Al-Mursalat
İngilizce
By the (Winds) sent forth one after another (to man's profit)
turkish
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Which then blow violently in tempestuous Gusts
turkish
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And scatter (things) far and wide
turkish
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then separate them, one from another
turkish
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then spread abroad a Message
turkish
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Whether of Justification or of Warning
turkish
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Assuredly, what ye are promised must come to pass
turkish
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then when the stars become dim
turkish
Yıldızların ışığı giderildiği zaman
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
When the heaven is cleft asunder
turkish
Gök yarıldığı zaman
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
When the mountains are scattered (to the winds) as dust
turkish
Dağlar pamuk gibi atıldığı zaman
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And when the messengers are (all) appointed a time (to collect)
turkish
Peygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For what Day are these (portents) deferred
turkish
Bu, hangi güne bırakılmıştı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For the Day of Sorting out
turkish
Hüküm gününe bırakılmıştı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And what will explain to thee what is the Day of Sorting out
turkish
Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth
turkish
O gün yalanlamış olanların vay haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Did We not destroy the men of old (for their evil)
turkish
Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So shall We make later (generations) follow them
turkish
Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thus do We deal with men of sin
turkish
Suçlulara böyle yaparız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth
turkish
O gün, yalanlamış olanların vay haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Have We not created you from a fluid (held) despicable
turkish
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The which We placed in a place of rest, firmly fixed
turkish
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For a period (of gestation), determined (according to need)
turkish
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For We do determine (according to need); for We are the best to determine (things)
turkish
Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day! to the Rejecters of Truth
turkish
O gün yalanlamış olanların vay haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Have We not made the earth (as a place) to draw together
turkish
Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The living and the dead
turkish
Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And made therein mountains standing firm, lofty (in stature); and provided for you water sweet (and wholesome)
turkish
Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth
turkish
Yalanlamış olanların vay o gün haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(It will be said:) "Depart ye to that which ye used to reject as false
turkish
İnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Depart ye to a Shadow (of smoke ascending) in three columns
turkish
gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(Which yields) no shade of coolness, and is of no use against the fierce Blaze
turkish
gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Indeed it throws about sparks (huge) as Forts
turkish
O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
As if there were (a string of) yellow camels (marching swiftly)
turkish
O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth
turkish
Yalanlamış olanların o gün vay haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That will be a Day when they shall not be able to speak
turkish
Bu, onların konuşamayacakları gündür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nor will it be open to them to put forth pleas
turkish
Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth
turkish
Yalanlamış olanların o gün vay haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That will be a Day of Sorting out! We shall gather you together and those before (you)
turkish
Bu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Now, if ye have a trick (or plot), use it against Me
turkish
Eğer bir düzeniniz varsa Bana kurun
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth
turkish
Yalanlamış olanların o gün vay haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
As to the Righteous, they shall be amidst (cool) shades and springs (of water)
turkish
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And (they shall have) fruits,- all they desire
turkish
Canlarının istediği meyveler arasındadırlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Eat ye and drink ye to your heart's content: for that ye worked (Righteousness)
turkish
Onlara denir ki: "İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Thus do We certainly reward the Doers of Good
turkish
Biz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth
turkish
O gün yalanlamış olanların vay haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(O ye unjust!) Eat ye and enjoy yourselves (but) a little while, for that ye are Sinners
turkish
Yiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsınız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth
turkish
O gün yalanlamış olanların vay haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And when it is said to them, "Prostrate yourselves!" they do not so
turkish
Onlara "Rüku edin" denildiğinde rükua varmazlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth
turkish
O gün yalanlamış olanların vay haline
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Then what Message, after that, will they believe in
turkish
Kuran'dan başka hangi söze inanacaklar