Ad-Dukhan
İngilizce
Ha-Mim
turkish
Ha, Mim
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
By the Book that makes things clear
turkish
Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We sent it down during a Blessed Night: for We (ever) wish to warn (against Evil)
turkish
Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
In the (Night) is made distinct every affair of wisdom
turkish
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
By command, from Our Presence. For We (ever) send (revelations)
turkish
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
As Mercy from thy Lord: for He hears and knows (all things)
turkish
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Lord of the heavens and the earth and all between them, if ye (but) have an assured faith
turkish
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
There is no god but He: It is He Who gives life and gives death,- The Lord and Cherisher to you and your earliest ancestors
turkish
O'ndan başka tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki atalarınızın da Rabbidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Yet they play about in doubt
turkish
Ama inkarcılar, dirilmekten şüphededirler, bunu eğlenceye alırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then watch thou for the Day that the sky will bring forth a kind of smoke (or mist) plainly visible
turkish
Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Enveloping the people: this will be a Penalty Grievous
turkish
Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(They will say:) "Our Lord! remove the Penalty from us, for we do really believe
turkish
İnsanlar: "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
How shall the message be (effectual) for them, seeing that an Messenger explaining things clearly has (already) come to them
turkish
Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Yet they turn away from him and say: "Tutored (by others), a man possessed
turkish
Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We shall indeed remove the Penalty for a while, (but) truly ye will revert (to your ways)
turkish
Biz sizden azabı az bir süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
One day We shall seize you with a mighty onslaught: We will indeed (then) exact Retribution
turkish
Onları çarptıkça çarpacağımız gün öcümüzü şüphesiz alırız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We did, before them, try the people of Pharaoh: there came to them a messenger most honourable
turkish
And olsun ki, onlardan önce, Firavun milletini denemiştik. Onlara gelen değerli bir peygamber demişti ki
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Saying: "Restore to me the Servants of Allah: I am to you an messenger worthy of all trust
turkish
Ey Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And be not arrogant as against Allah: for I come to you with authority manifest
turkish
Allah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın; doğrusu ben size apaçık bir delil getirdim
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For me, I have sought safety with my Lord and your Lord, against your injuring me
turkish
Beni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
If ye believe me not, at least keep yourselves away from me
turkish
Bana inanmazsanız, başımdan çekilin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(But they were aggressive:) then he cried to his Lord: "These are indeed a people given to sin
turkish
Bunlar, suçlu bir millet olduğu için, Rabbine yardım etmesi için yalvardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(The reply came:) "March forth with My Servants by night: for ye are sure to be pursued
turkish
Allah da şöyle buyurdu: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And leave the sea as a furrow (divided): for they are a host (destined) to be drowned
turkish
Denizi sakin iken geride bırak, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
How many were the gardens and springs they left behind
turkish
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And corn-fields and noble buildings
turkish
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And wealth (and conveniences of life), wherein they had taken such delight
turkish
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thus (was their end)! And We made other people inherit (those things)
turkish
Bu böyledir; onları başka bir millete miras bıraktık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And neither heaven nor earth shed a tear over them: nor were they given a respite (again)
turkish
Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We did deliver aforetime the Children of Israel from humiliating Punishment
turkish
And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Inflicted by Pharaoh, for he was arrogant (even) among inordinate transgressors
turkish
And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And We chose them aforetime above the nations, knowingly
turkish
And olsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And granted them Signs in which there was a manifest trial
turkish
Onlara, her birinde açıkça bir imtihan bulunan, mucizeler verdik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
As to these (Quraish), they say forsooth
turkish
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
There is nothing beyond our first death, and we shall not be raised again
turkish
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then bring (back) our forefathers, if what ye say is true
turkish
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
What! Are they better than the people of Tubba and those who were before them? We destroyed them because they were guilty of sin
turkish
Bunlar mı daha üstün yoksa Tubba milleti ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmişizdir, çünkü onlar suçlu idiler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We created not the heavens, the earth, and all between them, merely in (idle) sport
turkish
Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
We created them not except for just ends: but most of them do not understand
turkish
Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily the Day of sorting out is the time appointed for all of them
turkish
Doğrusu hüküm günü hepsinin bir arada bulunacağı gündür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Day when no protector can avail his client in aught, and no help can they receive
turkish
O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Except such as receive Allah's Mercy: for He is Exalted in Might, Most Merciful
turkish
Yalnız, Allah'ın merhamet ettiği kimseler bunların dışındadır. O, şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily the tree of Zaqqum
turkish
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Will be the food of the Sinful
turkish
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Like molten brass; it will boil in their insides
turkish
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Like the boiling of scalding water
turkish
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
A voice will cry: "Seize ye him and drag him into the midst of the Blazing Fire
turkish
Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then pour over his head the Penalty of Boiling Water
turkish
Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Taste thou (this)! Truly wast thou mighty, full of honour
turkish
Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Truly this is what ye used to doubt
turkish
Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
As to the Righteous (they will be) in a position of Security
turkish
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Among Gardens and Springs
turkish
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Dressed in fine silk and in rich brocade, they will face each other
turkish
İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So; and We shall join them to fair women with beautiful, big, and lustrous eyes
turkish
Bu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
There can they call for every kind of fruit in peace and security
turkish
Orada, güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nor will they there taste Death, except the first death; and He will preserve them from the Penalty of the Blazing Fire
turkish
Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
As a Bounty from thy Lord! that will be the supreme achievement
turkish
Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily, We have made this (Qur'an) easy, in thy tongue, in order that they may give heed
turkish
Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So wait thou and watch; for they (too) are waiting
turkish
Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler