An-Naba
İngilizce
Concerning what are they disputing
turkish
Neyi soruşturuyorlar
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Concerning the Great News
turkish
Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
About which they cannot agree
turkish
Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily, they shall soon (come to) know
turkish
Hayır; şüphesiz görüp bileceklerdir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily, verily they shall soon (come to) know
turkish
Yine hayır; elbette görüp bileceklerdir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Have We not made the earth as a wide expanse
turkish
Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the mountains as pegs
turkish
Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And (have We not) created you in pairs
turkish
Sizi çift çift yarattık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And made your sleep for rest
turkish
Uykunuzu dinlenme vakti kıldık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And made the night as a covering
turkish
Geceyi bir örtü yaptık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And made the day as a means of subsistence
turkish
Gündüzü geçimi sağlama vakti kıldık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And (have We not) built over you the seven firmaments
turkish
Üstünüze yedi kat sağlam gök bina ettik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And placed (therein) a Light of Splendour
turkish
Parlak ışık veren güneşi varettik
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And do We not send down from the clouds water in abundance
turkish
Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That We may produce therewith corn and vegetables
turkish
Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And gardens of luxurious growth
turkish
Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily the Day of Sorting out is a thing appointed
turkish
Doğrusu, hüküm gününün vakti elbette tesbit edilmiştir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Day that the Trumpet shall be sounded, and ye shall come forth in crowds
turkish
Sura üfürüldüğü gün hepiniz bölük bölük gelirsiniz
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the heavens shall be opened as if there were doors
turkish
Gökler kapı kapı açılacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And the mountains shall vanish, as if they were a mirage
turkish
Dağlar yürütülüp serap olacaktır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Truly Hell is as a place of ambush
turkish
Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For the transgressors a place of destination
turkish
Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
They will dwell therein for ages
turkish
Orada çağlar boyunca (nice devirler) kalacaklardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Nothing cool shall they taste therein, nor any drink
turkish
Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Save a boiling fluid and a fluid, dark, murky, intensely cold
turkish
Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
A fitting recompense (for them)
turkish
Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
For that they used not to fear any account (for their deeds)
turkish
Çünkü onlar, hesaba çekileceklerini sanmazlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
But they (impudently) treated Our Signs as false
turkish
Ayetlerimizi hep yalan sayıp dururlardı
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And all things have We preserved on record
turkish
Biz de herşeyi yazıp saymışızdır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
So taste ye (the fruits of your deeds); for no increase shall We grant you, except in Punishment
turkish
Şöyle deriz: "Artık tadınız, bundan böyle size azabdan başka bir şey artırmayız
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily for the Righteous there will be a fulfilment of (the heart's) desires
turkish
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Gardens enclosed, and grapevines
turkish
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And voluptuous women of equal age
turkish
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
And a cup full (to the brim)
turkish
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
No vanity shall they hear therein, nor Untruth
turkish
Orada boş ve yalan söz işitmezler
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Recompense from thy Lord, a gift, (amply) sufficient
turkish
Bunlar Rabbinin katından, hesabları karşılığı verilenlerdir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
(From) the Lord of the heavens and the earth, and all between, (Allah) Most Gracious: None shall have power to argue with Him
turkish
O, göklerin, yerin ve ikisi arasında olanların Rabbidir. O, önünde kimsenin konuşmayacağı Rahman olan Allah'tır
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
The Day that the Spirit and the angels will stand forth in ranks, none shall speak except any who is permitted by (Allah) Most Gracious, and He will say what is right
turkish
Cebrail ve meleklerin dizi dizi durdukları gün, Rahman olan Allah'ın izni olmadan kimse konuşamayacaktır. Konuştuğu zaman da doğruyu söyleyecektir
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
That Day will be the sure Reality: Therefore, whoso will, let him take a (straight) return to his Lord
turkish
İşte gerçek gün budur. Dileyen kimse, Rabbine götürecek bir yol benimser
İbn Kesir Tefsiri
İngilizce
Verily, We have warned you of a Penalty near, the Day when man will see (the deeds) which his hands have sent forth, and the Unbeliever will say, "Woe unto me! Would that I were (metre) dust
turkish
Sizi, yakın gelecekteki bir azabla uyardık; o gün kişi elleriyle sunduğuna bakar ve inkarcı da: "Keşke toprak olaydım" der