Ash-Shu'ara
İngilizce
Ta. Sin. Mim
turkish
Ta, Sin, Mim
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
These are verses of the Book that makes (things) clear
turkish
Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
It may be thou frettest thy soul with grief, that they do not become Believers
turkish
İnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
If (such) were Our Will, We could send down to them from the sky a Sign, to which they would bend their necks in humility
turkish
Biz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But there comes not to them a newly-revealed Message from (Allah) Most Gracious, but they turn away therefrom
turkish
Rahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They have indeed rejected (the Message): so they will know soon (enough) the truth of what they mocked at
turkish
Evet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Do they not look at the earth,- how many noble things of all kinds We have produced therein
turkish
Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily, in this is a Sign: but most of them do not believe
turkish
Şüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And verily, thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
turkish
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Behold, thy Lord called Moses: "Go to the people of iniquity
turkish
Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The people of the Pharaoh: will they not fear Allah
turkish
Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "O my Lord! I do fear that they will charge me with falsehood
turkish
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
My breast will be straitened. And my speech may not go (smoothly): so send unto Aaron
turkish
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And (further), they have a charge of crime against me; and I fear they may slay me
turkish
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Allah said: "By no means! proceed then, both of you, with Our Signs; We are with you, and will listen (to your call)
turkish
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So go forth, both of you, to Pharaoh, and say: 'We have been sent by the Lord and Cherisher of the worlds
turkish
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Send thou with us the Children of Israel
turkish
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Pharaoh) said: "Did we not cherish thee as a child among us, and didst thou not stay in our midst many years of thy life
turkish
Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And thou didst a deed of thine which (thou knowest) thou didst, and thou art an ungrateful (wretch)
turkish
Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Moses said: "I did it then, when I was in error
turkish
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So I fled from you (all) when I feared you; but my Lord has (since) invested me with judgment (and wisdom) and appointed me as one of the messengers
turkish
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And this is the favour with which thou dost reproach me,- that thou hast enslaved the Children of Israel
turkish
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Pharaoh said: "And what is the 'Lord and Cherisher of the worlds
turkish
Firavun: "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Moses) said: "The Lord and Cherisher of the heavens and the earth, and all between,- if ye want to be quite sure
turkish
Musa: "Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Pharaoh) said to those around: "Did ye not listen (to what he says)
turkish
Yanında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Moses) said: "Your Lord and the Lord of your fathers from the beginning
turkish
O sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Pharaoh) said: "Truly your messenger who has been sent to you is a veritable madman
turkish
Firavun, çevresindekilere: "Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Moses) said: "Lord of the East and the West, and all between! if ye only had sense
turkish
Musa: "Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Pharaoh) said: "If thou dost put forward any god other than me, I will certainly put thee in prison
turkish
Firavun: "Benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Moses) said: "Even if I showed you something clear (and) convincing
turkish
Musa: "Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Pharaoh) said: "Show it then, if thou tellest the truth
turkish
Firavun: "Doğru sözlülerden isen haydi getir" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So (Moses) threw his rod, and behold, it was a serpent, plain (for all to see)
turkish
Bunun üzerine Musa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And he drew out his hand, and behold, it was white to all beholders
turkish
Elini çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Pharaoh) said to the Chiefs around him: "This is indeed a sorcerer well-versed
turkish
Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
His plan is to get you out of your land by his sorcery; then what is it ye counsel
turkish
Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "Keep him and his brother in suspense (for a while), and dispatch to the Cities heralds to collect
turkish
Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And bring up to thee all (our) sorcerers well-versed
turkish
Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So the sorcerers were got together for the appointment of a day well-known
turkish
Sihirbazlar, belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the people were told: "Are ye (now) assembled
turkish
İnsanlara: "Siz de toplanır mısınız?" denildi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That we may follow the sorcerers (in religion) if they win
turkish
Sihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So when the sorcerers arrived, they said to Pharaoh: "Of course - shall we have a (suitable) reward if we win
turkish
Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a; "Biz üstün gelirsek, şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "Yea, (and more),- for ye shall in that case be (raised to posts) nearest (to my person)
turkish
Firavun: "Evet; o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Moses said to them: "Throw ye - that which ye are about to throw
turkish
Musa onlara: "Ne atacaksanız atın" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So they threw their ropes and their rods, and said: "By the might of Pharaoh, it is we who will certainly win
turkish
Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: "Firavun hakkı için, şüphesiz, biz üstün geleceğiz" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then Moses threw his rod, when, behold, it straightway swallows up all the falsehoods which they fake
turkish
Bunun üzerine Musa değneğini attı; onların uydurduklarını yutmağa başlayıverdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then did the sorcerers fall down, prostrate in adoration
turkish
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Saying: "We believe in the Lord of the Worlds
turkish
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Lord of Moses and Aaron
turkish
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Said (Pharaoh): "Believe ye in Him before I give you permission? surely he is your leader, who has taught you sorcery! but soon shall ye know! Be sure I will cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will cause you all to die on the cross
