Ta-Ha
İngilizce
Ta-Ha
turkish
Ta, Ha
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We have not sent down the Qur'an to thee to be (an occasion) for thy distress
turkish
Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But only as an admonition to those who fear (Allah)
turkish
Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
A revelation from Him Who created the earth and the heavens on high
turkish
Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Allah) Most Gracious is firmly established on the throne (of authority)
turkish
Rahman arşa hükmetmektedir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
To Him belongs what is in the heavens and on earth, and all between them, and all beneath the soil
turkish
Göklerde ve yerde, her ikisi arasında ve toprağın altında bulunanlar O'nundur
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
If thou pronounce the word aloud, (it is no matter): for verily He knoweth what is secret and what is yet more hidden
turkish
Sen sözü istersen açığa vur, şüphesiz O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Allah! there is no god but He! To Him belong the most Beautiful Names
turkish
Allah'tan başka tanrı yoktur, en güzel isimler O'nundur
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Has the story of Moses reached thee
turkish
Musa'nın başından geçen olay sana geldi mi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Behold, he saw a fire: So he said to his family, "Tarry ye; I perceive a fire; perhaps I can bring you some burning brand therefrom, or find some guidance at the fire
turkish
O, bir ateş görmüştü de, ailesine: "Durun, ben bir ateş gördüm, ya ondan size bir kor getirir, ya da ateşin yanında bir yol gösteren bulurum" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But when he came to the fire, a voice was heard: "O Moses
turkish
Musa ateşin yanına gelince: "Ey Musa!" diye seslenildi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily I am thy Lord! therefore (in My presence) put off thy shoes: thou art in the sacred valley Tuwa
turkish
Ben şüphesiz senin Rabbinim; ayağındakileri çıkar; çünkü sen, kutsal bir vadi olan Tuva'dasın
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I have chosen thee: listen, then, to the inspiration (sent to thee)
turkish
Ben seni seçtim; artık vahyolunanları dinle
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily, I am Allah: There is no god but I: So serve thou Me (only), and establish regular prayer for celebrating My praise
turkish
Şüphesiz Ben Allah'ım, Benden başka tanrı yoktur; Bana kulluk et; Beni anmak için namaz kıl
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily the Hour is coming - My design is to keep it hidden - for every soul to receive its reward by the measure of its Endeavour
turkish
Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, zamanını gizli tuttuğum kıyamet mutlaka gelecektir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Therefore let not such as believe not therein but follow their own lusts, divert thee therefrom, lest thou perish
turkish
Buna inanmayan ve hevesine uyan kimse seni ondan alıkoymasın, yoksa helak olursun
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And what is that in the right hand, O Moses
turkish
Ey Musa! Sağ elindeki nedir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said, "It is my rod: on it I lean; with it I beat down fodder for my flocks; and in it I find other uses
turkish
Musa: "O benim değneğimdir, ona dayanırım, onunla davarıma yaprak silkerim, ondan daha birçok işlerde faydalanırım" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Allah) said, "Throw it, O Moses
turkish
Allah: "Ey Musa! Bırak onu" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He threw it, and behold! It was a snake, active in motion
turkish
Bırakınca, değnek hemen, koşan bir yılan oluverdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Allah) said, "Seize it, and fear not: We shall return it at once to its former condition
turkish
Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Now draw thy hand close to thy side: It shall come forth white (and shining), without harm (or stain),- as another Sign
turkish
Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
In order that We may show thee (two) of our Greater Signs
turkish
Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Go thou to Pharaoh, for he has indeed transgressed all bounds
turkish
Firavun'a git, doğrusu o azmıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Moses) said: "O my Lord! expand me my breast
turkish
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ease my task for me
turkish
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And remove the impediment from my speech
turkish
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So they may understand what I say
turkish
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And give me a Minister from my family
turkish
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Aaron, my brother
turkish
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Add to my strength through him
turkish
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And make him share my task
turkish
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That we may celebrate Thy praise without stint
turkish
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And remember Thee without stint
turkish
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For Thou art He that (ever) regardeth us
turkish
