Cüzler 29
İngilizce
Blessed be He in Whose hands is Dominion; and He over all things hath Power
turkish
Hükümranlık elinde olan Allah yücedir ve O herşeye Kadir'dir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He Who created Death and Life, that He may try which of you is best in deed: and He is the Exalted in Might, Oft-Forgiving
turkish
Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için, ölümü ve dirimi (hayatı) yaratan O'dur. O, güçlüdür, bağışlayandır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He Who created the seven heavens one above another: No want of proportion wilt thou see in the Creation of (Allah) Most Gracious. So turn thy vision again: seest thou any flaw
turkish
Gökleri yedi kat üzerine yaratan O'dur. Rahman'ın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Again turn thy vision a second time: (thy) vision will come back to thee dull and discomfited, in a state worn out
turkish
Bir aksaklık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak; ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun düşer
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And we have, (from of old), adorned the lowest heaven with Lamps, and We have made such (Lamps) (as) missiles to drive away the Evil Ones, and have prepared for them the Penalty of the Blazing Fire
turkish
And olsun ki, yakın göğü kandillerle donattık, onları şeytanlar için taşlamalar yaptık ve şeytanlara çılgın alev azabını hazırladık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For those who reject their Lord (and Cherisher) is the Penalty of Hell: and evil is (such), Destination
turkish
Rablerini inkar eden kimseler için cehennem azabı vardır. Ne kötü bir dönüştür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
When they are cast therein, they will hear the (terrible) drawing in of its breath even as it blazes forth
turkish
Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Almost bursting with fury: Every time a Group is cast therein, its Keepers will ask, "Did no Warner come to you
turkish
Nerede ise öfkesinden paralanacak! İçine her bir topluluğun atılmasında, bekçileri onlara: "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?" diye sorarlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They will say: "Yes indeed; a Warner did come to us, but we rejected him and said, 'Allah never sent down any (Message): ye are nothing but an egregious delusion
turkish
Onlar: "Evet; doğrusu bize bir uyarıcı geldi, fakat biz yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içindesiniz demiştik" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They will further say: "Had we but listened or used our intelligence, we should not (now) be among the Companions of the Blazing Fire
turkish
Eğer kulak vermiş veya akletmiş olsaydık, çılgın alevli cehennemlikler içinde olmazdık" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They will then confess their sins: but far will be (Forgiveness) from the Companions of the Blazing Fire
turkish
Böylece, günahlarını itiraf ederler. Çılgın alevli cehennemlikler yok olsunlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
As for those who fear their Lord unseen, for them is Forgiveness and a great Reward
turkish
Doğrusu, görünmediği halde Rablerinden korkanlara, onlara, bağışlanma ve büyük ecir vardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And whether ye hide your word or publish it, He certainly has (full) knowledge, of the secrets of (all) hearts
turkish
Sizler, sözlerinizi gizleseniz de açıklasanız da birdir; O, kalblerde olanı bilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Should He not know,- He that created? and He is the One that understands the finest mysteries (and) is well-acquainted (with them)
turkish
Yaratan bilmez olur mu? O, Latif'tir, haberdardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
It is He Who has made the earth manageable for you, so traverse ye through its tracts and enjoy of the Sustenance which He furnishes: but unto Him is the Resurrection
turkish
Yeryüzünü, size boyun eğdiren O'dur; öyleyse yerin sırtlarında dolaşın, Allah'ın verdiği rızıktan yiyin; sonunda dönüş O'nadır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Do ye feel secure that He Who is in heaven will not cause you to be swallowed up by the earth when it shakes (as in an earthquake)
turkish
Gökte olanın sizi yerin dibine geçirmesinden güvende misiniz? O zaman, yer, sarsıldıkça sarsılır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Or do ye feel secure that He Who is in Heaven will not send against you a violent tornado (with showers of stones), so that ye shall know how (terrible) was My warning
turkish
Gökte olanın başınıza taş yağdırmasından güvende misiniz? Benim uyarmamın nasıl olduğunu yakında bileceksiniz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But indeed men before them rejected (My warning): then how (terrible) was My rejection (of them)
turkish
And olsun ki, bunlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Beni inkar etmek nasılmış
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Do they not observe the birds above them, spreading their wings and folding them in? None can uphold them except (Allah) Most Gracious: Truly (Allah) Most Gracious: Truly it is He that watches over all things
turkish
Üzerlerinde kanat çırpan dizi dizi kuşları görmezler mi? Onları havada Rahman olan Allah'tan başkası tutmuyor; doğrusu, O, herşeyi görendir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nay, who is there that can help you, (even as) an army, besides (Allah) Most Merciful? In nothing but delusion are the Unbelievers
turkish
Yahut, Rahman olan Allah'ın dışında size yardımda bulunabilecek taraftarlarınız kimdir? İnkarcılar sadece aldanmaktadırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Or who is there that can provide you with Sustenance if He were to withhold His provision? Nay, they obstinately persist in insolent impiety and flight (from the Truth)
turkish
Allah size verdiği rızkı kesiverirse, size rızık verecek başka kim vardır? Hayır; onlar, azgınlık ve nefrette direnmektedirler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Is then one who walks headlong, with his face grovelling, better guided,- or one who walks evenly on a Straight Way
turkish
Yüzükoyun sürünen mi, yoksa doğru yolda düpedüz yürüyen mi daha doğru yoldadır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Say: "It is He Who has created you (and made you grow), and made for you the faculties of hearing, seeing, feeling and understanding: little thanks it is ye give
turkish
De ki: "Sizi yaratan sizin için kulaklar, gözler ve kalbler var eden O'dur. Ne az şükrediyorsunuz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Say: "It is He Who has multiplied you through the earth, and to Him shall ye be gathered together
turkish
Sizi yerde yaratıp yayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksınız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They ask: When will this promise be (fulfilled)? - If ye are telling the truth
turkish
Doğru sözlü iseniz bildirin bu azap sözü ne zamandır?" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Say: "As to the knowledge of the time, it is with Allah alone: I am (sent) only to warn plainly in public
turkish
De ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
At length, when they see it close at hand, grieved will be the faces of the Unbelievers, and it will be said (to them): "This is (the promise fulfilled), which ye were calling for
turkish
Azabı yaklaşırken gördükleri zaman, inkar edenlerin yüzleri çirkinleşip kararır; onlara: "Sizin arayıp durduğunuz işte budur" denir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Say: "See ye?- If Allah were to destroy me, and those with me, or if He bestows His Mercy on us,- yet who can deliver the Unbelievers from a grievous Penalty
turkish
De ki: "Allah, beni ve benimle beraber bulunanları isterse yok eder veya isterse merhamet eder; söyleyin, bu takdirde inkarcıları, can yakıcı azabdan kim alıkoyabilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Say: "He is (Allah) Most Gracious: We have believed in Him, and on Him have we put our trust: So, soon will ye know which (of us) it is that is in manifest error
turkish
De ki: "Bizim inandığımız ve kendisine güvendiğimiz, Rahman olan Allah'tır. Kimin apaçık bir sapıklıkta olduğunu yakında bileceksiniz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Say: "See ye?- If your stream be some morning lost (in the underground earth), who then can supply you with clear-flowing water
turkish
De ki: "Suyunuz yere batarsa, söyleyin, size kim temiz bir su kaynağı getirebilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nun. By the Pen and the (Record) which (men) write
turkish
Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thou art not, by the Grace of thy Lord, mad or possessed
turkish
Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nay, verily for thee is a Reward unfailing
turkish
Doğrusu sana kesintisiz bir ecir vardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And thou (standest) on an exalted standard of character
turkish
Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Soon wilt thou see, and they will see
turkish
Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Which of you is afflicted with madness
turkish
Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily it is thy Lord that knoweth best, which (among men) hath strayed from His Path: and He knoweth best those who receive (true) Guidance
turkish
Doğrusu senin Rabbin, yolundan sapıtanları çok iyi bilir; O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So hearken not to those who deny (the Truth)
turkish
Bundan böyle, yalanlayanlara itaat etme
