Ad-Zariyat
İngilizce
By the (Winds) that scatter broadcast
turkish
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And those that lift and bear away heavy weights
turkish
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And those that flow with ease and gentleness
turkish
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And those that distribute and apportion by Command
turkish
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily that which ye are promised is true
turkish
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And verily Judgment and Justice must indeed come to pass
turkish
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
By the Sky with (its) numerous Paths
turkish
İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Truly ye are in a doctrine discordant
turkish
İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Through which are deluded (away from the Truth) such as would be deluded
turkish
Bundan, dönebilecek kimseler döndürülür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Woe to the falsehood-mongers
turkish
Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Those who (flounder) heedless in a flood of confusion
turkish
Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They ask, "When will be the Day of Judgment and Justice
turkish
İşlerin karşılık göreceği günün zamanını sorarlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(It will be) a Day when they will be tried (and tested) over the Fire
turkish
O, kendilerinin ateşte azap görecekleri gündür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Taste ye your trial! This is what ye used to ask to be hastened
turkish
Onlara: "Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi" denir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
As to the Righteous, they will be in the midst of Gardens and Springs
turkish
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Taking joy in the things which their Lord gives them, because, before then, they lived a good life
turkish
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They were in the habit of sleeping but little by night
turkish
Onlar, geceleri az uyuyanlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And in the hour of early dawn, they (were found) praying for Forgiveness
turkish
Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And in their wealth and possessions (was remembered) the right of the (needy,) him who asked, and him who (for some reason) was prevented (from asking)
turkish
Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı, onu verirlerdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
On the earth are signs for those of assured Faith
turkish
Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
As also in your own selves: Will ye not then see
turkish
Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And in heaven is your Sustenance, as (also) that which ye are promised
turkish
Rızkınız da, size söz verilen azap da yukarıdan gelir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then, by the Lord of heaven and earth, this is the very Truth, as much as the fact that ye can speak intelligently to each other
turkish
Göğün ve yerin Rabbine and olsun ki bu, sizin konuşmanız kadar kesin ve gerçektir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Has the story reached thee, of the honoured guests of Abraham
turkish
İbrahim'in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Behold, they entered his presence, and said: "Peace!" He said, "Peace!" (and thought, "These seem) unusual people
turkish
Onlar, İbrahim'in yanına girip: "Selam sana" demişlerdi, İbrahim de: "Selam size" demişti; içinden de, onların "tanınmamış bir topluluk" olduğunu geçirmişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then he turned quickly to his household, brought out a fatted calf
turkish
Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And placed it before them.. he said, "Will ye not eat
turkish
Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(When they did not eat), He conceived a fear of them. They said, "Fear not," and they gave him glad tidings of a son endowed with knowledge
turkish
(Yemediklerini görünce) onlardan endişeye düştü; "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğul sahibi olacağını müjdelediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But his wife came forward (laughing) aloud: she smote her forehead and said: "A barren old woman
turkish
Bunun üzerine karısı hayretle seslenerek geldi, elleriyle yüzünü kapayarak: "kısır bir kocakarı!" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said, "Even so has thy Lord spoken: and He is full of Wisdom and Knowledge
turkish
Melekler: "Bu böyledir, Rabbin söylemiştir; doğrusu O, Hakim olandır, bilendir" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Abraham) said: "And what, O ye Messengers, is your errand (now)
turkish
İbrahim: "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They said, "We have been sent to a people (deep) in sin
turkish
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
To bring on, on them, (a shower of) stones of clay (brimstone)
turkish
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Marked as from thy Lord for those who trespass beyond bounds
turkish
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then We evacuated those of the Believers who were there
turkish
Bunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan müminleri çıkardık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But We found not there any just (Muslim) persons except in one house
turkish
Zaten orada, kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And We left there a Sign for such as fear the Grievous Penalty
turkish
Can yakıcı azabdan korkanlar için, o beldede bir işaret, bir kalıntı bıraktık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And in Moses (was another Sign): Behold, We sent him to Pharaoh, with authority manifest
turkish
Musa'nın başından geçenlerde de ibret vardır: Onu apaçık delille Firavun'a gönderdik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But (Pharaoh) turned back with his Chiefs, and said, "A sorcerer, or one possessed
turkish
Firavun, erkaniyle birlikte hakdan yüz çevirdi; "sihirbazdır veya delidir" dedi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So We took him and his forces, and threw them into the sea; and his was the blame
turkish
Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And in the 'Ad (people) (was another Sign): Behold, We sent against them the devastating Wind
turkish
Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
It left nothing whatever that it came up against, but reduced it to ruin and rottenness
turkish
Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And in the Thamud (was another Sign): Behold, they were told, "Enjoy (your brief day) for a little while
turkish
Semud milletinin başına gelende de ibret vardır: Onlara, "Bir süreye kadar zevklenin" denmişti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But they insolently defied the Command of their Lord: So the stunning noise (of an earthquake) seized them, even while they were looking on
turkish
Onlar Rablerinin buyruğundan çıkmışlardı; bunun üzerine kendilerini gözleri göre göre yıldırım çarptı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then they could not even stand (on their feet), nor could they help themselves
turkish
Ayağa kalkacak güçleri kalmadı, yardım da görmediler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So were the People of Noah before them for they wickedly transgressed
turkish
Daha önce de Nuh milletini cezalandırmıştık. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir milletti
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
With power and skill did We construct the Firmament: for it is We Who create the vastness of pace
turkish
Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And We have spread out the (spacious) earth: How excellently We do spread out
turkish
Yeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And of every thing We have created pairs: That ye may receive instruction
turkish
İbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışızdır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Hasten ye then (at once) to Allah: I am from Him a Warner to you, clear and open
turkish
De ki: "Öyleyse Allah'a koşusun; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And make not another an object of worship with Allah: I am from Him a Warner to you, clear and open
turkish
Allah'ın yanında başkasını tanrı kılmayın; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Similarly, no messenger came to the Peoples before them, but they said (of him) in like manner, "A sorcerer, or one possessed
turkish
Onlardan öncekilere, herhangi bir peygamber gelince: "sihirbazdır" veya "Delidir" derlerdi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Is this the legacy they have transmitted, one to another? Nay, they are themselves a people transgressing beyond bounds
turkish
Öncekiler sonrakilere böyle mi vasiyet ettiler? Hayır; bunlar azgın bir millettir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So turn away from them: not thine is the blame
turkish
Onlardan yüz çevir; sen kınanacak değilsin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But teach (thy Message) for teaching benefits the Believers
turkish
Öğüt ver; doğrusu öğüt inananlara fayda verir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
I have only created Jinns and men, that they may serve Me
turkish
Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
No Sustenance do I require of them, nor do I require that they should feed Me
turkish
Onlardan bir rızık istemem; Beni doyurmalarını da istemem
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For Allah is He Who gives (all) Sustenance,- Lord of Power,- Steadfast (for ever)
turkish
Şüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For the Wrong-doers, their portion is like unto the portion of their fellows (of earlier generations): then let them not ask Me to hasten (that portion)
turkish
Zulmedenlerin, geçmiş arkadaşlarının suçlarına benzer suçları vardır; cezalarını Benden acele istemesinler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Woe, then, to the Unbelievers, on account of that Day of theirs which they have been promised
turkish
Söz verilen günün azabından vay o inkar edenlere