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Allah) said: "Granted is thy prayer, O Moses
turkish
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And indeed We conferred a favour on thee another time (before)
turkish
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Behold! We sent to thy mother, by inspiration, the message
turkish
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Throw (the child) into the chest, and throw (the chest) into the river: the river will cast him up on the bank, and he will be taken up by one who is an enemy to Me and an enemy to him': But I cast (the garment of) love over thee from Me: and (this) in order that thou mayest be reared under Mine eye
turkish
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Behold! thy sister goeth forth and saith, 'shall I show you one who will nurse and rear the (child)?' So We brought thee back to thy mother, that her eye might be cooled and she should not grieve. Then thou didst slay a man, but We saved thee from trouble, and We tried thee in various ways. Then didst thou tarry a number of years with the people of Midian. Then didst thou come hither as ordained, O Moses
turkish
Kızkardeşin Firavun'un sarayına giderek: "Ona bakacak birini size göstereyim mi?" diyordu. Böylece, annen üzülmesin, sevinsin diye, seni ona iade etmiştik. Sen bir cana kıymıştın, seni üzüntüden kurtarmış ve seni birçok musibetlerle denemiştik. Bunun için, Medyen halkı arasında yıllarca kalmıştın. Sonra, ey Musa, peygamberlik görevini yüklenecek bir yaşa gelince dönüp geldin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And I have prepared thee for Myself (for service)
turkish
Seni kendim için ayırdım
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Go, thou and thy brother, with My Signs, and slacken not, either of you, in keeping Me in remembrance
turkish
Sen ve kardeşin, ayetlerimle gidin; beni anmakta gevşek davranmayın
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Go, both of you, to Pharaoh, for he has indeed transgressed all bounds
turkish
Firavun'a gidin, doğrusu o azmıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But speak to him mildly; perchance he may take warning or fear (Allah)
turkish
Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They (Moses and Aaron) said: "Our Lord! We fear lest he hasten with insolence against us, or lest he transgress all bounds
turkish
Musa ve kardeşi: "Rabbimiz! Onun bize kötülük etmesinden veya azgınlığının artmasından korkarız" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "Fear not: for I am with you: I hear and see (everything)
turkish
Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So go ye both to him, and say, 'Verily we are messengers sent by thy Lord: Send forth, therefore, the Children of Israel with us, and afflict them not: with a Sign, indeed, have we come from thy Lord! and peace to all who follow guidance
turkish
Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily it has been revealed to us that the Penalty (awaits) those who reject and turn away
turkish
Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(When this message was delivered), (Pharaoh) said: "Who, then, O Moses, is the Lord of you two
turkish
Firavun: "Musa! Rabbiniz kimdir?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "Our Lord is He Who gave to each (created) thing its form and nature, and further, gave (it) guidance
turkish
Musa: "Rabbimiz, her şeye ayrı bir özellik veren, sonra doğru yola eriştirendir" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Pharaoh) said: "What then is the condition of previous generations
turkish
Firavun: "Öyleyse önceki nesillerin durumu ne oluyor?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He replied: "The knowledge of that is with my Lord, duly recorded: my Lord never errs, nor forgets
turkish
Musa: "Onların bilgisi Rabbimin katında yazılıdır. Rabbim şaşırmaz ve unutmaz." dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He Who has, made for you the earth like a carpet spread out; has enabled you to go about therein by roads (and channels); and has sent down water from the sky." With it have We produced diverse pairs of plants each separate from the others
turkish
Sizin için yeryüzünü döşeyen, yollar açan, gökten su indiren O'dur. Biz o su ile türlü türlü, çift çift bitkiler yetiştirdik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Eat (for yourselves) and pasture your cattle: verily, in this are Signs for men endued with understanding
turkish
İster yiyin, ister hayvanlarınızı otlatın, onlarda akıl sahipleri için şüphesiz dersler vardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
From the (earth) did We create you, and into it shall We return you, and from it shall We bring you out once again
turkish
Sizi yerden yarattık, oraya döndüreceğiz, sizi tekrar oradan çıkaracağız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And We showed Pharaoh all Our Signs, but he did reject and refuse
turkish
And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "Hast thou come to drive us out of our land with thy magic, O Moses
turkish
And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But we can surely produce magic to match thine! So make a tryst between us and thee, which we shall not fail to keep - neither we nor thou - in a place where both shall have even chances
turkish
And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Moses said: "Your tryst is the Day of the Festival, and let the people be assembled when the sun is well up
turkish
Musa: "Buluşma zamanımız sizin bayram gününüzde, insanların toplandığı kuşluk vaktidir" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So Pharaoh withdrew: He concerted his plan, and then came (back)
turkish
Firavun döndü, tuzaklarını toplayıp o gün geldi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Moses said to him: Woe to you! Forge not ye a lie against Allah, lest He destroy you (at once) utterly by chastisement: the forger must suffer frustration
turkish
Musa onlara: "Size yazıklar olsun! Allah'a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azabla yok eder. Allah'a iftira eden hüsrana uğrar" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So they disputed, one with another, over their affair, but they kept their talk secret
turkish
Sihirbazlar işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "These two are certainly (expert) magicians: their object is to drive you out from your land with their magic, and to do away with your most cherished institutions
turkish
Musa ile Harun'u göstererek: "Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Therefore concert your plan, and then assemble in (serried) ranks: He wins (all along) today who gains the upper hand
turkish
Musa ile Harun'u göstererek: "Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "O Moses! whether wilt thou that thou throw (first) or that we be the first to throw
turkish
Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy, ya da önce biz koyalım" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said, "Nay, throw ye first!" Then behold their ropes and their rods-so it seemed to him on account of their magic - began to be in lively motion
turkish
Musa: "Siz koyun" dedi. Hemen, değnekleri ve ipleri, sihirleri yüzünden, Musa'ya sanki yürüyorlarmış gibi geldi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So Moses conceived in his mind a (sort of) fear
turkish
Bu yüzden Musa içinde bir korku hissetti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We said: "Fear not! for thou hast indeed the upper hand
turkish
Korkma, sen muhakkak daha üstünsün" dedik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Throw that which is in thy right hand: Quickly will it swallow up that which they have faked what they have faked is but a magician's trick: and the magician thrives not, (no matter) where he goes
turkish
Sağ elindekini at da onların yaptıklarını yutsun, yaptıkları sadece sihirbaz düzenidir. Sihirbaz nereden gelirse gelsin başarı kazanamaz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So the magicians were thrown down to prostration: they said, "We believe in the Lord of Aaron and Moses
turkish
Sonunda sihirbazlar: "Biz Musa ve Harun'un Rabbine inandık" deyip secdeye kapandılar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Pharaoh) said: "Believe ye in Him before I give you permission? Surely this must be your leader, who has taught you magic! be sure I will cut off your hands and feet on opposite sides, and I will have you crucified on trunks of palm-trees: so shall ye know for certain, which of us can give the more severe and the more lasting punishment
turkish
Firavun "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu size sihri öğreten, büyüğünüz odur. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sizi hurma kütüklerine asacağım. Hangimizin azabının daha çetin ve daha devamlı olduğunu bileceksiniz" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "Never shall we regard thee as more than the Clear Signs that have come to us, or than Him Who created us! so decree whatever thou desirest to decree: for thou canst only decree (touching) the life of this world
turkish
İman eden sihirbazlar: "Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For us, we have believed in our Lord: may He forgive us our faults, and the magic to which thou didst compel us: for Allah is Best and Most Abiding
turkish
İman eden sihirbazlar: "Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily he who comes to his Lord as a sinner (at Judgment),- for him is Hell: therein shall he neither die nor live
turkish
Rabbine suçlu olarak gelen bilsin ki, cehennem onun içindir. Orada ne ölür, ne yaşar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But such as come to Him as Believers who have worked righteous deeds,- for them are ranks exalted
turkish
Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mükafatıdır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Gardens of Eternity, beneath which flow rivers: they will dwell therein for aye: such is the reward of those who purify themselves (from evil)
turkish
Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mükafatıdır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We sent an inspiration to Moses: "Travel by night with My servants, and strike a dry path for them through the sea, without fear of being overtaken (by Pharaoh) and without (any other) fear
turkish
And olsun ki Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yürüt, denizde onlara kuru bir yol aç, batmaktan ve düşmanların yetişmesinden korkma, endişe etme" diye vahyettik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then Pharaoh pursued them with his forces, but the waters completely overwhelmed them and covered them up
turkish
Firavun, ordusuyla onları takip etti, deniz de onları içine alıverdi, hem de ne alış
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Pharaoh led his people astray instead of leading them aright
turkish
