetlerim size okunmuş, siz de büyüklenip suçlu bir millet olmuştunuz değil mi

45 (Al-Jathiyah) Sure
31 Ayet
501 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِذَا قِیلَ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقࣱّ وَٱلسَّاعَةُ لَا رَیۡبَ فِیهَا قُلۡتُم مَّا نَدۡرِی مَا ٱلسَّاعَةُ إِن نَّظُنُّ إِلَّا ظَنࣰّا وَمَا نَحۡنُ بِمُسۡتَیۡقِنِینَ
İngilizce

And when it was said that the promise of Allah was true, and that the Hour- there was no doubt about its (coming), ye used to say, 'We know not what is the hour: we only think it is an idea, and we have no firm assurance

turkish

Doğrusu Allah'ın verdiği söz gerçektir, kıyamet saati şüphe götürmez" dendiği zaman: "Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, yalnız yoktur sanıyoruz, buna dair kesin bir bilgi elde etmiş değiliz" derdiniz

45 (Al-Jathiyah) Sure
32 Ayet
501 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَبَدَا لَهُمۡ سَیِّءَاتُ مَا عَمِلُوا۟ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ یَسۡتَهۡزِءُونَ
İngilizce

Then will appear to them the evil (fruits) of what they did, and they will be completely encircled by that which they used to mock at

turkish

İşledikleri kötülükler kendilerine belli oldu ve onları, alaya aldıkları şeyler kuşatıp mahvetti

45 (Al-Jathiyah) Sure
33 Ayet
502 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَقِیلَ ٱلۡیَوۡمَ نَنسَىٰكُمۡ كَمَا نَسِیتُمۡ لِقَاۤءَ یَوۡمِكُمۡ هَـٰذَا وَمَأۡوَىٰكُمُ ٱلنَّارُ وَمَا لَكُم مِّن نَّـٰصِرِینَ
İngilizce

It will also be said: "This Day We will forget you as ye forgot the meeting of this Day of yours! and your abode is the Fire, and no helpers have ye

turkish

Onlara denir ki: "Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi Biz de sizi unuttuk; varacağınız yer ateştir, yardımcılarınız da yoktur

45 (Al-Jathiyah) Sure
34 Ayet
502 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ذَ ٰلِكُم بِأَنَّكُمُ ٱتَّخَذۡتُمۡ ءَایَـٰتِ ٱللَّهِ هُزُوࣰا وَغَرَّتۡكُمُ ٱلۡحَیَوٰةُ ٱلدُّنۡیَاۚ فَٱلۡیَوۡمَ لَا یُخۡرَجُونَ مِنۡهَا وَلَا هُمۡ یُسۡتَعۡتَبُونَ
İngilizce

This, because ye used to take the Signs of Allah in jest, and the life of the world deceived you:" (From) that Day, therefore, they shall not be taken out thence, nor shall they be received into Grace

turkish

Bu, Allah'ın ayetlerini alaya almanızdan ve dünya hayatının sizi aldatmış olmasından ötürüdür." O gün, ne oradan çıkarılırlar ve ne de özürleri dinlenir

45 (Al-Jathiyah) Sure
35 Ayet
502 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلِلَّهِ ٱلۡحَمۡدُ رَبِّ ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَرَبِّ ٱلۡأَرۡضِ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
İngilizce

Then Praise be to Allah, Lord of the heavens and Lord of the earth,- Lord and Cherisher of all the Worlds

turkish

Övülmek, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi olan Allah içindir

45 (Al-Jathiyah) Sure
36 Ayet
502 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَهُ ٱلۡكِبۡرِیَاۤءُ فِی ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلۡحَكِیمُ
İngilizce

To Him be glory throughout the heavens and the earth: and He is Exalted in Power, Full of Wisdom

turkish

Göklerde ve yerde azamet O'nundur, O, güçlüdür, Hakim'dir

45 (Al-Jathiyah) Sure
37 Ayet
502 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri