Ta-Ha

۞ طه
İngilizce

Ta-Ha

turkish

Ta, Ha

20 (Ta-Ha) Sure
1 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
مَاۤ أَنزَلۡنَا عَلَیۡكَ ٱلۡقُرۡءَانَ لِتَشۡقَىٰۤ
İngilizce

We have not sent down the Qur'an to thee to be (an occasion) for thy distress

turkish

Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik

20 (Ta-Ha) Sure
2 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِلَّا تَذۡكِرَةࣰ لِّمَن یَخۡشَىٰ
İngilizce

But only as an admonition to those who fear (Allah)

turkish

Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik

20 (Ta-Ha) Sure
3 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
تَنزِیلࣰا مِّمَّنۡ خَلَقَ ٱلۡأَرۡضَ وَٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ ٱلۡعُلَى
İngilizce

A revelation from Him Who created the earth and the heavens on high

turkish

Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik

20 (Ta-Ha) Sure
4 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱلرَّحۡمَـٰنُ عَلَى ٱلۡعَرۡشِ ٱسۡتَوَىٰ
İngilizce

(Allah) Most Gracious is firmly established on the throne (of authority)

turkish

Rahman arşa hükmetmektedir

20 (Ta-Ha) Sure
5 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَهُۥ مَا فِی ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَمَا فِی ٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَیۡنَهُمَا وَمَا تَحۡتَ ٱلثَّرَىٰ
İngilizce

To Him belongs what is in the heavens and on earth, and all between them, and all beneath the soil

turkish

Göklerde ve yerde, her ikisi arasında ve toprağın altında bulunanlar O'nundur

20 (Ta-Ha) Sure
6 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِن تَجۡهَرۡ بِٱلۡقَوۡلِ فَإِنَّهُۥ یَعۡلَمُ ٱلسِّرَّ وَأَخۡفَى
İngilizce

If thou pronounce the word aloud, (it is no matter): for verily He knoweth what is secret and what is yet more hidden

turkish

Sen sözü istersen açığa vur, şüphesiz O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir

20 (Ta-Ha) Sure
7 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱللَّهُ لَاۤ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَۖ لَهُ ٱلۡأَسۡمَاۤءُ ٱلۡحُسۡنَىٰ
İngilizce

Allah! there is no god but He! To Him belong the most Beautiful Names

turkish

Allah'tan başka tanrı yoktur, en güzel isimler O'nundur

20 (Ta-Ha) Sure
8 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَهَلۡ أَتَىٰكَ حَدِیثُ مُوسَىٰۤ
İngilizce

Has the story of Moses reached thee

turkish

Musa'nın başından geçen olay sana geldi mi

20 (Ta-Ha) Sure
9 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِذۡ رَءَا نَارࣰا فَقَالَ لِأَهۡلِهِ ٱمۡكُثُوۤا۟ إِنِّیۤ ءَانَسۡتُ نَارࣰا لَّعَلِّیۤ ءَاتِیكُم مِّنۡهَا بِقَبَسٍ أَوۡ أَجِدُ عَلَى ٱلنَّارِ هُدࣰى
İngilizce

Behold, he saw a fire: So he said to his family, "Tarry ye; I perceive a fire; perhaps I can bring you some burning brand therefrom, or find some guidance at the fire

turkish

O, bir ateş görmüştü de, ailesine: "Durun, ben bir ateş gördüm, ya ondan size bir kor getirir, ya da ateşin yanında bir yol gösteren bulurum" demişti

20 (Ta-Ha) Sure
10 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَمَّاۤ أَتَىٰهَا نُودِیَ یَـٰمُوسَىٰۤ
İngilizce

But when he came to the fire, a voice was heard: "O Moses

turkish

Musa ateşin yanına gelince: "Ey Musa!" diye seslenildi

20 (Ta-Ha) Sure
11 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنِّیۤ أَنَا۠ رَبُّكَ فَٱخۡلَعۡ نَعۡلَیۡكَ إِنَّكَ بِٱلۡوَادِ ٱلۡمُقَدَّسِ طُوࣰى
İngilizce

Verily I am thy Lord! therefore (in My presence) put off thy shoes: thou art in the sacred valley Tuwa

turkish

Ben şüphesiz senin Rabbinim; ayağındakileri çıkar; çünkü sen, kutsal bir vadi olan Tuva'dasın

20 (Ta-Ha) Sure
12 Ayet
312 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَنَا ٱخۡتَرۡتُكَ فَٱسۡتَمِعۡ لِمَا یُوحَىٰۤ
İngilizce

I have chosen thee: listen, then, to the inspiration (sent to thee)

turkish

Ben seni seçtim; artık vahyolunanları dinle

20 (Ta-Ha) Sure
13 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّنِیۤ أَنَا ٱللَّهُ لَاۤ إِلَـٰهَ إِلَّاۤ أَنَا۠ فَٱعۡبُدۡنِی وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِذِكۡرِیۤ
İngilizce

Verily, I am Allah: There is no god but I: So serve thou Me (only), and establish regular prayer for celebrating My praise

turkish

Şüphesiz Ben Allah'ım, Benden başka tanrı yoktur; Bana kulluk et; Beni anmak için namaz kıl

20 (Ta-Ha) Sure
14 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ ٱلسَّاعَةَ ءَاتِیَةٌ أَكَادُ أُخۡفِیهَا لِتُجۡزَىٰ كُلُّ نَفۡسِۭ بِمَا تَسۡعَىٰ
İngilizce

Verily the Hour is coming - My design is to keep it hidden - for every soul to receive its reward by the measure of its Endeavour

turkish

Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, zamanını gizli tuttuğum kıyamet mutlaka gelecektir

20 (Ta-Ha) Sure
15 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَا یَصُدَّنَّكَ عَنۡهَا مَن لَّا یُؤۡمِنُ بِهَا وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ فَتَرۡدَىٰ
İngilizce

Therefore let not such as believe not therein but follow their own lusts, divert thee therefrom, lest thou perish

turkish

Buna inanmayan ve hevesine uyan kimse seni ondan alıkoymasın, yoksa helak olursun

20 (Ta-Ha) Sure
16 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَا تِلۡكَ بِیَمِینِكَ یَـٰمُوسَىٰ
İngilizce

And what is that in the right hand, O Moses

turkish

Ey Musa! Sağ elindeki nedir

20 (Ta-Ha) Sure
17 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ هِیَ عَصَایَ أَتَوَكَّؤُا۟ عَلَیۡهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَىٰ غَنَمِی وَلِیَ فِیهَا مَءَارِبُ أُخۡرَىٰ
İngilizce

He said, "It is my rod: on it I lean; with it I beat down fodder for my flocks; and in it I find other uses

turkish

Musa: "O benim değneğimdir, ona dayanırım, onunla davarıma yaprak silkerim, ondan daha birçok işlerde faydalanırım" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
18 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ أَلۡقِهَا یَـٰمُوسَىٰ
İngilizce

(Allah) said, "Throw it, O Moses

turkish

Allah: "Ey Musa! Bırak onu" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
19 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَلۡقَىٰهَا فَإِذَا هِیَ حَیَّةࣱ تَسۡعَىٰ
İngilizce

He threw it, and behold! It was a snake, active in motion

turkish

Bırakınca, değnek hemen, koşan bir yılan oluverdi

20 (Ta-Ha) Sure
20 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ خُذۡهَا وَلَا تَخَفۡۖ سَنُعِیدُهَا سِیرَتَهَا ٱلۡأُولَىٰ
İngilizce

(Allah) said, "Seize it, and fear not: We shall return it at once to its former condition

turkish

Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
21 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱضۡمُمۡ یَدَكَ إِلَىٰ جَنَاحِكَ تَخۡرُجۡ بَیۡضَاۤءَ مِنۡ غَیۡرِ سُوۤءٍ ءَایَةً أُخۡرَىٰ
İngilizce