Firavun, milletini saptırdı, onlara doğru yolu göstermedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
O ye Children of Israel! We delivered you from your enemy, and We made a Covenant with you on the right side of Mount (Sinai), and We sent down to you Manna and quails
turkish
Ey İsrailoğulları! Sizleri düşmanınızdan kurtardık, Tur'un sağ yanını size vadettik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Saying): "Eat of the good things We have provided for your sustenance, but commit no excess therein, lest My Wrath should justly descend on you: and those on whom descends My Wrath do perish indeed
turkish
Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin, bunda aşırı gitmeyin ki gazabımı haketmeyesiniz. Gazabımı hakeden kimse muhakkak mahvolur
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But, without doubt, I am (also) He that forgives again and again, to those who repent, believe, and do right, who,- in fine, are ready to receive true guidance
turkish
Doğrusu Ben, tevbe edeni, inanıp yararlı iş işleyerek doğru yola gireni bağışlarım
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(When Moses was up on the Mount, Allah said:) "What made thee hasten in advance of thy people, O Moses
turkish
Musa! Seni milletinden daha çabuk gelmeye sevkeden nedir?" dedik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He replied: "Behold, they are close on my footsteps: I hastened to thee, O my Lord, to please thee
turkish
Musa: "Onlar ardımdadır, Rabbim! Hoşnut olman için Sana acele geldim" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Allah) said: "We have tested thy people in thy absence: the Samiri has led them astray
turkish
Allah: "Doğrusu Biz, senden sonra milletini sınadık; Samiri onları saptırdı" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So Moses returned to his people in a state of indignation and sorrow. He said: "O my people! did not your Lord make a handsome promise to you? Did then the promise seem to you long (in coming)? Or did ye desire that Wrath should descend from your Lord on you, and so ye broke your promise to me
turkish
Musa, milletine kızgın ve üzgün olarak döndü. "Ey milletim! Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Uzun bir zaman mı geçti, yoksa Rabbinizin gazabına mı uğramak istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "We broke not the promise to thee, as far as lay in our power: but we were made to carry the weight of the ornaments of the (whole) people, and we threw them (into the fire), and that was what the Samiri suggested
turkish
Onlar: "Sana verdiğimiz sözden kendi başımıza caymadık. O milletin ziynet eşyasından bize yükler dolusu taşıtıldı. Biz onları ateşe attık, aynı şekilde Samiri de attı" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then he brought out (of the fire) before the (people) the image of a calf: It seemed to low: so they said: This is your god, and the god of Moses, but (Moses) has forgotten
turkish
Bunun üzerine Samiri onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya koydu. O ve adamları: "Bu sizin de Musa'nın da tanrısıdır, ama o unuttu" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Could they not see that it could not return them a word (for answer), and that it had no power either to harm them or to do them good
turkish
Görmüyorlar mıydı ki, o heykel onlara ne söz söyleyebilir, ne zarar ve ne de fayda verebilirdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Aaron had already, before this said to them: "O my people! ye are being tested in this: for verily your Lord is (Allah) Most Gracious; so follow me and obey my command
turkish
And olsun ki, Harun da onlara önceden: "Ey milletim! Siz bu buzağı ile sınanıyorsunuz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahman'dır. Bana uyun, emrime itaat edin" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They had said: "We will not abandon this cult, but we will devote ourselves to it until Moses returns to us
turkish
Musa bize dönene kadar buna sarılmaktan vazgeçmeyeceğiz" demişlerdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Moses) said: "O Aaron! what kept thee back, when thou sawest them going wrong
turkish
Musa gelince: "Harun! Onların sapıttığını görünce seni benim yolumdan gitmekten alıkoyan nedir? Benim emrime karşı mı geldin?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
From following me? Didst thou then disobey my order
turkish
Musa gelince: "Harun! Onların sapıttığını görünce seni benim yolumdan gitmekten alıkoyan nedir? Benim emrime karşı mı geldin?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Aaron) replied: "O son of my mother! Seize (me) not by my beard nor by (the hair of) my head! Truly I feared lest thou shouldst say, 'Thou has caused a division among the children of Israel, and thou didst not respect my word
turkish
Harun: "Ey Annemoğlu! Saçımdan sakalımdan tutma; doğrusu İsrailoğulları arasına ayrılık koydun, sözüme bakmadın demenden korktum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Moses) said: "What then is thy case, O Samiri
turkish
Musa: "Ey Samiri! Ya senin yaptığın nedir?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He replied: "I saw what they saw not: so I took a handful (of dust) from the footprint of the Messenger, and threw it (into the calf): thus did my soul suggest to me
turkish
Samiri: "Onların görmedikleri bir şey gördüm ve o sana gelen elçinin bastığı yerden bir avuç avuçladım. Bunu ziynet eşyasının eritildiği potaya attım. Nefsim böyle yaptırdı" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Moses) said: "Get thee gone! but thy (punishment) in this life will be that thou wilt say, 'touch me not'; and moreover (for a future penalty) thou hast a promise that will not fail: Now look at thy god, of whom thou hast become a devoted worshipper: We will certainly (melt) it in a blazing fire and scatter it broadcast in the sea
turkish
Musa: "Defol! Doğrusu artık hayatta, "Bana dokunmayın!" demenden başka yapacağın yoktur. Senin için asla kaçamayacağın bir ceza daha vardır. Durup üzerinde titrediğin tanrına bak, onu yakacağız, sonra denize dökeceğiz" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But the god of you all is the One Allah: there is no god but He: all things He comprehends in His knowledge
turkish
Sizin Tanrınız, ancak, O'ndan başka tanrı olmayan Allah'tır. İlmi her şeyi içine almıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thus do We relate to thee some stories of what happened before: for We have sent thee a Message from Our own Presence
turkish
Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
If any do turn away therefrom, verily they will bear a burden on the Day of judgment
turkish
Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They will abide in this (state): and grievous will the burden be to them on that Day
turkish
Devamlı bu günahın azabında kalacaklar. Kıyamet günü onlar için ne kötüdür bu yük
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Day when the Trumpet will be sounded: that Day, We shall gather the sinful, blear-eyed (with terror)
turkish
Sura üflendiği gün, işte o gün, suçluları gözleri korkudan göğermiş olarak toplarız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
In whispers will they consult each other: "Yet tarried not longer than ten (Days)
turkish
Siz dünyada sadece on gün eğleştiniz" diye, aralarında saklı saklı konuşurlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We know best what they will say, when their leader most eminent in conduct will say: "Ye tarried not longer than a day
turkish
Aralarında konuştuklarını Biz daha iyi biliriz. En akıllıları: "Sadece bir gün eğleştiniz" der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They ask thee concerning the Mountains: say, "My Lord will uproot them and scatter them as dust
turkish
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He will leave them as plains smooth and level
turkish
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nothing crooked or curved wilt thou see in their place
turkish
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
On that Day will they follow the Caller (straight): no crookedness (can they show) him: all sounds shall humble themselves in the Presence of (Allah) Most Gracious: nothing shalt thou hear but the tramp of their feet (as they march)
turkish
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
On that Day shall no intercession avail except for those for whom permission has been granted by (Allah) Most Gracious and whose word is acceptable to Him
turkish
O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He knows what (appears to His creatures as) before or after or behind them: but they shall not compass it with their knowledge
turkish
Allah onların geçmişlerini de, geleceklerini de bilir. Onların hiçbirinin ilmi ise O'nu kuşatamaz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(All) faces shall be humbled before (Him) - the Living, the Self-Subsisting, Eternal: hopeless indeed will be the man that carries iniquity (on his back)
turkish
İnsanlar, diri ve her an yaratıklarını gözetip duran Allah'a boyun eğmiştir. Yükü zulüm olan kimse ise hüsrana uğramıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But he who works deeds of righteousness, and has faith, will have no fear of harm nor of any curtailment (of what is his due)
turkish
İnanmış olarak, yararlı işler işleyen kimse, haksızlıktan ve hakkının yeneceğinden korkmaz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thus have We sent this down - an arabic Qur'an - and explained therein in detail some of the warnings, in order that they may fear Allah, or that it may cause their remembrance (of Him)
turkish
İşte Kuran'ı, Arapça okunmak üzere indirdik, onda tehditleri türlü türlü açıkladık ki belki sakınırlar yahut onlara ibret verir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
High above all is Allah, the King, the Truth! Be not in haste with the Qur'an before its revelation to thee is completed, but say, "O my Lord! advance me in knowledge
turkish
Gerçek hükümdar olan Allah Yüce'dir. Kuran sana vahyedilirken, vahy bitmezden önce, unutmamak için, tekrarda acele edip durma, "Rabbim! ilmimi artır" de
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We had already, beforehand, taken the covenant of Adam, but he forgot: and We found on his part no firm resolve
turkish
And olsun ki daha önce "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o çekinmişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
When We said to the angels, "Prostrate yourselves to Adam", they prostrated themselves, but not Iblis: he refused
turkish
Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then We said: "O Adam! verily, this is an enemy to thee and thy wife: so let him not get you both out of the Garden, so that thou art landed in misery
turkish
Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
There is therein (enough provision) for thee not to go hungry nor to go naked
turkish
Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nor to suffer from thirst, nor from the sun's heat
turkish
Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But Satan whispered evil to him: he said, "O Adam! shall I lead thee to the Tree of Eternity and to a kingdom that never decays
turkish
Ama şeytan ona vesvese verip: "Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
In the result, they both ate of the tree, and so their nakedness appeared to them: they began to sew together, for their covering, leaves from the Garden: thus did Adam disobey his Lord, and allow himself to be seduced
turkish
Bunun üzerine ikisi de o ağacın meyvesinden yedi, ayıp yerleri görünüverdi. Cennet yapraklarıyla örtünmeye koyuldular. Adem, Rabbine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But his Lord chose him (for His Grace): He turned to him, and gave him Guidance
turkish
Rabbi yine de onu seçip tevbesini kabul etti, ona doğru yolu gösterdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "Get ye down, both of you,- all together, from the Garden, with enmity one to another: but if, as is sure, there comes to you Guidance from Me, whosoever follows My Guidance, will not lose his way, nor fall into misery
turkish
Onlara şöyle dedi: "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Elbet size Benden bir yol gösteren gelir; Benim yoluma uyan ne sapar ve ne de bedbaht olur
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But whosoever turns away from My Message, verily for him is a life narrowed down, and We shall raise him up blind on the Day of Judgment
turkish
Benim Kitap'ımdan yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He will say: "O my Lord! why hast Thou raised me up blind, while I had sight (before)
turkish
O zaman: "Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim" der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Allah) will say: "Thus didst Thou, when Our Signs came unto thee, disregard them: so wilt thou, this day, be disregarded
turkish
Allah: "Böyledir, ayetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" der
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And thus do We recompense him who transgresses beyond bounds and believes not in the Signs of his Lord: and the Penalty of the Hereafter is far more grievous and more enduring
turkish
İşte haddi aşanları, Rabbinin ayetlerine inanmayanları böylece cezalandıracağız. Hem, ahiretin azabı bu dünya azabından daha şiddetli ve daha devamlıdır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Is it not a warning to such men (to call to mind) how many generations before them We destroyed, in whose haunts they (now) move? Verily, in this are Signs for men endued with understanding
turkish
Onları yerlerinde gezdikleri, kendilerinden önce yok etmiş olduğumuz bunca nesiller doğru yola sevketmedi mi? Doğrusu bunlarda akıl sahipleri için ibretler vardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Had it not been for a Word that went forth before from thy Lord, (their punishment) must necessarily have come; but there is a Term appointed (for respite)
turkish
Eğer Rabbinin verilmiş bir sözü ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Therefore be patient with what they say, and celebrate (constantly) the praises of thy Lord, before the rising of the sun, and before its setting; yea, celebrate them for part of the hours of the night, and at the sides of the day: that thou mayest have (spiritual) joy
turkish
Onların dediklerine sabret; güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et; gece saatlerinde ve gündüzleri de tesbih et ki Rabbinin rızasına eresin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nor strain thine eyes in longing for the things We have given for enjoyment to parties of them, the splendour of the life of this world, through which We test them: but the provision of thy Lord is better and more enduring
turkish
Kendilerini sınamak için, dünya hayatının süsü olarak bol bol geçimlik verdiğimiz kimselere sakın göz dikme, Rabbinin rızkı daha iyi ve daha devamlıdır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Enjoin prayer on thy people, and be constant therein. We ask thee not to provide sustenance: We provide it for thee. But the (fruit of) the Hereafter is for righteousness
turkish
Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren Biziz. Sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanındır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They say: "Why does he not bring us a sign from his Lord?" Has not a Clear Sign come to them of all that was in the former Books of revelation
turkish
Rabbinden bize bir mucize getirseydi ya" derler. Onlara, önceki Kitablarda bulunan belgeler gelmedi mi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And if We had inflicted on them a penalty before this, they would have said: "Our Lord! If only Thou hadst sent us a messenger, we should certainly have followed Thy Signs before we were humbled and put to shame
turkish
Eğer onları ondan önce bir azaba uğratarak yok etseydik: "Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmazdan önce ayetlerine uysaydık, olmaz mıydı?" diyeceklerdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Say: "Each one (of us) is waiting: wait ye, therefore, and soon shall ye know who it is that is on the straight and even way, and who it is that has received Guidance
turkish
De ki: "Herkes gözlemektedir, siz de gözleyin. Şüphesiz düz yolun sahiplerinin kimler olduğunu ve kimlerin doğru yolda bulunduğunu bileceksiniz