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Their desire is that thou shouldst be pliant: so would they be pliant
turkish
(Onlar sana indirilen ayetlerden beğenmediklerini bırakman suretiyle senin) kendilerine yumuşak davranmanı isterler; böyle yapsan, onlar da seni över, yumuşak davranırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Heed not the type of despicable men,- ready with oaths
turkish
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
A slanderer, going about with calumnies
turkish
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Habitually) hindering (all) good, transgressing beyond bounds, deep in sin
turkish
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Violent (and cruel),- with all that, base-born
turkish
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Because he possesses wealth and (numerous) sons
turkish
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
When to him are rehearsed Our Signs, "Tales of the ancients", he cries
turkish
Ayetlerimiz ona okunduğu zaman: "Öncekilerin masalları" der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Soon shall We brand (the beast) on the snout
turkish
Onun havada olan burnunu yakında yere sürteceğiz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily We have tried them as We tried the People of the Garden, when they resolved to gather the fruits of the (garden) in the morning
turkish
Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But made no reservation, ("If it be Allah's Will)
turkish
Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then there came on the (garden) a visitation from thy Lord, (which swept away) all around, while they were asleep
turkish
Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So the (garden) became, by the morning, like a dark and desolate spot, (whose fruit had been gathered)
turkish
Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
As the morning broke, they called out, one to another
turkish
Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Go ye to your tilth (betimes) in the morning, if ye would gather the fruits
turkish
Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So they departed, conversing in secret low tones, (saying)
turkish
Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Let not a single indigent person break in upon you into the (garden) this day
turkish
Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And they opened the morning, strong in an (unjust) resolve
turkish
Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But when they saw the (garden), they said: "We have surely lost our way
turkish
Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Indeed we are shut out (of the fruits of our labour)
turkish
Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Said one of them, more just (than the rest): "Did I not say to you, 'Why not glorify (Allah)
turkish
Ortancaları: "Ben size Allah'ı anmanız gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "Glory to our Lord! Verily we have been doing wrong
turkish
Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then they turned, one against another, in reproach
turkish
Birbirlerini yermeye başladılar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "Alas for us! We have indeed transgressed
turkish
Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdendik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
It may be that our Lord will give us in exchange a better (garden) than this: for we do turn to Him (in repentance)
turkish
Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Such is the Punishment (in this life); but greater is the Punishment in the Hereafter,- if only they knew
turkish
İşte azap böyledir; ama ahiret azabı daha büyüktür; keşke bilseler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily, for the Righteous, are Gardens of Delight, in the Presence of their Lord
turkish
Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rableri katında nimet cennetleri vardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Shall We then treat the People of Faith like the People of Sin
turkish
Kendilerini Allah'a vermiş olanları hiç suçlular gibi tutar mıyız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
What is the matter with you? How judge ye
turkish
Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Or have ye a book through which ye learn
turkish
Yoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That ye shall have, through it whatever ye choose
turkish
Seçtikleriniz herhalde orada olacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Or have ye Covenants with Us to oath, reaching to the Day of Judgment, (providing) that ye shall have whatever ye shall demand
turkish
Yoksa aleyhimizde, kıyamet gününe kadar süregidecek ahidleriniz mi var ki, kendinize hükmettikleriniz sizin olacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ask thou of them, which of them will stand surety for that
turkish
Sor onlara: "Bunu kim üzerine alır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Or have they some "Partners" (in Allahhead)? Then let them produce their "partners", if they are truthful
turkish
Yoksa onların ortakları mı vardır? Doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Day that the shin shall be laid bare, and they shall be summoned to bow in adoration, but they shall not be able
turkish
O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Their eyes will be cast down,- ignominy will cover them; seeing that they had been summoned aforetime to bow in adoration, while they were whole, (and had refused)
turkish
O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then leave Me alone with such as reject this Message: by degrees shall We punish them from directions they perceive not
turkish
Kuran'ı yalanlayanları Bana bırak; Biz onları bilmedikleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
A (long) respite will I grant them: truly powerful is My Plan
turkish
Onlara mehil veriyorum; doğrusu Benim tuzağım sağlamdır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Or is it that thou dost ask them for a reward, so that they are burdened with a load of debt
turkish
Yoksa, sen onlardan ücret istiyorsun da, ağır bir borç altında mı kalıyorlar? Elbette hayır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Or that the Unseen is in their hands, so that they can write it down
turkish
Yoksa, gaybın bilgisi kendilerinin katında da onlar mı yazıyorlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So wait with patience for the Command of thy Lord, and be not like the Companion of the Fish,- when he cried out in agony
turkish
Sen Rabbinin hükmüne kadar sabret; balık sahibi (Yunus) gibi olma, o, pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Had not Grace from his Lord reached him, he would indeed have been cast off on the naked shore, in disgrace
turkish
Rabbinin katından ona bir nimet ulaşmasaydı, kınanmış olarak sahile atılacaktı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thus did his Lord choose him and make him of the Company of the Righteous
turkish
Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the Unbelievers would almost trip thee up with their eyes when they hear the Message; and they say: "Surely he is possessed
turkish
Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But it is nothing less than a Message to all the worlds
turkish
Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Sure Reality
turkish
Gerçekleşecek olan
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
What is the Sure Reality
turkish
Nedir o gerçekleşecek olan gün
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And what will make thee realise what the Sure Reality is
turkish
Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Thamud and the 'Ad People (branded) as false the Stunning Calamity
turkish
Semud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But the Thamud,- they were destroyed by a terrible Storm of thunder and lightning
turkish
Bu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the 'Ad, they were destroyed by a furious Wind, exceedingly violent
turkish
Ad milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He made it rage against them seven nights and eight days in succession: so that thou couldst see the (whole) people lying prostrate in its (path), as they had been roots of hollow palm-trees tumbled down
turkish
Allah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then seest thou any of them left surviving
turkish
Onlardan arda kalmış bir şey görür müsün
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And Pharaoh, and those before him, and the Cities Overthrown, committed habitual Sin
turkish
Firavun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And disobeyed (each) the messenger of their Lord; so He punished them with an abundant Penalty
turkish
Rabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rableri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We, when the water (of Noah's Flood) overflowed beyond its limits, carried you (mankind), in the floating (Ark)
turkish
Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That We might make it a Message unto you, and that ears (that should hear the tale and) retain its memory should bear its (lessons) in remembrance
turkish
Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then, when one blast is sounded on the Trumpet
turkish
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the earth is moved, and its mountains, and they are crushed to powder at one stroke
turkish
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
On that Day shall the (Great) Event come to pass
turkish
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the sky will be rent asunder, for it will that Day be flimsy
turkish
Gök yarılır; o gün düzeni bozulur
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the angels will be on its sides, and eight will, that Day, bear the Throne of thy Lord above them
turkish
Melekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That Day shall ye be brought to Judgment: not an act of yours that ye hide will be hidden
turkish
O gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then he that will be given his Record in his right hand will say: "Ah here! Read ye my Record
turkish
Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I did really understand that my Account would (One Day) reach me
turkish
Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And he will be in a life of Bliss
turkish
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
In a Garden on high
turkish
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Fruits whereof (will hang in bunches) low and near
turkish
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Eat ye and drink ye, with full satisfaction; because of the (good) that ye sent before you, in the days that are gone
turkish
Onlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And he that will be given his Record in his left hand, will say: "Ah! Would that my Record had not been given to me
turkish
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And that I had never realised how my account (stood)
turkish
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah! Would that (Death) had made an end of me
turkish
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Of no profit to me has been my wealth
turkish
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
My power has perished from me
turkish
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(The stern command will say): "Seize ye him, and bind ye him
turkish
İlgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And burn ye him in the Blazing Fire
turkish
Sonra cehenneme yaslayın
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Further, make him march in a chain, whereof the length is seventy cubits
turkish
Sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
This was he that would not believe in Allah Most High
turkish
Çünkü, o, yüce Allah'a inanmazdı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And would not encourage the feeding of the indigent
turkish
Yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So no friend hath he here this Day
turkish
Bu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nor hath he any food except the corruption from the washing of wounds
turkish
Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Which none do eat but those in sin
turkish
Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So I do call to witness what ye see
turkish
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And what ye see not
turkish
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That this is verily the word of an honoured messenger
turkish
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
It is not the word of a poet: little it is ye believe
turkish
O, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nor is it the word of a soothsayer: little admonition it is ye receive
turkish
Kahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(This is) a Message sent down from the Lord of the Worlds
turkish
Kuran, Alemlerin Rabbinden indirilmedir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And if the messenger were to invent any sayings in Our name
turkish
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We should certainly seize him by his right hand
turkish
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And We should certainly then cut off the artery of his heart
turkish
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nor could any of you withhold him (from Our wrath)
turkish
Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But verily this is a Message for the Allah-fearing
turkish
Doğrusu Kuran Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And We certainly know that there are amongst you those that reject (it)
turkish
İçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But truly (Revelation) is a cause of sorrow for the Unbelievers
turkish
Doğrusu Kuran, inkarcılar için bir üzüntüdür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But verily it is Truth of assured certainty
turkish
O, şüphesiz kesin gerçektir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So glorify the name of thy Lord Most High
turkish
Öyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
A questioner asked about a Penalty to befall
turkish
Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Unbelievers, the which there is none to ward off
turkish
Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(A Penalty) from Allah, Lord of the Ways of Ascent
turkish
Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The angels and the spirit ascend unto him in a Day the measure whereof is (as) fifty thousand years
turkish
Melekler ve Cebrail o derecelere, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Therefore do thou hold Patience,- a Patience of beautiful (contentment)
turkish
Güzel güzel sabret
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They see the (Day) indeed as a far-off (event)
turkish
Doğrusu inkarcılar azabı uzak görüyorlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But We see it (quite) near
turkish
Ama biz onu yakın görmekteyiz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Day that the sky will be like molten brass
turkish
Gök, o gün, erimiş maden gibi olur
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the mountains will be like wool
turkish
Dağlar da atılmış pamuğa döner
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And no friend will ask after a friend
turkish
Hiç bir dost diğer bir dostunu sormaz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Though they will be put in sight of each other,- the sinner's desire will be: Would that he could redeem himself from the Penalty of that Day by (sacrificing) his children
turkish
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
His wife and his brother
turkish
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
His kindred who sheltered him
turkish
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And all, all that is on earth,- so it could deliver him
turkish
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
By no means! for it would be the Fire of Hell
turkish
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Plucking out (his being) right to the skull
turkish
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Inviting (all) such as turn their backs and turn away their faces (from the Right)
turkish
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And collect (wealth) and hide it (from use)
turkish
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Truly man was created very impatient
turkish
İnsan gerçekten pek huysuz yaratılmıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Fretful when evil touches him
turkish
Başına bir fenalık gelince feryat eder
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And niggardly when good reaches him
turkish
Bir iyiliğe uğrarsa onu herkesten meneder
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Not so those devoted to Prayer
turkish
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Those who remain steadfast to their prayer
turkish
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And those in whose wealth is a recognised right
turkish
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For the (needy) who asks and him who is prevented (for some reason from asking)
turkish
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And those who hold to the truth of the Day of Judgment
turkish
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And those who fear the displeasure of their Lord
turkish
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For their Lord's displeasure is the opposite of Peace and Tranquillity
turkish
Doğrusu Rablerinin azabından kimse güvende değildir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And those who guard their chastity
turkish
Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Except with their wives and the (captives) whom their right hands possess,- for (then) they are not to be blamed
turkish
Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But those who trespass beyond this are transgressors
turkish
Bu sınırları aşmak isteyenler, işte onlar, aşırı gidenlerdir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And those who respect their trusts and covenants
turkish
Emanetlerini ve sözlerini yerine getirenler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And those who stand firm in their testimonies
turkish
Şahidliklerini gereği gibi yapanlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And those who guard (the sacredness) of their worship
turkish
Namazlarına riayet edenler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Such will be the honoured ones in the Gardens (of Bliss)
turkish
İşte onlar, cennetlerde ikram olunacak kimselerdir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Now what is the matter with the Unbelievers that they rush madly before thee
turkish
İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
From the right and from the left, in crowds
turkish
İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Does every man of them long to enter the Garden of Bliss
turkish
Onlardan herbiri nimet bahçesine konulacağını mı umuyor
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
By no means! For We have created them out of the (base matter) they know
turkish
Hayır; doğrusu onları kendilerinin de bildikleri şeyden yaratmışızdır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Now I do call to witness the Lord of all points in the East and the West that We can certainly
turkish
Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Substitute for them better (men) than they; And We are not to be defeated (in Our Plan)
turkish
Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So leave them to plunge in vain talk and play about, until they encounter that Day of theirs which they have been promised
turkish
Onları bırak; kendilerine söz verilen güne kavuşmalarına kadar dalıp oynasınlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Day whereon they will issue from their sepulchres in sudden haste as if they were rushing to a goal-post (fixed for them)
turkish
Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Their eyes lowered in dejection,- ignominy covering them (all over)! such is the Day the which they are promised
turkish
Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We sent Noah to his People (with the Command): "Do thou warn thy People before there comes to them a grievous Penalty
turkish
Milletine can yakıcı bir azap gelmezden önce onları uyar" diye Nuh'u milletine gönderdik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "O my People! I am to you a Warner, clear and open
turkish
O da şöyle söyledi: "Ey Milletim! Şüphesiz ben, size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That ye should worship Allah, fear Him and obey me
turkish
Allah'a kulluk edin; O'ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılamaz; keşke bilseniz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So He may forgive you your sins and give you respite for a stated Term: for when the Term given by Allah is accomplished, it cannot be put forward: if ye only knew
turkish
Allah'a kulluk edin; O'ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılamaz; keşke bilseniz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "O my Lord! I have called to my People night and day
turkish
Nuh dedi ki: "Rabbim! Doğrusu ben, milletimi gece gündüz çağırdım
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But my call only increases (their) flight (from the Right)
turkish
Fakat benim çağırmam, sadece benden uzaklıklarını artırdı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And every time I have called to them, that Thou mightest forgive them, they have (only) thrust their fingers into their ears, covered themselves up with their garments, grown obstinate, and given themselves up to arrogance
turkish
Doğrusu ben Senin onları bağışlaman için kendilerini her çağırışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So I have called to them aloud
turkish
Sonra, doğrusu ben onları açıkça çağırdım
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Further I have spoken to them in public and secretly in private
turkish
Sonra onlara açıktan açığa, gizliden gizliye de söyledim
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Saying, 'Ask forgiveness from your Lord; for He is Oft-Forgiving
turkish
Dedim ki: "Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır. Size gökten bol bol yağmur indirsin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He will send rain to you in abundance
turkish
Dedim ki: "Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır. Size gökten bol bol yağmur indirsin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Give you increase in wealth and sons; and bestow on you gardens and bestow on you rivers (of flowing water)
turkish
Sizi, mallar ve oğullarla desteklesin; sizin için bahçeler var etsin, ırmaklar akıtsın
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
What is the matter with you, that ye place not your hope for kindness and long-suffering in Allah
turkish
Ne oluyorsunuz ki Allah'a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Seeing that it is He that has created you in diverse stages
turkish
Oysa sizi merhalelerden geçirerek O yaratmıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
See ye not how Allah has created the seven heavens one above another
turkish
Allah'ın, göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And made the moon a light in their midst, and made the sun as a (Glorious) Lamp
turkish
Aralarında aya aydınlık vermiş ve güneşin ışık saçmasını sağlamıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And Allah has produced you from the earth growing (gradually)
turkish
Allah sizi yerden bitirir gibi yetiştirmiştir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And in the End He will return you into the (earth), and raise you forth (again at the Resurrection)
turkish
Sonra sizi oraya döndürür ve yine oradan çıkarır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And Allah has made the earth for you as a carpet (spread out)
turkish
Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollar ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için, onu size yayan O'dur
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That ye may go about therein, in spacious roads
turkish
Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollar ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için, onu size yayan O'dur
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Noah said: "O my Lord! They have disobeyed me, but they follow (men) whose wealth and children give them no increase but only Loss
turkish
Nuh: "Rabbim! Doğrusu bunlar bana baş kaldırdılar ve malı, çocuğu kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular; birbirinden büyük düzenler kurdular" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And they have devised a tremendous Plot
turkish
Nuh: "Rabbim! Doğrusu bunlar bana baş kaldırdılar ve malı, çocuğu kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular; birbirinden büyük düzenler kurdular" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And they have said (to each other), 'Abandon not your gods: Abandon neither Wadd nor Suwa', neither Yaguth nor Ya'uq, nor Nasr
turkish
İnsanlara: "Sakın tanrılarınızı bırakmayın, Ved, Suva, Yağus, Yeuk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They have already misled many; and grant Thou no increase to the wrong-doers but in straying (from their mark)
turkish
Böylece birçoğunu saptırdılar; Rabbim! Sen bu zalimlerin sadece şaşkınlığını artır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Because of their sins they were drowned (in the flood), and were made to enter the Fire (of Punishment): and they found- in lieu of Allah- none to help them
turkish
Onlar, günahları yüzünden suda boğuldular; ateşe sokuldular, kendilerine Allah'tan başka yardımcı bulamadılar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And Noah, said: "O my Lord! Leave not of the Unbelievers, a single one on earth
turkish
Nuh dedi ki: "Rabbim! Yeryüzünde hiçbir inkarcı bırakma
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For, if Thou dost leave (any of) them, they will but mislead Thy devotees, and they will breed none but wicked ungrateful ones
turkish
Doğrusu Sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; sadece ahlaksız ve çok inkarcıdan başkasını doğurup yetiştirmezler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
O my Lord! Forgive me, my parents, all who enter my house in Faith, and (all) believing men and believing women: and to the wrong-doers grant Thou no increase but in perdition
turkish
Rabbim! Beni, anamı, babamı, evime inanmış olarak gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin de yalnız helakını artır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Say: It has been revealed to me that a company of Jinns listened (to the Qur'an). They said, 'We have really heard a wonderful Recital
turkish
De ki: "Cinlerden bir topluluğun Kuran'ı dinlediği bana vahyolundu; onlar şöyle demişlerdir;" "Doğrusu biz, doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kuran dinledik de ona inandık; biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
It gives guidance to the Right, and we have believed therein: we shall not join (in worship) any (gods) with our Lord
turkish
De ki: "Cinlerden bir topluluğun Kuran'ı dinlediği bana vahyolundu; onlar şöyle demişlerdir;" "Doğrusu biz, doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kuran dinledik de ona inandık; biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And Exalted is the Majesty of our Lord: He has taken neither a wife nor a son
turkish
Doğrusu Rabbimizin yüceliği her yücelikten üstündür. O, zevce ve çocuk edinmemiştir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
There were some foolish ones among us, who used to utter extravagant lies against Allah
turkish
Doğrusu aramızdaki beyinsiz, Allah'a karşı yalanlar uyduruyordu
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But we do think that no man or spirit should say aught that untrue against Allah
turkish
Doğrusu insanların ve cinlerin Allah'a karşı yalan uydurabileceklerini sanmazdık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
True, there were persons among mankind who took shelter with persons among the Jinns, but they increased them in folly
turkish
Gerçekten, bir takım insanlar, cinlerin bir takımına sığınırlardı da onların azgınlıklarını artırırlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And they (came to) think as ye thought, that Allah would not raise up any one (to Judgment)
turkish
Doğrusu, onlar da sizin, Allah'ın kimseyi yeniden diriltmeyeceğinizi sandığınız gibi sanıda bulunmuşlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And we pried into the secrets of heaven; but we found it filled with stern guards and flaming fires
turkish
Doğrusu biz göğü yokladık; onu sert bekçiler ve kayan ateşlerle (ışınlarla) doldurulmuş bulduk
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We used, indeed, to sit there in (hidden) stations, to (steal) a hearing; but any who listen now will find a flaming fire watching him in ambush
turkish
Doğrusu biz, göğün dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk; ama şimdi kim dinleyecek olsa, kendisini gözleyen bir ateş (ışın) buluyor
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And we understand not whether ill is intended to those on earth, or whether their Lord (really) intends to guide them to right conduct
turkish
Yeryüzünde olanlara kötülük mü murad edildi, yahut Rableri onlara bir iyilik mi dilemiştir, doğrusu biz bilemeyiz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
There are among us some that are righteous, and some the contrary: we follow divergent paths
turkish
Doğrusu aramızda iyiler de vardır, bundan aşağı bulunanlar da vardır. Biz, türlü türlü yolda olan topluluklardık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But we think that we can by no means frustrate Allah throughout the earth, nor can we frustrate Him by flight
turkish
Yeryüzünde kalsak da Allah'ı aciz bırakamayacağımız, başka yere kaçsak da, O'nu aciz kılamayacağımız gerçeğini şüphesiz anladık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And as for us, since we have listened to the Guidance, we have accepted it: and any who believes in his Lord has no fear, either of a short (account) or of any injustice
turkish
Şüphesiz, doğruluk rehberi olan Kuran'ı dinlediğimizde ona inandık; kim Rabbine inanırsa, o, ecrinin eksiltileceğinden ve kendisine haksızlık edileceğinden korkmaz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Amongst us are some that submit their wills (to Allah), and some that swerve from justice. Now those who submit their wills - they have sought out (the path) of right conduct
turkish
İçimizde, kendini Allah'a vermiş olanlar da, yazık edenler de vardır. Kendini Allah'a veren kimseler, işte onlar, doğru yolu arayanlar, ona layık olanlardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But those who swerve,- they are (but) fuel for Hell-fire
turkish
Kendilerine yazık edenlere gelince; onlar, cehennemin odunları oldular
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(And Allah's Message is): "If they (the Pagans) had (only) remained on the (right) Way, We should certainly have bestowed on them Rain in abundance
turkish
Ama doğru yola girmiş olsalardı, onları bu hususta denememiz için onlara bol su içirirdik; kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğratır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That We might try them by that (means). But if any turns away from the remembrance of his Lord, He will cause him to undergo a severe Penalty
turkish
Ama doğru yola girmiş olsalardı, onları bu hususta denememiz için onlara bol su içirirdik; kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğratır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the places of worship are for Allah (alone): So invoke not any one along with Allah
turkish
Mescidler şüphesiz Allah'ındır, öyleyse oralarda Allah'a yalvarırken başkasını katmayın
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Yet when the Devotee of Allah stands forth to invoke Him, they just make round him a dense crowd
turkish
Allah'ın kulu Muhammed, O'na yalvarmak, namaz kılmak için kalkınca, nerdeyse, çevresinde keçeleşirler, birbirlerine girerlerdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Say: "I do no more than invoke my Lord, and I join not with Him any (false god)
turkish
De ki: "Ben sadece Rabbime yalvarırım ve O'na kimseyi ortak koşmam
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Say: "It is not in my power to cause you harm, or to bring you to right conduct
turkish
De ki: "Ben size zarar vermeye de iyilik yapmaya da kadir değilim
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Say: "No one can deliver me from Allah (If I were to disobey Him), nor should I find refuge except in Him
turkish
De ki: "Beni kimse Allah'a karşı savunamaz ve ben O'ndan başka bir sığınak bulamam
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Unless I proclaim what I receive from Allah and His Messages: for any that disobey Allah and His Messenger,- for them is Hell: they shall dwell therein for ever
turkish
Benim yaptığım yalnız, Allah katından olanı, O'nun gönderdiklerini tebliğdir. Allah'a ve Peygamberine kim karşı gelirse ona, içinde sonsuz ve temelli kalınacak cehennem ateşi vardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
At length, when they see (with their own eyes) that which they are promised,- then will they know who it is that is weakest in (his) helper and least important in point of numbers
turkish
Sonunda, kendilerine söz verileni gördükleri zaman, kimin yardımcısının daha güçsüz ve sayısının daha az olduğunu bileceklerdir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Say: "I know not whether the (Punishment) which ye are promised is near, or whether my Lord will appoint for it a distant term
turkish
De ki: Size söz verilen yakın mıdır, yoksa Rabbim onu uzun süreli mi kılmıştır ben bilmem
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He (alone) knows the Unseen, nor does He make any one acquainted with His Mysteries
turkish
Görülmeyeni bilen Allah, görülmeyene kimseyi muttali kılmaz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Except a messenger whom He has chosen: and then He makes a band of watchers march before him and behind him
turkish
Ancak peygamberlerden, bildirmek istediği bunun dışındadır. Rablerinin bildirilerini tebliğ etmelerini ortaya koymak için her peygamberin önünden ve ardından gözcüler salar; onların yaptıklarını ilmiyle kuşatır ve herşeyi bir bir sayar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That He may know that they have (truly) brought and delivered the Messages of their Lord: and He surrounds (all the mysteries) that are with them, and takes account of every single thing
turkish
Ancak peygamberlerden, bildirmek istediği bunun dışındadır. Rablerinin bildirilerini tebliğ etmelerini ortaya koymak için her peygamberin önünden ve ardından gözcüler salar; onların yaptıklarını ilmiyle kuşatır ve herşeyi bir bir sayar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
O thou folded in garments
turkish
Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Stand (to prayer) by night, but not all night
turkish
Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Half of it,- or a little less
turkish
Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Or a little more; and recite the Qur'an in slow, measured rhythmic tones
turkish
Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Soon shall We send down to thee a weighty Message
turkish
Doğrusu Biz, sana, taşıması ağır bir söz vahyedeceğiz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Truly the rising by night is most potent for governing (the soul), and most suitable for (framing) the Word (of Prayer and Praise)
turkish
şüphesiz, gece kalkışı daha tesirli ve o zaman okumak daha elverişlidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
True, there is for thee by day prolonged occupation with ordinary duties
turkish
Çünkü gündüz, seni uzun uzun alıkoyacak işler vardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But keep in remembrance the name of thy Lord and devote thyself to Him whole-heartedly
turkish
Rabbinin adını an; herşeyi bırakıp yalnız O'na yönel
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(He is) Lord of the East and the West: there is no god but He: take Him therefore for (thy) Disposer of Affairs
turkish
O, doğunun ve batının Rabbidir; O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse O'nu vekil tut
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And have patience with what they say, and leave them with noble (dignity)
turkish
Onların söylediklerine sabret, yanlarından güzellikle ayrıl
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And leave Me (alone to deal with) those in possession of the good things of life, who (yet) deny the Truth; and bear with them for a little while
turkish
Varlık sahibi olup da seni yalanlayanları Bana bırak; onlara az bir mehil ver
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
With Us are Fetters (to bind them), and a Fire (to burn them)
turkish
Şüphesiz katımızda onlar için ağır boyunduruklar, cehennem, boğazı tıkayan bir yiyecek ve can yakan azap vardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And a Food that chokes, and a Penalty Grievous
turkish
Şüphesiz katımızda onlar için ağır boyunduruklar, cehennem, boğazı tıkayan bir yiyecek ve can yakan azap vardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
One Day the earth and the mountains will be in violent commotion. And the mountains will be as a heap of sand poured out and flowing down
turkish
Kıyametin koptuğu gün, yeryüzü ve dağlar sarsılır; dağlar, yumuşak kum yığını haline gelir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We have sent to you, (O men!) a messenger, to be a witness concerning you, even as We sent a messenger to Pharaoh
turkish
Firavun'a bir peygamber gönderdiğimiz gibi, size de, hakkınızda şahidlik edecek bir peygamber gönderdik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But Pharaoh disobeyed the messenger; so We seized him with a heavy Punishment
turkish
Ama Firavun o peygambere karşı gelmişti de onu çok ağır bir şekilde tutup cezalandırmıştık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then how shall ye, if ye deny (Allah), guard yourselves against a Day that will make children hoary-headed
turkish
Eğer inkar ederseniz, gençleri ihtiyarlatan günden nasıl korunursunuz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Whereon the sky will be cleft asunder? His Promise needs must be accomplished
turkish
O günün şiddetiyle gök bile parçalanır. O'nun sözü yerine gelir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily this is an Admonition: therefore, whoso will, let him take a (straight) path to his Lord
turkish
Doğrusu bu anlatılanlar birer öğüttür. Dileyen kimse, Rabbine doğru giden bir yol tutar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thy Lord doth know that thou standest forth (to prayer) nigh two-thirds of the night, or half the night, or a third of the night, and so doth a party of those with thee. But Allah doth appoint night and day in due measure He knoweth that ye are unable to keep count thereof. So He hath turned to you (in mercy): read ye, therefore, of the Qur'an as much as may be easy for you. He knoweth that there may be (some) among you in ill-health; others travelling through the land, seeking of Allah's bounty; yet others fighting in Allah's Cause, read ye, therefore, as much of the Qur'an as may be easy (for you); and establish regular Prayer and give regular Charity; and loan to Allah a Beautiful Loan. And whatever good ye send forth for your souls ye shall find it in Allah's Presence,- yea, better and greater, in Reward and seek ye the Grace of Allah: for Allah is Oft-Forgiving, Most Merciful
turkish
Şüphesiz Rabbin, senin ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğun gecenin üçte ikisinden biraz az, yarısı ve üçte biri kadar vakit içinde kalktığını bilir. Gece ve gündüzü Allah ölçer; sizin bu vakitleri takdir edemeyeceğinizi bildiğinden tevbenizi kabul etmiştir. Artık, Kuran'dan kolayınıza geleni okuyun; Allah, içinizden, hasta olanları, Allah'ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacak olan kimseleri ve Allah yolunda savaşacak olanları şüphesiz bilir. Kuran'dan kolayınıza geleni okuyun; namazı kılın; zekatı verin; Allah'a güzel ödünç takdiminde bulunun; kendiniz için yaptığınız iyiliği daha iyi ve daha büyük ecir olarak Allah katında bulursunuz. Allah'tan bağışlanma dileyin; Allah elbette bağışlar ve merhamet eder
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
O thou wrapped up (in the mantle)
turkish
Ey örtüye bürünen
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Arise and deliver thy warning
turkish
Kalk da uyar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And thy Lord do thou magnify
turkish
Rabbini yücelt
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And thy garments keep free from stain
turkish
Giydiklerini temiz tut
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And all abomination shun
turkish
Kötü şeyleri terke devam et
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nor expect, in giving, any increase (for thyself)
turkish
Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But, for thy Lord's (Cause), be patient and constant
turkish
Rabbin için sabret
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Finally, when the Trumpet is sounded
turkish
Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That will be- that Day - a Day of Distress
turkish
Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Far from easy for those without Faith
turkish
Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Leave Me alone, (to deal) with the (creature) whom I created (bare and) alone
turkish
Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
To whom I granted resources in abundance
turkish
Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And sons to be by his side
turkish
Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
To whom I made (life) smooth and comfortable
turkish
Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Yet is he greedy-that I should add (yet more)
turkish
Bir de verdiğim nimetten artırmamı umar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
By no means! For to Our Signs he has been refractory
turkish
Hayır; hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı son derece inatçıdır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Soon will I visit him with a mount of calamities
turkish
Onu sarp bir yokuşa sardıracağım
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For he thought and he plotted
turkish
Çünkü o, düşündü, ölçtü biçti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And woe to him! How he plotted
turkish
Canı çıkası, ne biçim ölçüp biçti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Yea, Woe to him; How he plotted
turkish
Canı çıkası; sonra yine ne biçim ölçüp biçti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then he looked round
turkish
Sonra baktı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then he frowned and he scowled
turkish
Sonra kaşlarını çattı, suratını aştı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then he turned back and was haughty
turkish
Sonra da sırt çevirip büyüklük tasladı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then said he: "This is nothing but magic, derived from of old
turkish
Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir. Bu Kuran yalnızca bir insan sözüdür" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
This is nothing but the word of a mortal
turkish
Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir. Bu Kuran yalnızca bir insan sözüdür" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Soon will I cast him into Hell-Fire
turkish
İşte bu adamı yakıcı bir ateşe yaslayacağım
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And what will explain to thee what Hell-Fire is
turkish
Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerden bilirsin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Naught doth it permit to endure, and naught doth it leave alone
turkish
O, ne geri bırakır ne de azabdan vazgeçer
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Darkening and changing the colour of man
turkish
İnsanın derisini kavurur
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Over it are Nineteen
turkish
Orada ondokuz bekçi vardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And We have set none but angels as Guardians of the Fire; and We have fixed their number only as a trial for Unbelievers,- in order that the People of the Book may arrive at certainty, and the Believers may increase in Faith,- and that no doubts may be left for the People of the Book and the Believers, and that those in whose hearts is a disease and the Unbelievers may say, "What symbol doth Allah intend by this?" Thus doth Allah leave to stray whom He pleaseth, and guide whom He pleaseth: and none can know the forces of thy Lord, except He and this is no other than a warning to mankind
turkish
Cehennemin bekçilerini yalnız meleklerden kılmışızdır. Sayılarını bildirmekle de, ancak inkar edenlerin denenmesini ve kendilerine kitap verilenlerin kesin bilgi edinmesini ve inananların da imanlarının artmasını sağladık. Kendilerine kitap verilenler ve inananlar şüpheye düşmesinler. Kalblerinde hastalık bulunanlar ve inkarcılar: "Allah bu misalle neyi muradetti?" desinler. İşte Allah, böylece, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. Bu, insanoğluna bir öğütten ibarettir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nay, verily: By the Moon
turkish
Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And by the Night as it retreateth
turkish
Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And by the Dawn as it shineth forth
turkish
Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
This is but one of the mighty (portents)
turkish
Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
A warning to mankind
turkish
Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
To any of you that chooses to press forward, or to follow behind
turkish
Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Every soul will be (held) in pledge for its deeds
turkish
Herkes kazancına bağlı bir rehindir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Except the Companions of the Right Hand
turkish
Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(They will be) in Gardens (of Delight): they will question each other
turkish
Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And (ask) of the Sinners
turkish
Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
What led you into Hell Fire
turkish
Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They will say: "We were not of those who prayed
turkish
Onlar derler ki: "Namaz kılanlardan değildik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nor were we of those who fed the indigent
turkish
Düşkün kimseyi doyurmuyorduk
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But we used to talk vanities with vain talkers
turkish
Batıla dalanlarla biz de dalardık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And we used to deny the Day of Judgment
turkish
Ceza gününü yalanlardık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Until there came to us (the Hour) that is certain
turkish
Ölüm bize o haldeyken geldi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then will no intercession of (any) intercessors profit them
turkish
Artık onlara, şefaatçilerin şefaati fayda vermez
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then what is the matter with them that they turn away from admonition
turkish
Öyleyken, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
As if they were affrighted asses
turkish
Aslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Fleeing from a lion
turkish
Aslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Forsooth, each one of them wants to be given scrolls (of revelation) spread out
turkish
Hayır; her biri önüne açılıvermiş sahifeler verilmesini ister
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
By no means! But they fear not the Hereafter
turkish
Hayır; daha doğrusu ahiretten korkmazlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nay, this surely is an admonition