Now draw thy hand close to thy side: It shall come forth white (and shining), without harm (or stain),- as another Sign

turkish

Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
22 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لِنُرِیَكَ مِنۡ ءَایَـٰتِنَا ٱلۡكُبۡرَى
İngilizce

In order that We may show thee (two) of our Greater Signs

turkish

Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
23 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱذۡهَبۡ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
İngilizce

Go thou to Pharaoh, for he has indeed transgressed all bounds

turkish

Firavun'a git, doğrusu o azmıştır

20 (Ta-Ha) Sure
24 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ رَبِّ ٱشۡرَحۡ لِی صَدۡرِی
İngilizce

(Moses) said: "O my Lord! expand me my breast

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
25 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَیَسِّرۡ لِیۤ أَمۡرِی
İngilizce

Ease my task for me

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
26 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱحۡلُلۡ عُقۡدَةࣰ مِّن لِّسَانِی
İngilizce

And remove the impediment from my speech

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
27 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَفۡقَهُوا۟ قَوۡلِی
İngilizce

So they may understand what I say

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
28 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱجۡعَل لِّی وَزِیرࣰا مِّنۡ أَهۡلِی
İngilizce

And give me a Minister from my family

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
29 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
هَـٰرُونَ أَخِی
İngilizce

Aaron, my brother

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
30 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱشۡدُدۡ بِهِۦۤ أَزۡرِی
İngilizce

Add to my strength through him

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
31 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَشۡرِكۡهُ فِیۤ أَمۡرِی
İngilizce

And make him share my task

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
32 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَیۡ نُسَبِّحَكَ كَثِیرࣰا
İngilizce

That we may celebrate Thy praise without stint

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
33 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَنَذۡكُرَكَ كَثِیرًا
İngilizce

And remember Thee without stint

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
34 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّكَ كُنتَ بِنَا بَصِیرࣰا
İngilizce

For Thou art He that (ever) regardeth us

turkish

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
35 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ قَدۡ أُوتِیتَ سُؤۡلَكَ یَـٰمُوسَىٰ
İngilizce

(Allah) said: "Granted is thy prayer, O Moses

turkish

Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım

20 (Ta-Ha) Sure
36 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَقَدۡ مَنَنَّا عَلَیۡكَ مَرَّةً أُخۡرَىٰۤ
İngilizce

And indeed We conferred a favour on thee another time (before)

turkish

Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım

20 (Ta-Ha) Sure
37 Ayet
313 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِذۡ أَوۡحَیۡنَاۤ إِلَىٰۤ أُمِّكَ مَا یُوحَىٰۤ
İngilizce

Behold! We sent to thy mother, by inspiration, the message

turkish

Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım

20 (Ta-Ha) Sure
38 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَنِ ٱقۡذِفِیهِ فِی ٱلتَّابُوتِ فَٱقۡذِفِیهِ فِی ٱلۡیَمِّ فَلۡیُلۡقِهِ ٱلۡیَمُّ بِٱلسَّاحِلِ یَأۡخُذۡهُ عَدُوࣱّ لِّی وَعَدُوࣱّ لَّهُۥۚ وَأَلۡقَیۡتُ عَلَیۡكَ مَحَبَّةࣰ مِّنِّی وَلِتُصۡنَعَ عَلَىٰ عَیۡنِیۤ
İngilizce

Throw (the child) into the chest, and throw (the chest) into the river: the river will cast him up on the bank, and he will be taken up by one who is an enemy to Me and an enemy to him': But I cast (the garment of) love over thee from Me: and (this) in order that thou mayest be reared under Mine eye

turkish

Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım

20 (Ta-Ha) Sure
39 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِذۡ تَمۡشِیۤ أُخۡتُكَ فَتَقُولُ هَلۡ أَدُلُّكُمۡ عَلَىٰ مَن یَكۡفُلُهُۥۖ فَرَجَعۡنَـٰكَ إِلَىٰۤ أُمِّكَ كَیۡ تَقَرَّ عَیۡنُهَا وَلَا تَحۡزَنَۚ وَقَتَلۡتَ نَفۡسࣰا فَنَجَّیۡنَـٰكَ مِنَ ٱلۡغَمِّ وَفَتَنَّـٰكَ فُتُونࣰاۚ فَلَبِثۡتَ سِنِینَ فِیۤ أَهۡلِ مَدۡیَنَ ثُمَّ جِئۡتَ عَلَىٰ قَدَرࣲ یَـٰمُوسَىٰ
İngilizce

Behold! thy sister goeth forth and saith, 'shall I show you one who will nurse and rear the (child)?' So We brought thee back to thy mother, that her eye might be cooled and she should not grieve. Then thou didst slay a man, but We saved thee from trouble, and We tried thee in various ways. Then didst thou tarry a number of years with the people of Midian. Then didst thou come hither as ordained, O Moses

turkish

Kızkardeşin Firavun'un sarayına giderek: "Ona bakacak birini size göstereyim mi?" diyordu. Böylece, annen üzülmesin, sevinsin diye, seni ona iade etmiştik. Sen bir cana kıymıştın, seni üzüntüden kurtarmış ve seni birçok musibetlerle denemiştik. Bunun için, Medyen halkı arasında yıllarca kalmıştın. Sonra, ey Musa, peygamberlik görevini yüklenecek bir yaşa gelince dönüp geldin

20 (Ta-Ha) Sure
40 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَٱصۡطَنَعۡتُكَ لِنَفۡسِی
İngilizce

And I have prepared thee for Myself (for service)

turkish

Seni kendim için ayırdım

20 (Ta-Ha) Sure
41 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱذۡهَبۡ أَنتَ وَأَخُوكَ بِءَایَـٰتِی وَلَا تَنِیَا فِی ذِكۡرِی
İngilizce

Go, thou and thy brother, with My Signs, and slacken not, either of you, in keeping Me in remembrance

turkish

Sen ve kardeşin, ayetlerimle gidin; beni anmakta gevşek davranmayın

20 (Ta-Ha) Sure
42 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱذۡهَبَاۤ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
İngilizce

Go, both of you, to Pharaoh, for he has indeed transgressed all bounds

turkish

Firavun'a gidin, doğrusu o azmıştır

20 (Ta-Ha) Sure
43 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَقُولَا لَهُۥ قَوۡلࣰا لَّیِّنࣰا لَّعَلَّهُۥ یَتَذَكَّرُ أَوۡ یَخۡشَىٰ
İngilizce

But speak to him mildly; perchance he may take warning or fear (Allah)

turkish

Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar

20 (Ta-Ha) Sure
44 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَا رَبَّنَاۤ إِنَّنَا نَخَافُ أَن یَفۡرُطَ عَلَیۡنَاۤ أَوۡ أَن یَطۡغَىٰ
İngilizce

They (Moses and Aaron) said: "Our Lord! We fear lest he hasten with insolence against us, or lest he transgress all bounds

turkish

Musa ve kardeşi: "Rabbimiz! Onun bize kötülük etmesinden veya azgınlığının artmasından korkarız" dediler

20 (Ta-Ha) Sure
45 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ لَا تَخَافَاۤۖ إِنَّنِی مَعَكُمَاۤ أَسۡمَعُ وَأَرَىٰ
İngilizce

He said: "Fear not: for I am with you: I hear and see (everything)

turkish

Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu

20 (Ta-Ha) Sure
46 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأۡتِیَاهُ فَقُولَاۤ إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِیۤ إِسۡرَ ٰۤءِیلَ وَلَا تُعَذِّبۡهُمۡۖ قَدۡ جِئۡنَـٰكَ بِءَایَةࣲ مِّن رَّبِّكَۖ وَٱلسَّلَـٰمُ عَلَىٰ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلۡهُدَىٰۤ
İngilizce

So go ye both to him, and say, 'Verily we are messengers sent by thy Lord: Send forth, therefore, the Children of Israel with us, and afflict them not: with a Sign, indeed, have we come from thy Lord! and peace to all who follow guidance

turkish

Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu

20 (Ta-Ha) Sure
47 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّا قَدۡ أُوحِیَ إِلَیۡنَاۤ أَنَّ ٱلۡعَذَابَ عَلَىٰ مَن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ
İngilizce

Verily it has been revealed to us that the Penalty (awaits) those who reject and turn away

turkish

Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu

20 (Ta-Ha) Sure
48 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ فَمَن رَّبُّكُمَا یَـٰمُوسَىٰ
İngilizce

(When this message was delivered), (Pharaoh) said: "Who, then, O Moses, is the Lord of you two

turkish

Firavun: "Musa! Rabbiniz kimdir?" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
49 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ رَبُّنَا ٱلَّذِیۤ أَعۡطَىٰ كُلَّ شَیۡءٍ خَلۡقَهُۥ ثُمَّ هَدَىٰ
İngilizce

He said: "Our Lord is He Who gave to each (created) thing its form and nature, and further, gave (it) guidance

turkish

Musa: "Rabbimiz, her şeye ayrı bir özellik veren, sonra doğru yola eriştirendir" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
50 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ فَمَا بَالُ ٱلۡقُرُونِ ٱلۡأُولَىٰ
İngilizce

(Pharaoh) said: "What then is the condition of previous generations

turkish

Firavun: "Öyleyse önceki nesillerin durumu ne oluyor?" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
51 Ayet
314 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ عِلۡمُهَا عِندَ رَبِّی فِی كِتَـٰبࣲۖ لَّا یَضِلُّ رَبِّی وَلَا یَنسَى
İngilizce

He replied: "The knowledge of that is with my Lord, duly recorded: my Lord never errs, nor forgets

turkish

Musa: "Onların bilgisi Rabbimin katında yazılıdır. Rabbim şaşırmaz ve unutmaz." dedi

20 (Ta-Ha) Sure
52 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ٱلَّذِی جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ مَهۡدࣰا وَسَلَكَ لَكُمۡ فِیهَا سُبُلࣰا وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَاۤءِ مَاۤءࣰ فَأَخۡرَجۡنَا بِهِۦۤ أَزۡوَ ٰجࣰا مِّن نَّبَاتࣲ شَتَّىٰ
İngilizce

He Who has, made for you the earth like a carpet spread out; has enabled you to go about therein by roads (and channels); and has sent down water from the sky." With it have We produced diverse pairs of plants each separate from the others

turkish

Sizin için yeryüzünü döşeyen, yollar açan, gökten su indiren O'dur. Biz o su ile türlü türlü, çift çift bitkiler yetiştirdik

20 (Ta-Ha) Sure
53 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كُلُوا۟ وَٱرۡعَوۡا۟ أَنۡعَـٰمَكُمۡۚ إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَءَایَـٰتࣲ لِّأُو۟لِی ٱلنُّهَىٰ
İngilizce

Eat (for yourselves) and pasture your cattle: verily, in this are Signs for men endued with understanding

turkish

İster yiyin, ister hayvanlarınızı otlatın, onlarda akıl sahipleri için şüphesiz dersler vardır

20 (Ta-Ha) Sure
54 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ مِنۡهَا خَلَقۡنَـٰكُمۡ وَفِیهَا نُعِیدُكُمۡ وَمِنۡهَا نُخۡرِجُكُمۡ تَارَةً أُخۡرَىٰ
İngilizce

From the (earth) did We create you, and into it shall We return you, and from it shall We bring you out once again

turkish

Sizi yerden yarattık, oraya döndüreceğiz, sizi tekrar oradan çıkaracağız

20 (Ta-Ha) Sure
55 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَقَدۡ أَرَیۡنَـٰهُ ءَایَـٰتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَأَبَىٰ
İngilizce

And We showed Pharaoh all Our Signs, but he did reject and refuse

turkish

And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
56 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ أَجِئۡتَنَا لِتُخۡرِجَنَا مِنۡ أَرۡضِنَا بِسِحۡرِكَ یَـٰمُوسَىٰ
İngilizce

He said: "Hast thou come to drive us out of our land with thy magic, O Moses

turkish

And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
57 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَلَنَأۡتِیَنَّكَ بِسِحۡرࣲ مِّثۡلِهِۦ فَٱجۡعَلۡ بَیۡنَنَا وَبَیۡنَكَ مَوۡعِدࣰا لَّا نُخۡلِفُهُۥ نَحۡنُ وَلَاۤ أَنتَ مَكَانࣰا سُوࣰى
İngilizce

But we can surely produce magic to match thine! So make a tryst between us and thee, which we shall not fail to keep - neither we nor thou - in a place where both shall have even chances

turkish

And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
58 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ مَوۡعِدُكُمۡ یَوۡمُ ٱلزِّینَةِ وَأَن یُحۡشَرَ ٱلنَّاسُ ضُحࣰى
İngilizce

Moses said: "Your tryst is the Day of the Festival, and let the people be assembled when the sun is well up

turkish

Musa: "Buluşma zamanımız sizin bayram gününüzde, insanların toplandığı kuşluk vaktidir" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
59 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَتَوَلَّىٰ فِرۡعَوۡنُ فَجَمَعَ كَیۡدَهُۥ ثُمَّ أَتَىٰ
İngilizce

So Pharaoh withdrew: He concerted his plan, and then came (back)

turkish

Firavun döndü, tuzaklarını toplayıp o gün geldi

20 (Ta-Ha) Sure
60 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰ وَیۡلَكُمۡ لَا تَفۡتَرُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبࣰا فَیُسۡحِتَكُم بِعَذَابࣲۖ وَقَدۡ خَابَ مَنِ ٱفۡتَرَىٰ
İngilizce

Moses said to him: Woe to you! Forge not ye a lie against Allah, lest He destroy you (at once) utterly by chastisement: the forger must suffer frustration

turkish

Musa onlara: "Size yazıklar olsun! Allah'a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azabla yok eder. Allah'a iftira eden hüsrana uğrar" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
61 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَتَنَـٰزَعُوۤا۟ أَمۡرَهُم بَیۡنَهُمۡ وَأَسَرُّوا۟ ٱلنَّجۡوَىٰ
İngilizce

So they disputed, one with another, over their affair, but they kept their talk secret

turkish

Sihirbazlar işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular

20 (Ta-Ha) Sure
62 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوۤا۟ إِنۡ هَـٰذَ ٰنِ لَسَـٰحِرَ ٰنِ یُرِیدَانِ أَن یُخۡرِجَاكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِمَا وَیَذۡهَبَا بِطَرِیقَتِكُمُ ٱلۡمُثۡلَىٰ
İngilizce

They said: "These two are certainly (expert) magicians: their object is to drive you out from your land with their magic, and to do away with your most cherished institutions

turkish

Musa ile Harun'u göstererek: "Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir" dediler

20 (Ta-Ha) Sure
63 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَجۡمِعُوا۟ كَیۡدَكُمۡ ثُمَّ ٱئۡتُوا۟ صَفࣰّاۚ وَقَدۡ أَفۡلَحَ ٱلۡیَوۡمَ مَنِ ٱسۡتَعۡلَىٰ
İngilizce

Therefore concert your plan, and then assemble in (serried) ranks: He wins (all along) today who gains the upper hand

turkish

Musa ile Harun'u göstererek: "Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir" dediler

20 (Ta-Ha) Sure
64 Ayet
315 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوا۟ یَـٰمُوسَىٰۤ إِمَّاۤ أَن تُلۡقِیَ وَإِمَّاۤ أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنۡ أَلۡقَىٰ
İngilizce

They said: "O Moses! whether wilt thou that thou throw (first) or that we be the first to throw

turkish

Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy, ya da önce biz koyalım" dediler

20 (Ta-Ha) Sure
65 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ بَلۡ أَلۡقُوا۟ۖ فَإِذَا حِبَالُهُمۡ وَعِصِیُّهُمۡ یُخَیَّلُ إِلَیۡهِ مِن سِحۡرِهِمۡ أَنَّهَا تَسۡعَىٰ
İngilizce

He said, "Nay, throw ye first!" Then behold their ropes and their rods-so it seemed to him on account of their magic - began to be in lively motion

turkish

Musa: "Siz koyun" dedi. Hemen, değnekleri ve ipleri, sihirleri yüzünden, Musa'ya sanki yürüyorlarmış gibi geldi

20 (Ta-Ha) Sure
66 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَوۡجَسَ فِی نَفۡسِهِۦ خِیفَةࣰ مُّوسَىٰ
İngilizce

So Moses conceived in his mind a (sort of) fear

turkish

Bu yüzden Musa içinde bir korku hissetti

20 (Ta-Ha) Sure
67 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قُلۡنَا لَا تَخَفۡ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡأَعۡلَىٰ
İngilizce

We said: "Fear not! for thou hast indeed the upper hand

turkish

Korkma, sen muhakkak daha üstünsün" dedik

20 (Ta-Ha) Sure
68 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَلۡقِ مَا فِی یَمِینِكَ تَلۡقَفۡ مَا صَنَعُوۤا۟ۖ إِنَّمَا صَنَعُوا۟ كَیۡدُ سَـٰحِرࣲۖ وَلَا یُفۡلِحُ ٱلسَّاحِرُ حَیۡثُ أَتَىٰ
İngilizce

Throw that which is in thy right hand: Quickly will it swallow up that which they have faked what they have faked is but a magician's trick: and the magician thrives not, (no matter) where he goes

turkish

Sağ elindekini at da onların yaptıklarını yutsun, yaptıkları sadece sihirbaz düzenidir. Sihirbaz nereden gelirse gelsin başarı kazanamaz

20 (Ta-Ha) Sure
69 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأُلۡقِیَ ٱلسَّحَرَةُ سُجَّدࣰا قَالُوۤا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ هَـٰرُونَ وَمُوسَىٰ
İngilizce

So the magicians were thrown down to prostration: they said, "We believe in the Lord of Aaron and Moses

turkish

Sonunda sihirbazlar: "Biz Musa ve Harun'un Rabbine inandık" deyip secdeye kapandılar

20 (Ta-Ha) Sure
70 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ ءَامَنتُمۡ لَهُۥ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّهُۥ لَكَبِیرُكُمُ ٱلَّذِی عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحۡرَۖ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَیۡدِیَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَـٰفࣲ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ فِی جُذُوعِ ٱلنَّخۡلِ وَلَتَعۡلَمُنَّ أَیُّنَاۤ أَشَدُّ عَذَابࣰا وَأَبۡقَىٰ
İngilizce

(Pharaoh) said: "Believe ye in Him before I give you permission? Surely this must be your leader, who has taught you magic! be sure I will cut off your hands and feet on opposite sides, and I will have you crucified on trunks of palm-trees: so shall ye know for certain, which of us can give the more severe and the more lasting punishment

turkish

Firavun "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu size sihri öğreten, büyüğünüz odur. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sizi hurma kütüklerine asacağım. Hangimizin azabının daha çetin ve daha devamlı olduğunu bileceksiniz" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
71 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوا۟ لَن نُّؤۡثِرَكَ عَلَىٰ مَا جَاۤءَنَا مِنَ ٱلۡبَیِّنَـٰتِ وَٱلَّذِی فَطَرَنَاۖ فَٱقۡضِ مَاۤ أَنتَ قَاضٍۖ إِنَّمَا تَقۡضِی هَـٰذِهِ ٱلۡحَیَوٰةَ ٱلدُّنۡیَاۤ
İngilizce

They said: "Never shall we regard thee as more than the Clear Signs that have come to us, or than Him Who created us! so decree whatever thou desirest to decree: for thou canst only decree (touching) the life of this world

turkish

İman eden sihirbazlar: "Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır" dediler

20 (Ta-Ha) Sure
72 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّاۤ ءَامَنَّا بِرَبِّنَا لِیَغۡفِرَ لَنَا خَطَـٰیَـٰنَا وَمَاۤ أَكۡرَهۡتَنَا عَلَیۡهِ مِنَ ٱلسِّحۡرِۗ وَٱللَّهُ خَیۡرࣱ وَأَبۡقَىٰۤ
İngilizce

For us, we have believed in our Lord: may He forgive us our faults, and the magic to which thou didst compel us: for Allah is Best and Most Abiding

turkish

İman eden sihirbazlar: "Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır" dediler

20 (Ta-Ha) Sure
73 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّهُۥ مَن یَأۡتِ رَبَّهُۥ مُجۡرِمࣰا فَإِنَّ لَهُۥ جَهَنَّمَ لَا یَمُوتُ فِیهَا وَلَا یَحۡیَىٰ
İngilizce

Verily he who comes to his Lord as a sinner (at Judgment),- for him is Hell: therein shall he neither die nor live

turkish

Rabbine suçlu olarak gelen bilsin ki, cehennem onun içindir. Orada ne ölür, ne yaşar

20 (Ta-Ha) Sure
74 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَن یَأۡتِهِۦ مُؤۡمِنࣰا قَدۡ عَمِلَ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَأُو۟لَـٰۤئِكَ لَهُمُ ٱلدَّرَجَـٰتُ ٱلۡعُلَىٰ
İngilizce

But such as come to Him as Believers who have worked righteous deeds,- for them are ranks exalted

turkish

Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mükafatıdır

20 (Ta-Ha) Sure
75 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
جَنَّـٰتُ عَدۡنࣲ تَجۡرِی مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَـٰرُ خَـٰلِدِینَ فِیهَاۚ وَذَ ٰلِكَ جَزَاۤءُ مَن تَزَكَّىٰ
İngilizce

Gardens of Eternity, beneath which flow rivers: they will dwell therein for aye: such is the reward of those who purify themselves (from evil)

turkish

Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mükafatıdır

20 (Ta-Ha) Sure
76 Ayet
316 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَقَدۡ أَوۡحَیۡنَاۤ إِلَىٰ مُوسَىٰۤ أَنۡ أَسۡرِ بِعِبَادِی فَٱضۡرِبۡ لَهُمۡ طَرِیقࣰا فِی ٱلۡبَحۡرِ یَبَسࣰا لَّا تَخَـٰفُ دَرَكࣰا وَلَا تَخۡشَىٰ
İngilizce

We sent an inspiration to Moses: "Travel by night with My servants, and strike a dry path for them through the sea, without fear of being overtaken (by Pharaoh) and without (any other) fear

turkish

And olsun ki Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yürüt, denizde onlara kuru bir yol aç, batmaktan ve düşmanların yetişmesinden korkma, endişe etme" diye vahyettik

20 (Ta-Ha) Sure
77 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَتۡبَعَهُمۡ فِرۡعَوۡنُ بِجُنُودِهِۦ فَغَشِیَهُم مِّنَ ٱلۡیَمِّ مَا غَشِیَهُمۡ
İngilizce

Then Pharaoh pursued them with his forces, but the waters completely overwhelmed them and covered them up

turkish

Firavun, ordusuyla onları takip etti, deniz de onları içine alıverdi, hem de ne alış

20 (Ta-Ha) Sure
78 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَضَلَّ فِرۡعَوۡنُ قَوۡمَهُۥ وَمَا هَدَىٰ
İngilizce

Pharaoh led his people astray instead of leading them aright

turkish

Firavun, milletini saptırdı, onlara doğru yolu göstermedi

20 (Ta-Ha) Sure
79 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَـٰبَنِیۤ إِسۡرَ ٰۤءِیلَ قَدۡ أَنجَیۡنَـٰكُم مِّنۡ عَدُوِّكُمۡ وَوَ ٰعَدۡنَـٰكُمۡ جَانِبَ ٱلطُّورِ ٱلۡأَیۡمَنَ وَنَزَّلۡنَا عَلَیۡكُمُ ٱلۡمَنَّ وَٱلسَّلۡوَىٰ
İngilizce

O ye Children of Israel! We delivered you from your enemy, and We made a Covenant with you on the right side of Mount (Sinai), and We sent down to you Manna and quails

turkish

Ey İsrailoğulları! Sizleri düşmanınızdan kurtardık, Tur'un sağ yanını size vadettik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik

20 (Ta-Ha) Sure
80 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كُلُوا۟ مِن طَیِّبَـٰتِ مَا رَزَقۡنَـٰكُمۡ وَلَا تَطۡغَوۡا۟ فِیهِ فَیَحِلَّ عَلَیۡكُمۡ غَضَبِیۖ وَمَن یَحۡلِلۡ عَلَیۡهِ غَضَبِی فَقَدۡ هَوَىٰ
İngilizce

(Saying): "Eat of the good things We have provided for your sustenance, but commit no excess therein, lest My Wrath should justly descend on you: and those on whom descends My Wrath do perish indeed

turkish

Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin, bunda aşırı gitmeyin ki gazabımı haketmeyesiniz. Gazabımı hakeden kimse muhakkak mahvolur

20 (Ta-Ha) Sure
81 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِنِّی لَغَفَّارࣱ لِّمَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَـٰلِحࣰا ثُمَّ ٱهۡتَدَىٰ
İngilizce

But, without doubt, I am (also) He that forgives again and again, to those who repent, believe, and do right, who,- in fine, are ready to receive true guidance

turkish

Doğrusu Ben, tevbe edeni, inanıp yararlı iş işleyerek doğru yola gireni bağışlarım

20 (Ta-Ha) Sure
82 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ وَمَاۤ أَعۡجَلَكَ عَن قَوۡمِكَ یَـٰمُوسَىٰ
İngilizce

(When Moses was up on the Mount, Allah said:) "What made thee hasten in advance of thy people, O Moses

turkish

Musa! Seni milletinden daha çabuk gelmeye sevkeden nedir?" dedik

20 (Ta-Ha) Sure
83 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ هُمۡ أُو۟لَاۤءِ عَلَىٰۤ أَثَرِی وَعَجِلۡتُ إِلَیۡكَ رَبِّ لِتَرۡضَىٰ
İngilizce

He replied: "Behold, they are close on my footsteps: I hastened to thee, O my Lord, to please thee

turkish

Musa: "Onlar ardımdadır, Rabbim! Hoşnut olman için Sana acele geldim" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
84 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ فَإِنَّا قَدۡ فَتَنَّا قَوۡمَكَ مِنۢ بَعۡدِكَ وَأَضَلَّهُمُ ٱلسَّامِرِیُّ
İngilizce

(Allah) said: "We have tested thy people in thy absence: the Samiri has led them astray

turkish

Allah: "Doğrusu Biz, senden sonra milletini sınadık; Samiri onları saptırdı" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
85 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَرَجَعَ مُوسَىٰۤ إِلَىٰ قَوۡمِهِۦ غَضۡبَـٰنَ أَسِفࣰاۚ قَالَ یَـٰقَوۡمِ أَلَمۡ یَعِدۡكُمۡ رَبُّكُمۡ وَعۡدًا حَسَنًاۚ أَفَطَالَ عَلَیۡكُمُ ٱلۡعَهۡدُ أَمۡ أَرَدتُّمۡ أَن یَحِلَّ عَلَیۡكُمۡ غَضَبࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ فَأَخۡلَفۡتُم مَّوۡعِدِی
İngilizce

So Moses returned to his people in a state of indignation and sorrow. He said: "O my people! did not your Lord make a handsome promise to you? Did then the promise seem to you long (in coming)? Or did ye desire that Wrath should descend from your Lord on you, and so ye broke your promise to me

turkish

Musa, milletine kızgın ve üzgün olarak döndü. "Ey milletim! Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Uzun bir zaman mı geçti, yoksa Rabbinizin gazabına mı uğramak istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
86 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوا۟ مَاۤ أَخۡلَفۡنَا مَوۡعِدَكَ بِمَلۡكِنَا وَلَـٰكِنَّا حُمِّلۡنَاۤ أَوۡزَارࣰا مِّن زِینَةِ ٱلۡقَوۡمِ فَقَذَفۡنَـٰهَا فَكَذَ ٰلِكَ أَلۡقَى ٱلسَّامِرِیُّ
İngilizce

They said: "We broke not the promise to thee, as far as lay in our power: but we were made to carry the weight of the ornaments of the (whole) people, and we threw them (into the fire), and that was what the Samiri suggested

turkish

Onlar: "Sana verdiğimiz sözden kendi başımıza caymadık. O milletin ziynet eşyasından bize yükler dolusu taşıtıldı. Biz onları ateşe attık, aynı şekilde Samiri de attı" dediler

20 (Ta-Ha) Sure
87 Ayet
317 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَخۡرَجَ لَهُمۡ عِجۡلࣰا جَسَدࣰا لَّهُۥ خُوَارࣱ فَقَالُوا۟ هَـٰذَاۤ إِلَـٰهُكُمۡ وَإِلَـٰهُ مُوسَىٰ فَنَسِیَ
İngilizce

Then he brought out (of the fire) before the (people) the image of a calf: It seemed to low: so they said: This is your god, and the god of Moses, but (Moses) has forgotten

turkish

Bunun üzerine Samiri onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya koydu. O ve adamları: "Bu sizin de Musa'nın da tanrısıdır, ama o unuttu" dediler

20 (Ta-Ha) Sure
88 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَفَلَا یَرَوۡنَ أَلَّا یَرۡجِعُ إِلَیۡهِمۡ قَوۡلࣰا وَلَا یَمۡلِكُ لَهُمۡ ضَرࣰّا وَلَا نَفۡعࣰا
İngilizce

Could they not see that it could not return them a word (for answer), and that it had no power either to harm them or to do them good

turkish

Görmüyorlar mıydı ki, o heykel onlara ne söz söyleyebilir, ne zarar ve ne de fayda verebilirdi

20 (Ta-Ha) Sure
89 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَقَدۡ قَالَ لَهُمۡ هَـٰرُونُ مِن قَبۡلُ یَـٰقَوۡمِ إِنَّمَا فُتِنتُم بِهِۦۖ وَإِنَّ رَبَّكُمُ ٱلرَّحۡمَـٰنُ فَٱتَّبِعُونِی وَأَطِیعُوۤا۟ أَمۡرِی
İngilizce

Aaron had already, before this said to them: "O my people! ye are being tested in this: for verily your Lord is (Allah) Most Gracious; so follow me and obey my command

turkish

And olsun ki, Harun da onlara önceden: "Ey milletim! Siz bu buzağı ile sınanıyorsunuz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahman'dır. Bana uyun, emrime itaat edin" demişti

20 (Ta-Ha) Sure
90 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالُوا۟ لَن نَّبۡرَحَ عَلَیۡهِ عَـٰكِفِینَ حَتَّىٰ یَرۡجِعَ إِلَیۡنَا مُوسَىٰ
İngilizce

They had said: "We will not abandon this cult, but we will devote ourselves to it until Moses returns to us

turkish

Musa bize dönene kadar buna sarılmaktan vazgeçmeyeceğiz" demişlerdi

20 (Ta-Ha) Sure
91 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ یَـٰهَـٰرُونُ مَا مَنَعَكَ إِذۡ رَأَیۡتَهُمۡ ضَلُّوۤا۟
İngilizce

(Moses) said: "O Aaron! what kept thee back, when thou sawest them going wrong

turkish

Musa gelince: "Harun! Onların sapıttığını görünce seni benim yolumdan gitmekten alıkoyan nedir? Benim emrime karşı mı geldin?" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
92 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَلَّا تَتَّبِعَنِۖ أَفَعَصَیۡتَ أَمۡرِی
İngilizce