turkish
Firavun: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; ellerinizi ayaklarınızı, and olsun, çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "No matter! for us, we shall but return to our Lord
turkish
İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Only, our desire is that our Lord will forgive us our faults, that we may become foremost among the believers
turkish
İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
By inspiration we told Moses: "Travel by night with my servants; for surely ye shall be pursued
turkish
Biz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip edileceksiniz" diye vahyettik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then Pharaoh sent heralds to (all) the Cities
turkish
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Saying): "These (Israelites) are but a small band
turkish
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And they are raging furiously against us
turkish
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But we are a multitude amply fore-warned
turkish
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So We expelled them from gardens, springs
turkish
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Treasures, and every kind of honourable position
turkish
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thus it was, but We made the Children of Israel inheritors of such things
turkish
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So they pursued them at sunrise
turkish
Firavun ve adamları güneş üzerlerine doğarken onların ardına düştüler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And when the two bodies saw each other, the people of Moses said: "We are sure to be overtaken
turkish
İki topluluk birbirini gördüğünde, Musa'nın adamları: "İşte yakalandık" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Moses) said: "By no means! my Lord is with me! Soon will He guide me
turkish
Musa: "Hayır; Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then We told Moses by inspiration: "Strike the sea with thy rod." So it divided, and each separate part became like the huge, firm mass of a mountain
turkish
Bunun üzerine Biz Musa'ya: "Değneğinle denize vur" diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And We made the other party approach thither
turkish
İşte oraya, geridekileri de yaklaştırdık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We delivered Moses and all who were with him
turkish
Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But We drowned the others
turkish
Öbürlerini suda boğduk
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
turkish
Bunda şüphesiz ders vardır, ama çoğu inanmamıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
turkish
Doğrusu Rabbin, güçlü olandır, merhamet edendir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And rehearse to them (something of) Abraham's story
turkish
Onlara İbrahim'in kıssasını anlat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Behold, he said to his father and his people: "What worship ye
turkish
İbrahim, babasına ve milletine: "Nelere tapıyorsunuz?" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "We worship idols, and we remain constantly in attendance on them
turkish
Putlara tapıyoruz, onlara bağlanıp duruyoruz" demişlerdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "Do they listen to you when ye call (on them)
turkish
İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Or do you good or harm
turkish
İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "Nay, but we found our fathers doing thus (what we do)
turkish
Hayır ama, babalarımızı da bu şekilde ibadet ederken bulduk" demişlerdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "Do ye then see whom ye have been worshipping
turkish
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ye and your fathers before you
turkish
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For they are enemies to me; not so the Lord and Cherisher of the Worlds
turkish
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Who created me, and it is He Who guides me
turkish
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Who gives me food and drink
turkish
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And when I am ill, it is He Who cures me
turkish
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Who will cause me to die, and then to life (again)
turkish
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And who, I hope, will forgive me my faults on the day of Judgment
turkish
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
O my Lord! bestow wisdom on me, and join me with the righteous
turkish
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Grant me honourable mention on the tongue of truth among the latest (generations)
turkish
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Make me one of the inheritors of the Garden of Bliss
turkish
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Forgive my father, for that he is among those astray
turkish
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And let me not be in disgrace on the Day when (men) will be raised up
turkish
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Day whereon neither wealth nor sons will avail
turkish
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But only he (will prosper) that brings to Allah a sound heart
turkish
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
To the righteous, the Garden will be brought near
turkish
O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And to those straying in Evil, the Fire will be placed in full view
turkish
O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And it shall be said to them: 'Where are the (gods) ye worshipped
turkish
Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Besides Allah? Can they help you or help themselves
turkish
Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then they will be thrown headlong into the (Fire),- they and those straying in Evil
turkish
Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the whole hosts of Iblis together
turkish
Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They will say there in their mutual bickerings
turkish
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
By Allah, we were truly in an error manifest
turkish
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
When we held you as equals with the Lord of the Worlds
turkish
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And our seducers were only those who were steeped in guilt
turkish
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Now, then, we have none to intercede (for us)
turkish
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nor a single friend to feel (for us)
turkish
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Now if we only had a chance of return we shall truly be of those who believe
turkish
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily in this is a Sign but most of them do not believe
turkish
Bunda şüphesiz bir ders vardır ama çoğu inanmamıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
turkish
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The people of Noah rejected the messengers
turkish
Nuh'un milleti peygamberlerini yalanladı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Behold, their brother Noah said to them: "Will ye not fear (Allah)
turkish