turkish
Hayır; şüphesiz bu Kuran bir öğüttür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Let any who will, keep it in remembrance
turkish
Dileyen kimse öğüt alır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But none will keep it in remembrance except as Allah wills: He is the Lord of Righteousness, and the Lord of Forgiveness
turkish
Allah dilemeksizin öğüt alamazlar. O, kendisinden korkulmaya daha layıktır ve bağışlamaya daha ehildir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I do call to witness the Resurrection Day
turkish
Kıyamet gününe yemin ederim
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And I do call to witness the self-reproaching spirit: (Eschew Evil)
turkish
Ve nedamet çeken nefse yemin ederim
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Does man think that We cannot assemble his bones
turkish
İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nay, We are able to put together in perfect order the very tips of his fingers
turkish
Evet, Biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle yeniden yapmaya kadiriz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But man wishes to do wrong (even) in the time in front of him
turkish
Ama, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de: "Kıyamet günü ne zamanmış! " der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He questions: "When is the Day of Resurrection
turkish
Ama, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de: "Kıyamet günü ne zamanmış! " der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
At length, when the sight is dazed
turkish
Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the moon is buried in darkness
turkish
Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the sun and moon are joined together
turkish
Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That Day will Man say: "Where is the refuge
turkish
Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
By no means! No place of safety
turkish
Hayır; hayır; bir sığınak yoktur
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Before thy Lord (alone), that Day will be the place of rest
turkish
O gün, sen, Rabbinin huzuruna varıp durursun
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That Day will Man be told (all) that he put forward, and all that he put back
turkish
O gün, insanoğluna önde ve sonda yaptığı ne varsa bildirilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nay, man will be evidence against himself
turkish
Özürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Even though he were to put up his excuses
turkish
Özürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Move not thy tongue concerning the (Qur'an) to make haste therewith
turkish
Cebrail sana Kuran okurken, unutmamak için acele edip onunla beraber söyleme, yalnız dinle
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
It is for Us to collect it and to promulgate it
turkish
Doğrusu o vahyolunanı kalbine yerleştirmek ve onu sana okutturmak Bize düşer
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But when We have promulgated it, follow thou its recital (as promulgated)
turkish
Biz onu Cebrail'e okuttuğumuz zaman, onun okumasını dinle
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nay more, it is for Us to explain it (and make it clear)
turkish
Sonra onu sana açıklamak Bize düşer
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nay, (ye men!) but ye love the fleeting life
turkish
Hayır, hayır! Sizler, çabuk elde edeceğiniz dünya nimetlerini seversiniz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And leave alone the Hereafter
turkish
Ahireti bırakırsınız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Some faces, that Day, will beam (in brightness and beauty)
turkish
O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Looking towards their Lord
turkish
O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And some faces, that Day, will be sad and dismal
turkish
O gün bir takım yüzler de asıktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
In the thought that some back-breaking calamity was about to be inflicted on them
turkish
Kendisinin belkemiğinin kırılacağını sanır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Yea, when (the soul) reaches to the collar-bone (in its exit)
turkish
Dikkat edin; can boğaza gelip köprücük kemiklerine dayandığı zaman: "Çare bulan yok mudur?" denir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And there will be a cry, "Who is a magician (to restore him)
turkish
Dikkat edin; can boğaza gelip köprücük kemiklerine dayandığı zaman: "Çare bulan yok mudur?" denir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And he will conclude that it was (the Time) of Parting
turkish
Artık ayrılık vaktinin geldiğini sanır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And one leg will be joined with another
turkish
Bacaklar birbirine dolaşır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That Day the Drive will be (all) to thy Lord
turkish
O gün sevk Rabbin huzurunadır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So he gave nothing in charity, nor did he pray
turkish
O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But on the contrary, he rejected Truth and turned away
turkish
O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then did he stalk to his family in full conceit
turkish
O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Woe to thee, (O men!), yea, woe
turkish
Sana yazıklar olsun, yazıklar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Again, Woe to thee, (O men!), yea, woe
turkish
Daha ne olsun, sana yazıklar olsun, yazıklar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Does man think that he will be left uncontrolled, (without purpose)
turkish
İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Was he not a drop of sperm emitted (in lowly form)
turkish
O, katılan bir meni damlası değil miydi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then did he become a leech-like clot; then did (Allah) make and fashion (him) in due proportion
turkish
Sonra kan pıhtısı olmuş, sonra Allah onu yaratıp şekil vermişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And of him He made two sexes, male and female
turkish
Ondan, erkek, dişi iki cins yaratmıştı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Has not He, (the same), the power to give life to the dead
turkish
Bunları yapan Allah'ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? Elbette yeter
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Has there not been over Man a long period of Time, when he was nothing - (not even) mentioned
turkish
İnsanoğlu, var edilip bahse değer bir şey olana kadar, şüphesiz, uzun bir zaman geçmemiş midir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily We created Man from a drop of mingled sperm, in order to try him: So We gave him (the gifts), of Hearing and Sight
turkish
Biz insanı katışık bir nutfeden yaratmışızdır; onu deneriz; bu yüzden, onun işitmesini ve görmesini sağlamışızdır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We showed him the Way: whether he be grateful or ungrateful (rests on his will)
turkish
Şüphesiz ona yol gösterdik; buna kimi şükreder, kimi de nankörlük
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For the Rejecters we have prepared chains, yokes, and a blazing Fire
turkish
Doğrusu, inkarcılar için zincirler, demir halkalar ve çılgın alevli cehennem hazırladık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
As to the Righteous, they shall drink of a Cup (of Wine) mixed with Kafur
turkish
Şüphesiz iyiler kafur katılmış bir tastan içerler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
A Fountain where the Devotees of Allah do drink, making it flow in unstinted abundance
turkish
Bu ancak Allah'ın kullarının taşıra taşıra içebileceği bir pınardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They perform (their) vows, and they fear a Day whose evil flies far and wide
turkish
Onlar verdikleri sözleri yerine getirirler, fenalığı yaygın olan bir günden korkarlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And they feed, for the love of Allah, the indigent, the orphan, and the captive
turkish
Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksula, öksüze ve esire yedirirler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Saying),"We feed you for the sake of Allah alone: no reward do we desire from you, nor thanks
turkish
Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We only fear a Day of distressful Wrath from the side of our Lord
turkish
Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But Allah will deliver them from the evil of that Day, and will shed over them a Light of Beauty and (blissful) Joy
turkish
Allah da onları bu yüzden o günün fenalığından korur; onların yüzüne parlaklık ve neşe verir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And because they were patient and constant, He will reward them with a Garden and (garments of) silk
turkish
Sabırlarının karşılığı, cennet ve oradaki ipeklerdir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Reclining in the (Garden) on raised thrones, they will see there neither the sun's (excessive heat) nor (the moon's) excessive cold
turkish
Orada tahtlara yaslanırlar; orada yakıcı sıcak ve dondurucu soğuk görmezler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the shades of the (Garden) will come low over them, and the bunches (of fruit), there, will hang low in humility
turkish
Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış ve onların koparılması kolaylaştırılmıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And amongst them will be passed round vessels of silver and goblets of crystal