From following me? Didst thou then disobey my order

turkish

Musa gelince: "Harun! Onların sapıttığını görünce seni benim yolumdan gitmekten alıkoyan nedir? Benim emrime karşı mı geldin?" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
93 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ یَبۡنَؤُمَّ لَا تَأۡخُذۡ بِلِحۡیَتِی وَلَا بِرَأۡسِیۤۖ إِنِّی خَشِیتُ أَن تَقُولَ فَرَّقۡتَ بَیۡنَ بَنِیۤ إِسۡرَ ٰۤءِیلَ وَلَمۡ تَرۡقُبۡ قَوۡلِی
İngilizce

(Aaron) replied: "O son of my mother! Seize (me) not by my beard nor by (the hair of) my head! Truly I feared lest thou shouldst say, 'Thou has caused a division among the children of Israel, and thou didst not respect my word

turkish

Harun: "Ey Annemoğlu! Saçımdan sakalımdan tutma; doğrusu İsrailoğulları arasına ayrılık koydun, sözüme bakmadın demenden korktum" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
94 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ فَمَا خَطۡبُكَ یَـٰسَـٰمِرِیُّ
İngilizce

(Moses) said: "What then is thy case, O Samiri

turkish

Musa: "Ey Samiri! Ya senin yaptığın nedir?" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
95 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ بَصُرۡتُ بِمَا لَمۡ یَبۡصُرُوا۟ بِهِۦ فَقَبَضۡتُ قَبۡضَةࣰ مِّنۡ أَثَرِ ٱلرَّسُولِ فَنَبَذۡتُهَا وَكَذَ ٰلِكَ سَوَّلَتۡ لِی نَفۡسِی
İngilizce

He replied: "I saw what they saw not: so I took a handful (of dust) from the footprint of the Messenger, and threw it (into the calf): thus did my soul suggest to me

turkish

Samiri: "Onların görmedikleri bir şey gördüm ve o sana gelen elçinin bastığı yerden bir avuç avuçladım. Bunu ziynet eşyasının eritildiği potaya attım. Nefsim böyle yaptırdı" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
96 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ فَٱذۡهَبۡ فَإِنَّ لَكَ فِی ٱلۡحَیَوٰةِ أَن تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَإِنَّ لَكَ مَوۡعِدࣰا لَّن تُخۡلَفَهُۥۖ وَٱنظُرۡ إِلَىٰۤ إِلَـٰهِكَ ٱلَّذِی ظَلۡتَ عَلَیۡهِ عَاكِفࣰاۖ لَّنُحَرِّقَنَّهُۥ ثُمَّ لَنَنسِفَنَّهُۥ فِی ٱلۡیَمِّ نَسۡفًا
İngilizce

(Moses) said: "Get thee gone! but thy (punishment) in this life will be that thou wilt say, 'touch me not'; and moreover (for a future penalty) thou hast a promise that will not fail: Now look at thy god, of whom thou hast become a devoted worshipper: We will certainly (melt) it in a blazing fire and scatter it broadcast in the sea

turkish

Musa: "Defol! Doğrusu artık hayatta, "Bana dokunmayın!" demenden başka yapacağın yoktur. Senin için asla kaçamayacağın bir ceza daha vardır. Durup üzerinde titrediğin tanrına bak, onu yakacağız, sonra denize dökeceğiz" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
97 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّمَاۤ إِلَـٰهُكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِی لَاۤ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَۚ وَسِعَ كُلَّ شَیۡءٍ عِلۡمࣰا
İngilizce

But the god of you all is the One Allah: there is no god but He: all things He comprehends in His knowledge

turkish

Sizin Tanrınız, ancak, O'ndan başka tanrı olmayan Allah'tır. İlmi her şeyi içine almıştır

20 (Ta-Ha) Sure
98 Ayet
318 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
كَذَ ٰلِكَ نَقُصُّ عَلَیۡكَ مِنۡ أَنۢبَاۤءِ مَا قَدۡ سَبَقَۚ وَقَدۡ ءَاتَیۡنَـٰكَ مِن لَّدُنَّا ذِكۡرࣰا
İngilizce

Thus do We relate to thee some stories of what happened before: for We have sent thee a Message from Our own Presence

turkish

Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir

20 (Ta-Ha) Sure
99 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
مَّنۡ أَعۡرَضَ عَنۡهُ فَإِنَّهُۥ یَحۡمِلُ یَوۡمَ ٱلۡقِیَـٰمَةِ وِزۡرًا
İngilizce

If any do turn away therefrom, verily they will bear a burden on the Day of judgment

turkish

Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir

20 (Ta-Ha) Sure
100 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
خَـٰلِدِینَ فِیهِۖ وَسَاۤءَ لَهُمۡ یَوۡمَ ٱلۡقِیَـٰمَةِ حِمۡلࣰا
İngilizce

They will abide in this (state): and grievous will the burden be to them on that Day

turkish

Devamlı bu günahın azabında kalacaklar. Kıyamet günü onlar için ne kötüdür bu yük

20 (Ta-Ha) Sure
101 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَوۡمَ یُنفَخُ فِی ٱلصُّورِۚ وَنَحۡشُرُ ٱلۡمُجۡرِمِینَ یَوۡمَئِذࣲ زُرۡقࣰا
İngilizce

The Day when the Trumpet will be sounded: that Day, We shall gather the sinful, blear-eyed (with terror)

turkish

Sura üflendiği gün, işte o gün, suçluları gözleri korkudan göğermiş olarak toplarız

20 (Ta-Ha) Sure
102 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَتَخَـٰفَتُونَ بَیۡنَهُمۡ إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا عَشۡرࣰا
İngilizce

In whispers will they consult each other: "Yet tarried not longer than ten (Days)

turkish

Siz dünyada sadece on gün eğleştiniz" diye, aralarında saklı saklı konuşurlar

20 (Ta-Ha) Sure
103 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
نَّحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَا یَقُولُونَ إِذۡ یَقُولُ أَمۡثَلُهُمۡ طَرِیقَةً إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا یَوۡمࣰا
İngilizce

We know best what they will say, when their leader most eminent in conduct will say: "Ye tarried not longer than a day

turkish

Aralarında konuştuklarını Biz daha iyi biliriz. En akıllıları: "Sadece bir gün eğleştiniz" der

20 (Ta-Ha) Sure
104 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَیَسۡءَلُونَكَ عَنِ ٱلۡجِبَالِ فَقُلۡ یَنسِفُهَا رَبِّی نَسۡفࣰا
İngilizce

They ask thee concerning the Mountains: say, "My Lord will uproot them and scatter them as dust

turkish

Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin

20 (Ta-Ha) Sure
105 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَیَذَرُهَا قَاعࣰا صَفۡصَفࣰا
İngilizce

He will leave them as plains smooth and level

turkish

Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin

20 (Ta-Ha) Sure
106 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
لَّا تَرَىٰ فِیهَا عِوَجࣰا وَلَاۤ أَمۡتࣰا
İngilizce

Nothing crooked or curved wilt thou see in their place

turkish

Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin

20 (Ta-Ha) Sure
107 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَوۡمَئِذࣲ یَتَّبِعُونَ ٱلدَّاعِیَ لَا عِوَجَ لَهُۥۖ وَخَشَعَتِ ٱلۡأَصۡوَاتُ لِلرَّحۡمَـٰنِ فَلَا تَسۡمَعُ إِلَّا هَمۡسࣰا
İngilizce

On that Day will they follow the Caller (straight): no crookedness (can they show) him: all sounds shall humble themselves in the Presence of (Allah) Most Gracious: nothing shalt thou hear but the tramp of their feet (as they march)

turkish

Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin

20 (Ta-Ha) Sure
108 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَوۡمَئِذࣲ لَّا تَنفَعُ ٱلشَّفَـٰعَةُ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَـٰنُ وَرَضِیَ لَهُۥ قَوۡلࣰا
İngilizce

On that Day shall no intercession avail except for those for whom permission has been granted by (Allah) Most Gracious and whose word is acceptable to Him

turkish

O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez

20 (Ta-Ha) Sure
109 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
یَعۡلَمُ مَا بَیۡنَ أَیۡدِیهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡ وَلَا یُحِیطُونَ بِهِۦ عِلۡمࣰا
İngilizce

He knows what (appears to His creatures as) before or after or behind them: but they shall not compass it with their knowledge

turkish

Allah onların geçmişlerini de, geleceklerini de bilir. Onların hiçbirinin ilmi ise O'nu kuşatamaz

20 (Ta-Ha) Sure
110 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
۞ وَعَنَتِ ٱلۡوُجُوهُ لِلۡحَیِّ ٱلۡقَیُّومِۖ وَقَدۡ خَابَ مَنۡ حَمَلَ ظُلۡمࣰا
İngilizce

(All) faces shall be humbled before (Him) - the Living, the Self-Subsisting, Eternal: hopeless indeed will be the man that carries iniquity (on his back)

turkish

İnsanlar, diri ve her an yaratıklarını gözetip duran Allah'a boyun eğmiştir. Yükü zulüm olan kimse ise hüsrana uğramıştır

20 (Ta-Ha) Sure
111 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَن یَعۡمَلۡ مِنَ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَلَا یَخَافُ ظُلۡمࣰا وَلَا هَضۡمࣰا
İngilizce

But he who works deeds of righteousness, and has faith, will have no fear of harm nor of any curtailment (of what is his due)

turkish

İnanmış olarak, yararlı işler işleyen kimse, haksızlıktan ve hakkının yeneceğinden korkmaz

20 (Ta-Ha) Sure
112 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَكَذَ ٰلِكَ أَنزَلۡنَـٰهُ قُرۡءَانًا عَرَبِیࣰّا وَصَرَّفۡنَا فِیهِ مِنَ ٱلۡوَعِیدِ لَعَلَّهُمۡ یَتَّقُونَ أَوۡ یُحۡدِثُ لَهُمۡ ذِكۡرࣰا
İngilizce

Thus have We sent this down - an arabic Qur'an - and explained therein in detail some of the warnings, in order that they may fear Allah, or that it may cause their remembrance (of Him)

turkish

İşte Kuran'ı, Arapça okunmak üzere indirdik, onda tehditleri türlü türlü açıkladık ki belki sakınırlar yahut onlara ibret verir

20 (Ta-Ha) Sure
113 Ayet
319 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَتَعَـٰلَى ٱللَّهُ ٱلۡمَلِكُ ٱلۡحَقُّۗ وَلَا تَعۡجَلۡ بِٱلۡقُرۡءَانِ مِن قَبۡلِ أَن یُقۡضَىٰۤ إِلَیۡكَ وَحۡیُهُۥۖ وَقُل رَّبِّ زِدۡنِی عِلۡمࣰا
İngilizce

High above all is Allah, the King, the Truth! Be not in haste with the Qur'an before its revelation to thee is completed, but say, "O my Lord! advance me in knowledge

turkish

Gerçek hükümdar olan Allah Yüce'dir. Kuran sana vahyedilirken, vahy bitmezden önce, unutmamak için, tekrarda acele edip durma, "Rabbim! ilmimi artır" de

20 (Ta-Ha) Sure
114 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَقَدۡ عَهِدۡنَاۤ إِلَىٰۤ ءَادَمَ مِن قَبۡلُ فَنَسِیَ وَلَمۡ نَجِدۡ لَهُۥ عَزۡمࣰا
İngilizce

We had already, beforehand, taken the covenant of Adam, but he forgot: and We found on his part no firm resolve

turkish

And olsun ki daha önce "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o çekinmişti

20 (Ta-Ha) Sure
115 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَإِذۡ قُلۡنَا لِلۡمَلَـٰۤئِكَةِ ٱسۡجُدُوا۟ لِءَادَمَ فَسَجَدُوۤا۟ إِلَّاۤ إِبۡلِیسَ أَبَىٰ
İngilizce

When We said to the angels, "Prostrate yourselves to Adam", they prostrated themselves, but not Iblis: he refused

turkish

Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik

20 (Ta-Ha) Sure
116 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَقُلۡنَا یَـٰۤءَادَمُ إِنَّ هَـٰذَا عَدُوࣱّ لَّكَ وَلِزَوۡجِكَ فَلَا یُخۡرِجَنَّكُمَا مِنَ ٱلۡجَنَّةِ فَتَشۡقَىٰۤ
İngilizce

Then We said: "O Adam! verily, this is an enemy to thee and thy wife: so let him not get you both out of the Garden, so that thou art landed in misery

turkish

Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik

20 (Ta-Ha) Sure
117 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِیهَا وَلَا تَعۡرَىٰ
İngilizce

There is therein (enough provision) for thee not to go hungry nor to go naked

turkish

Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik

20 (Ta-Ha) Sure
118 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأَنَّكَ لَا تَظۡمَؤُا۟ فِیهَا وَلَا تَضۡحَىٰ
İngilizce

Nor to suffer from thirst, nor from the sun's heat

turkish

Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik

20 (Ta-Ha) Sure
119 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَوَسۡوَسَ إِلَیۡهِ ٱلشَّیۡطَـٰنُ قَالَ یَـٰۤءَادَمُ هَلۡ أَدُلُّكَ عَلَىٰ شَجَرَةِ ٱلۡخُلۡدِ وَمُلۡكࣲ لَّا یَبۡلَىٰ
İngilizce

But Satan whispered evil to him: he said, "O Adam! shall I lead thee to the Tree of Eternity and to a kingdom that never decays

turkish

Ama şeytan ona vesvese verip: "Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?" dedi

20 (Ta-Ha) Sure
120 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَأَكَلَا مِنۡهَا فَبَدَتۡ لَهُمَا سَوۡءَ ٰتُهُمَا وَطَفِقَا یَخۡصِفَانِ عَلَیۡهِمَا مِن وَرَقِ ٱلۡجَنَّةِۚ وَعَصَىٰۤ ءَادَمُ رَبَّهُۥ فَغَوَىٰ
İngilizce

In the result, they both ate of the tree, and so their nakedness appeared to them: they began to sew together, for their covering, leaves from the Garden: thus did Adam disobey his Lord, and allow himself to be seduced

turkish

Bunun üzerine ikisi de o ağacın meyvesinden yedi, ayıp yerleri görünüverdi. Cennet yapraklarıyla örtünmeye koyuldular. Adem, Rabbine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı

20 (Ta-Ha) Sure
121 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
ثُمَّ ٱجۡتَبَـٰهُ رَبُّهُۥ فَتَابَ عَلَیۡهِ وَهَدَىٰ
İngilizce

But his Lord chose him (for His Grace): He turned to him, and gave him Guidance

turkish

Rabbi yine de onu seçip tevbesini kabul etti, ona doğru yolu gösterdi

20 (Ta-Ha) Sure
122 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ ٱهۡبِطَا مِنۡهَا جَمِیعَۢاۖ بَعۡضُكُمۡ لِبَعۡضٍ عَدُوࣱّۖ فَإِمَّا یَأۡتِیَنَّكُم مِّنِّی هُدࣰى فَمَنِ ٱتَّبَعَ هُدَایَ فَلَا یَضِلُّ وَلَا یَشۡقَىٰ
İngilizce

He said: "Get ye down, both of you,- all together, from the Garden, with enmity one to another: but if, as is sure, there comes to you Guidance from Me, whosoever follows My Guidance, will not lose his way, nor fall into misery

turkish

Onlara şöyle dedi: "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Elbet size Benden bir yol gösteren gelir; Benim yoluma uyan ne sapar ve ne de bedbaht olur

20 (Ta-Ha) Sure
123 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَمَنۡ أَعۡرَضَ عَن ذِكۡرِی فَإِنَّ لَهُۥ مَعِیشَةࣰ ضَنكࣰا وَنَحۡشُرُهُۥ یَوۡمَ ٱلۡقِیَـٰمَةِ أَعۡمَىٰ
İngilizce

But whosoever turns away from My Message, verily for him is a life narrowed down, and We shall raise him up blind on the Day of Judgment

turkish

Benim Kitap'ımdan yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz

20 (Ta-Ha) Sure
124 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرۡتَنِیۤ أَعۡمَىٰ وَقَدۡ كُنتُ بَصِیرࣰا
İngilizce

He will say: "O my Lord! why hast Thou raised me up blind, while I had sight (before)

turkish

O zaman: "Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim" der

20 (Ta-Ha) Sure
125 Ayet
320 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قَالَ كَذَ ٰلِكَ أَتَتۡكَ ءَایَـٰتُنَا فَنَسِیتَهَاۖ وَكَذَ ٰلِكَ ٱلۡیَوۡمَ تُنسَىٰ
İngilizce

(Allah) will say: "Thus didst Thou, when Our Signs came unto thee, disregard them: so wilt thou, this day, be disregarded

turkish

Allah: "Böyledir, ayetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" der

20 (Ta-Ha) Sure
126 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَكَذَ ٰلِكَ نَجۡزِی مَنۡ أَسۡرَفَ وَلَمۡ یُؤۡمِنۢ بِءَایَـٰتِ رَبِّهِۦۚ وَلَعَذَابُ ٱلۡءَاخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبۡقَىٰۤ
İngilizce

And thus do We recompense him who transgresses beyond bounds and believes not in the Signs of his Lord: and the Penalty of the Hereafter is far more grievous and more enduring

turkish

İşte haddi aşanları, Rabbinin ayetlerine inanmayanları böylece cezalandıracağız. Hem, ahiretin azabı bu dünya azabından daha şiddetli ve daha devamlıdır

20 (Ta-Ha) Sure
127 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
أَفَلَمۡ یَهۡدِ لَهُمۡ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ یَمۡشُونَ فِی مَسَـٰكِنِهِمۡۚ إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَءَایَـٰتࣲ لِّأُو۟لِی ٱلنُّهَىٰ
İngilizce

Is it not a warning to such men (to call to mind) how many generations before them We destroyed, in whose haunts they (now) move? Verily, in this are Signs for men endued with understanding

turkish

Onları yerlerinde gezdikleri, kendilerinden önce yok etmiş olduğumuz bunca nesiller doğru yola sevketmedi mi? Doğrusu bunlarda akıl sahipleri için ibretler vardır

20 (Ta-Ha) Sure
128 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَوۡلَا كَلِمَةࣱ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ لَكَانَ لِزَامࣰا وَأَجَلࣱ مُّسَمࣰّى
İngilizce

Had it not been for a Word that went forth before from thy Lord, (their punishment) must necessarily have come; but there is a Term appointed (for respite)

turkish

Eğer Rabbinin verilmiş bir sözü ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı

20 (Ta-Ha) Sure
129 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
فَٱصۡبِرۡ عَلَىٰ مَا یَقُولُونَ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ قَبۡلَ طُلُوعِ ٱلشَّمۡسِ وَقَبۡلَ غُرُوبِهَاۖ وَمِنۡ ءَانَاۤئِ ٱلَّیۡلِ فَسَبِّحۡ وَأَطۡرَافَ ٱلنَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرۡضَىٰ
İngilizce

Therefore be patient with what they say, and celebrate (constantly) the praises of thy Lord, before the rising of the sun, and before its setting; yea, celebrate them for part of the hours of the night, and at the sides of the day: that thou mayest have (spiritual) joy

turkish

Onların dediklerine sabret; güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et; gece saatlerinde ve gündüzleri de tesbih et ki Rabbinin rızasına eresin

20 (Ta-Ha) Sure
130 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَا تَمُدَّنَّ عَیۡنَیۡكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعۡنَا بِهِۦۤ أَزۡوَ ٰجࣰا مِّنۡهُمۡ زَهۡرَةَ ٱلۡحَیَوٰةِ ٱلدُّنۡیَا لِنَفۡتِنَهُمۡ فِیهِۚ وَرِزۡقُ رَبِّكَ خَیۡرࣱ وَأَبۡقَىٰ
İngilizce

Nor strain thine eyes in longing for the things We have given for enjoyment to parties of them, the splendour of the life of this world, through which We test them: but the provision of thy Lord is better and more enduring

turkish

Kendilerini sınamak için, dünya hayatının süsü olarak bol bol geçimlik verdiğimiz kimselere sakın göz dikme, Rabbinin rızkı daha iyi ve daha devamlıdır

20 (Ta-Ha) Sure
131 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَأۡمُرۡ أَهۡلَكَ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱصۡطَبِرۡ عَلَیۡهَاۖ لَا نَسۡءَلُكَ رِزۡقࣰاۖ نَّحۡنُ نَرۡزُقُكَۗ وَٱلۡعَـٰقِبَةُ لِلتَّقۡوَىٰ
İngilizce

Enjoin prayer on thy people, and be constant therein. We ask thee not to provide sustenance: We provide it for thee. But the (fruit of) the Hereafter is for righteousness

turkish

Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren Biziz. Sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanındır

20 (Ta-Ha) Sure
132 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَقَالُوا۟ لَوۡلَا یَأۡتِینَا بِءَایَةࣲ مِّن رَّبِّهِۦۤۚ أَوَ لَمۡ تَأۡتِهِم بَیِّنَةُ مَا فِی ٱلصُّحُفِ ٱلۡأُولَىٰ
İngilizce

They say: "Why does he not bring us a sign from his Lord?" Has not a Clear Sign come to them of all that was in the former Books of revelation

turkish

Rabbinden bize bir mucize getirseydi ya" derler. Onlara, önceki Kitablarda bulunan belgeler gelmedi mi

20 (Ta-Ha) Sure
133 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
وَلَوۡ أَنَّاۤ أَهۡلَكۡنَـٰهُم بِعَذَابࣲ مِّن قَبۡلِهِۦ لَقَالُوا۟ رَبَّنَا لَوۡلَاۤ أَرۡسَلۡتَ إِلَیۡنَا رَسُولࣰا فَنَتَّبِعَ ءَایَـٰتِكَ مِن قَبۡلِ أَن نَّذِلَّ وَنَخۡزَىٰ
İngilizce

And if We had inflicted on them a penalty before this, they would have said: "Our Lord! If only Thou hadst sent us a messenger, we should certainly have followed Thy Signs before we were humbled and put to shame

turkish

Eğer onları ondan önce bir azaba uğratarak yok etseydik: "Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmazdan önce ayetlerine uysaydık, olmaz mıydı?" diyeceklerdi

20 (Ta-Ha) Sure
134 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri
قُلۡ كُلࣱّ مُّتَرَبِّصࣱ فَتَرَبَّصُوا۟ۖ فَسَتَعۡلَمُونَ مَنۡ أَصۡحَـٰبُ ٱلصِّرَ ٰطِ ٱلسَّوِیِّ وَمَنِ ٱهۡتَدَىٰ
İngilizce

Say: "Each one (of us) is waiting: wait ye, therefore, and soon shall ye know who it is that is on the straight and even way, and who it is that has received Guidance

turkish

De ki: "Herkes gözlemektedir, siz de gözleyin. Şüphesiz düz yolun sahiplerinin kimler olduğunu ve kimlerin doğru yolda bulunduğunu bileceksiniz

20 (Ta-Ha) Sure
135 Ayet
321 Sayfa
İbn Kesir Tefsiri