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I am to you a messenger worthy of all trust
turkish
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So fear Allah, and obey me
turkish
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
turkish
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So fear Allah, and obey me
turkish
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "Shall we believe in thee when it is the meanest that follow thee
turkish
Sana mı inanacağız? Sana en rezil kimseler uymaktadır" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "And what do I know as to what they do
turkish
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Their account is only with my Lord, if ye could (but) understand
turkish
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I am not one to drive away those who believe
turkish
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I am sent only to warn plainly in public
turkish
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "If thou desist not, O Noah! thou shalt be stoned (to death)
turkish
Ey Nuh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "O my Lord! truly my people have rejected me
turkish
Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Judge Thou, then, between me and them openly, and deliver me and those of the Believers who are with me
turkish
Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So We delivered him and those with him, in the Ark filled (with all creatures)
turkish
Bunun üzerine onu ve beraberinde bulunanları, dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thereafter We drowned those who remained behind
turkish
Sonra de geride kalanları suda boğduk
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
turkish
Doğrusu bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
turkish
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The 'Ad (people) rejected the messengers
turkish
Ad milleti de peygamberleri yalanladı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Behold, their brother Hud said to them: "Will ye not fear (Allah)
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I am to you a messenger worthy of all trust
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So fear Allah and obey me
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Do ye build a landmark on every high place to amuse yourselves
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And do ye get for yourselves fine buildings in the hope of living therein (for ever)
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And when ye exert your strong hand, do ye do it like men of absolute power
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Now fear Allah, and obey me
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Yea, fear Him Who has bestowed on you freely all that ye know
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Freely has He bestowed on you cattle and sons
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And Gardens and Springs
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Truly I fear for you the Penalty of a Great Day
turkish
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "It is the same to us whether thou admonish us or be not among (our) admonishers
turkish
İster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
This is no other than a customary device of the ancients
turkish
Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And we are not the ones to receive Pains and Penalties
turkish
Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So they rejected him, and We destroyed them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
turkish
Böylece onu yalanladılar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
turkish
Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Thamud (people) rejected the messengers
turkish
Semud milleti de peygamberleri yalanladı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Behold, their brother Salih said to them: "Will you not fear (Allah)
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I am to you a messenger worthy of all trust
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So fear Allah, and obey me
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Will ye be left secure, in (the enjoyment of) all that ye have here
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Gardens and Springs
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And corn-fields and date-palms with spathes near breaking (with the weight of fruit)
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And ye carve houses out of (rocky) mountains with great skill
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But fear Allah and obey me
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And follow not the bidding of those who are extravagant
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Who make mischief in the land, and mend not (their ways)
turkish
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "Thou art only one of those bewitched
turkish
Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thou art no more than a mortal like us: then bring us a Sign, if thou tellest the truth
turkish
Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "Here is a she-camel: she has a right of watering, and ye have a right of watering, (severally) on a day appointed
turkish
Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Touch her not with harm, lest the Penalty of a Great Day seize you
turkish
Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But they ham-strung her: then did they become full of regrets
turkish
Onlar ise deveyi kestiler; ama pişman da oldular
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But the Penalty seized them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
turkish
Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
turkish
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The people of Lut rejected the messengers
turkish
Lut milleti de peygamberleri yalanladı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Behold, their brother Lut said to them: "Will ye not fear (Allah)
turkish
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I am to you a messenger worthy of all trust
turkish
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So fear Allah and obey me
turkish
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
No reward do I ask of you for it: my reward is only from the lord of the Worlds
turkish
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Of all the creatures in the world, will ye approach males
turkish
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And leave those whom Allah has created for you to be your mates? Nay, ye are a people transgressing (all limits)
turkish
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "If thou desist not, O Lut! thou wilt assuredly be cast out
turkish
Ey Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "I do detest your doings
turkish
Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
O my Lord! deliver me and my family from such things as they do
turkish
Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So We delivered him and his family,- all
turkish
Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Except an old woman who lingered behind
turkish
Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But the rest We destroyed utterly
turkish
Diğerlerini yerle bir ettik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We rained down on them a shower (of brimstone): and evil was the shower on those who were admonished (but heeded not)