turkish
Çevrelerinde gümüş kaplar ve billur kaseler dolaştırılır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Crystal-clear, made of silver: they will determine the measure thereof (according to their wishes)
turkish
Billurları gümüş gibi parlaktır, onları ölçüp ölçüp dağıtırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And they will be given to drink there of a Cup (of Wine) mixed with Zanjabil
turkish
Orada, zencefil karışık bir tasla içirilirler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
A fountain there, called Salsabil
turkish
O pınara "Selsebil" denir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And round about them will (serve) youths of perpetual (freshness): If thou seest them, thou wouldst think them scattered Pearls
turkish
Yanlarında ölümsüz gençler dolaşır; onları gördüğünde saçılmış birer inci sanırsın
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And when thou lookest, it is there thou wilt see a Bliss and a Realm Magnificent
turkish
Oranın neresine baksan, nimet ve büyük bir saltanat görürsün
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Upon them will be green Garments of fine silk and heavy brocade, and they will be adorned with Bracelets of silver; and their Lord will give to them to drink of a Wine Pure and Holy
turkish
Üzerlerinde ince yeşil ipekli, parlak atlastan elbiseler vardır; gümüş bileziklerle süslenmişlerdir Rableri onlara tertemiz içecekler içirir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily this is a Reward for you, and your Endeavour is accepted and recognised
turkish
İşte bu sizin işlediklerinizin karşılığıdır, çalışmalarınız şükre değer" denir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
It is We Who have sent down the Qur'an to thee by stages
turkish
Kuran'ı sana indiren şüphesiz Biziz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Therefore be patient with constancy to the Command of thy Lord, and hearken not to the sinner or the ingrate among them
turkish
Rabbinin hükmüne kadar sabret; onların günah işleyen ve inkarcı olanlarına uyma
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And celebrate the name of thy Lord morning and evening
turkish
Rabbinin adını sabah akşam an
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And part of the night, prostrate thyself to Him; and glorify Him a long night through
turkish
Geceleyin O'na secde et; O'nu geceleri uzun uzun tesbih et
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
As to these, they love the fleeting life, and put away behind them a Day (that will be) hard
turkish
Doğrusu insanlar, çabuk elde edilen dünya nimetlerini severler de ağırlığı çekilmez günü arkalarında bırakırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
It is We Who created them, and We have made their joints strong; but, when We will, We can substitute the like of them by a complete change
turkish
Onları yaratan, mafsallarını pekiştiren Biziz; dilersek onları benzerleri ile değiştiriveririz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
This is an admonition: Whosoever will, let him take a (straight) Path to his Lord
turkish
Bu sadece bir öğüttür; dileyen, Rabbine giden yolu tutar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But ye will not, except as Allah wills; for Allah is full of Knowledge and Wisdom
turkish
Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Doğrusu Allah, bilendir, Hakim'dir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He will admit to His Mercy whom He will; But the wrong-doers,- for them has He prepared a grievous Penalty
turkish
Dilediğine rahmet eder. Zalimlere, işte onlara, can yakıcı bir azap hazırlamıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
By the (Winds) sent forth one after another (to man's profit)
turkish
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Which then blow violently in tempestuous Gusts
turkish
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And scatter (things) far and wide
turkish
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then separate them, one from another
turkish
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then spread abroad a Message
turkish
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Whether of Justification or of Warning
turkish
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Assuredly, what ye are promised must come to pass
turkish
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then when the stars become dim
turkish
Yıldızların ışığı giderildiği zaman
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
When the heaven is cleft asunder
turkish
Gök yarıldığı zaman
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
When the mountains are scattered (to the winds) as dust
turkish
Dağlar pamuk gibi atıldığı zaman
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And when the messengers are (all) appointed a time (to collect)
turkish
Peygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For what Day are these (portents) deferred
turkish
Bu, hangi güne bırakılmıştı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For the Day of Sorting out
turkish
Hüküm gününe bırakılmıştı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And what will explain to thee what is the Day of Sorting out
turkish
Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth
turkish
O gün yalanlamış olanların vay haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Did We not destroy the men of old (for their evil)
turkish
Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So shall We make later (generations) follow them
turkish
Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thus do We deal with men of sin
turkish
Suçlulara böyle yaparız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth
turkish
O gün, yalanlamış olanların vay haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Have We not created you from a fluid (held) despicable
turkish
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The which We placed in a place of rest, firmly fixed
turkish
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For a period (of gestation), determined (according to need)
turkish
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For We do determine (according to need); for We are the best to determine (things)
turkish
Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day! to the Rejecters of Truth
turkish
O gün yalanlamış olanların vay haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Have We not made the earth (as a place) to draw together
turkish
Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The living and the dead
turkish
Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And made therein mountains standing firm, lofty (in stature); and provided for you water sweet (and wholesome)
turkish
Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth
turkish
Yalanlamış olanların vay o gün haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(It will be said:) "Depart ye to that which ye used to reject as false
turkish
İnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Depart ye to a Shadow (of smoke ascending) in three columns
turkish
gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Which yields) no shade of coolness, and is of no use against the fierce Blaze
turkish
gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Indeed it throws about sparks (huge) as Forts
turkish
O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
As if there were (a string of) yellow camels (marching swiftly)
turkish
O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth
turkish
Yalanlamış olanların o gün vay haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That will be a Day when they shall not be able to speak
turkish
Bu, onların konuşamayacakları gündür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nor will it be open to them to put forth pleas
turkish
Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth
turkish
Yalanlamış olanların o gün vay haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That will be a Day of Sorting out! We shall gather you together and those before (you)
turkish
Bu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Now, if ye have a trick (or plot), use it against Me
turkish
Eğer bir düzeniniz varsa Bana kurun
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth
turkish
Yalanlamış olanların o gün vay haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
As to the Righteous, they shall be amidst (cool) shades and springs (of water)
turkish
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And (they shall have) fruits,- all they desire
turkish
Canlarının istediği meyveler arasındadırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Eat ye and drink ye to your heart's content: for that ye worked (Righteousness)
turkish
Onlara denir ki: "İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thus do We certainly reward the Doers of Good
turkish
Biz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth
turkish
O gün yalanlamış olanların vay haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(O ye unjust!) Eat ye and enjoy yourselves (but) a little while, for that ye are Sinners
turkish
Yiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsınız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth
turkish
O gün yalanlamış olanların vay haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And when it is said to them, "Prostrate yourselves!" they do not so
turkish
Onlara "Rüku edin" denildiğinde rükua varmazlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth
turkish
O gün yalanlamış olanların vay haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then what Message, after that, will they believe in
turkish
Kuran'dan başka hangi söze inanacaklar