turkish
Üzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
turkish
Şüphesiz bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might Most Merciful
turkish
Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Companions of the Wood rejected the messengers
turkish
Ormanlık yerde oturanlar, Eykeliler de peygamberleri yalanladı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Behold, Shu'aib said to them: "Will ye not fear (Allah)
turkish
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I am to you a messenger worthy of all trust
turkish
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So fear Allah and obey me
turkish
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
turkish
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Give just measure, and cause no loss (to others by fraud)
turkish
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And weigh with scales true and upright
turkish
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And withhold not things justly due to men, nor do evil in the land, working mischief
turkish
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And fear Him Who created you and (who created) the generations before (you)
turkish
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said: "Thou art only one of those bewitched
turkish
Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thou art no more than a mortal like us, and indeed we think thou art a liar
turkish
Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Now cause a piece of the sky to fall on us, if thou art truthful
turkish
Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
He said: "My Lord knows best what ye do
turkish
Şuayb: "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilir" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But they rejected him. Then the punishment of a day of overshadowing gloom seized them, and that was the Penalty of a Great Day
turkish
Ama onu yalanladılar. Bunun üzerine onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Gerçekten o gün, azabı büyük bir gündü
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily in that is a Sign: but most of them do not believe
turkish
Doğrusu bunda bir ders vardır. Fakat çoğu inanmamıştır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
turkish
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily this is a Revelation from the Lord of the Worlds
turkish
Şüphesiz Kuran Alemlerin Rabbinin indirmesidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
With it came down the spirit of Faith and Truth
turkish
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
To thy heart and mind, that thou mayest admonish
turkish
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
In the perspicuous Arabic tongue
turkish
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Without doubt it is (announced) in the mystic Books of former peoples
turkish
O, daha öncekilerin kitabında da zikredilmiştir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Is it not a Sign to them that the Learned of the Children of Israel knew it (as true)
turkish
İsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Had We revealed it to any of the non-Arabs
turkish
Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And had he recited it to them, they would not have believed in it
turkish
Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thus have We caused it to enter the hearts of the sinners
turkish
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They will not believe in it until they see the grievous Penalty
turkish
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But the (Penalty) will come to them of a sudden, while they perceive it not
turkish
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then they will say: "Shall we be respited
turkish
O zaman "Erteye bırakılmaz mıyız?" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Do they then ask for Our Penalty to be hastened on
turkish
Bizim azabımızı mı acele istiyorlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Seest thou? If We do let them enjoy (this life) for a few years
turkish
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Yet there comes to them at length the (Punishment) which they were promised
turkish
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
It will profit them not that they enjoyed (this life)
turkish
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Never did We destroy a population, but had its warners
turkish
Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
By way of reminder; and We never are unjust
turkish
Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
No evil ones have brought down this (Revelation)
turkish
Kuran'ı şeytanlar indirmemiştir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
It would neither suit them nor would they be able (to produce it)
turkish
Bu onlara düşmez, zaten güçleri de yetmez
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Indeed they have been removed far from even (a chance of) hearing it
turkish
Doğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So call not on any other god with Allah, or thou wilt be among those under the Penalty
turkish
O halde sakın Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap göreceklerden olursun
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And admonish thy nearest kinsmen
turkish
Önce en yakın hısımlarını uyar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And lower thy wing to the Believers who follow thee
turkish
Sana uyan müminleri kanatların altına al
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then if they disobey thee, say: "I am free (of responsibility) for what ye do
turkish
Sana başkaldırırlarsa: "Yaptıklarınızdan uzağım" de
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And put thy trust on the Exalted in Might, the Merciful
turkish
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Who seeth thee standing forth (in prayer)
turkish
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And thy movements among those who prostrate themselves
turkish
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For it is He Who heareth and knoweth all things
turkish
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Shall I inform you, (O people!), on whom it is that the evil ones descend
turkish
Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?" de
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They descend on every lying, wicked person
turkish
Onlar, günahkar iftiracıların hepsine iner
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Into whose ears) they pour hearsay vanities, and most of them are liars
turkish
Bunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the Poets,- It is those straying in Evil, who follow them
turkish
O şairlere gelince; onlara azgınlar uyar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Seest thou not that they wander distracted in every valley
turkish
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And that they say what they practise not
turkish
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Except those who believe, work righteousness, engage much in the remembrance of Allah, and defend themselves only after they are unjustly attacked. And soon will the unjust assailants know what vicissitudes their affairs will take
turkish
Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır